Hakkı Keskin: Trump’ın İklim Anlaşmasından çıkma kararı

150 devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla, Paris’te 11 gün süren, Birleşmiş Milletler “Küresel Isınma ve Hava Kirliliği Konferansı” Aralık 2015’te yapıldı. Konferans’ta alınan kararların 195 ülke tarafından imzalanabilmesi 11 aylık bir sürede tamamlandı. Bu tarihi antlaşma 4 Kasım 2016’da büyük ve coşkulu bir kutlamayla yürürlüğe girdi. 1994 yılında Rio de Janerio’da kabul edilen dünya iklim genel hedeflerinde temel ilkeler üzerinde uzlaşmaya varılmış, ancak antlaşmanın imzalanabilmesi 20 yılı aşkın bir tartışma sürecini gerektirmişti.

Paris antlaşmasıyla, küresel ısınmayı olası kısa sürede iki derece ile sınırlandırmak amaçlanıyor. Küresel ısınma, son yılların temposuyla devam ederse, yüzyıl sonunda bunun 5 dereceye çıkabileceği, eriyen buzulların bazı kıyı ve ada ülkelerini su altında bırakacağı, dünyanın bazı bölgelerinde aşırı kuraklığın orman yangınlarına ve çölleşmeye yol açarken, bazı bölgelerinde de sel felaketlerine neden olacağı, bilimsel araştırmalarla ortaya konuyor. Son yıllarda bu felaketlerin birçok ülkede aralıklarla yaşanmakta olduğu da görülmektedir.

Küresel ısınmaya ve hava kirliliğine, sera gazı etkisi yaratan fosil yakıt (kömür, petrol, doğalgaz, bor) kullanımının neden olduğu biliniyor. Fosil yakıtların ise, dünya enerji kullanımının yüzde 90’ına ulaştığı belirtiliyor. Özellikle ABD, Çin, Hindistan ve Rusya’nın, küresel ısınmada çok büyük paylarının olduğu, her yıl yapılmakta olan Küresel İklim Zirve Toplantılarında, son olarak da Kopenhag’da, bu ülkelerin uzlaşmaya çekinceli yaklaştığı biliniyor.

Ancak bilimsel araştırmalar, veriler ve küresel ısınmadan kaynaklanan felaketler, son yıllara değin antlaşmaya çekincelerini koyan ve fosil yakıtlarda en büyük payı olan Çin, ABD, Hindistan ve Rusya’nın da antlaşmayı artık kaçınılmaz görmelerine ve kabul etmelerine yol açtı.

YENİLENEBİLİR ENERJİ ALTERNATİFİ

Küresel ısınmanın sınırlandırılabilmesi ve hava kirliliğinin azaltılmasının sağlanabilmesi için, çözümün yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasında olduğu kanıtlanmış bulunuyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarını güneş, rüzgar, deniz dalgası, jeotermaller (yeraltı suları) ve hidrolik enerjiler (nehirler) oluşturuyor. Özellikle güneş, rüzgar ve dalga enerji kaynakları, tükenme riski olmayan, iklimsel ısınmaya, hava kirliliğine yol açmayan ve dışa bağımlılığı gerektirmeyen, tükenmez ve temiz enerji kaynaklarıdır. Bu nedenle özellikle birçok Avrupa ülkesi, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasına büyük önem vermekte ve buna uygun teknolojileri geliştirmektedirler.

AB’DE TRUMP’A DUYULAN KUŞKU KANITLANDI

Bilindiği gibi Trump seçim propagandasında “Önce Amerika” sloganıyla kendini tanıtmış ve dikkat çekmişti. Öte yandan da, diğer NATO ülkelerinin askeri harcamalara daha fazla pay ayırarak, ABD’nin bu alandaki yükünü hafifletmeleri gerektiğini istiyordu. Devlet ve hükümet başkanlarının katıldığı 25 Mayıs NATO zirve toplantısında, Trump NATO ülkesi üyelerin ağır silah alımına ve askeri harcamalara daha fazla pay ayırmasında ısrar etmiş ve diğer NATO ülkeleriyle ciddi bir sürtüşme sürecine girmişti. Suudi Arabistan’ın ABD’den 380 milyar dolarlık ağır silah satın almasını, bu Ortaçağ rejimini korumanın bedeli olarak anlamak gerekir.

Trump ayrıca Çin Halk Cumhuriyeti ve Almanya’nın ABD karşısında ihracat fazlası bulunduğuna, bunun da önlenmesi gerektiğine vurgu yapıyor.

Trump’ın bu ve benzeri çıkışlarından sonra, 195 ülke tarafından uzun bir görüşme ve tartışma süreci sonunda imzalanan “Paris Dünya İklimi Antlaşması”ndan ABD’nin ayrılmaya karar vermesi, başta Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika olmak üzere çoğu AB ülkesiyle ilişkilerin iyice gerilmesine neden oldu.

Trump Dünya İklim Antlaşmasını yeni baştan görüşerek ABD yararına değişikliklerin yapılmasını istiyor. AB ülkeleri ise, uzun bir hazırlık ve tartışma süreci sonrası kabul edilen bu uluslararası antlaşmayı asla tartışmayacaklarına vurgu yapıyorlar. Merkel ilk defa, “Artık AB kendi yolunu seçer” anlamında bir tepki gösterme gereği duydu. Almanya’yı ziyaret eden Çin başbakanı Li Keqiang’dan da Paris Antlaşması’na, Çin Halk Cumhuriyeti’nin bağlı kalacağı güvencesini aldı. AB’de ülkelerinin çoğunda medyada Trump’a var olan eleştirilerin, bu son karardan sonra iyice yoğunlaştığını görüyoruz.

AB GİDEREK BİR YOL AYIRIMINA YAKLAŞIYOR

AB tarafından, İkinci Dünya Savaşı sonrası başarıyla sürdürülen, soğuk savaş politikası ve Sovyetler-Rusya korkusu, AB ülkelerinde halk üzerindeki etkinliğini henüz tamamen kaybetmiş değil. İki Almanya’nın birleşmesi esnasında, Sovyetler Birliği’ne verilen güvencenin aksine, Sovyetler Birliği’nden ayrılan ülkeler NATO’ya alınarak, Rusya’nın batıdan ve hatta güneyden de kuşatılmasına kalkışıldı. Ukrayna ve Gürcistan’ın bile NATO’ya alınmak istenmesi, Rusya’nın bu iki ülkeye karşı atağa geçmesine yol açtı. Bu da Rusya’ya karşı öteden beri var olan kaygıları yeniden gündeme getirdi. Ayrıca ABD’nin, Hitler faşizminin yenilmesinde ve Almanya da dahil Batı-Avrupa ülkelerinin özgürleşmesindeki rolü halk tarafından unutulmamaktadır. 

Ancak giderek artan bir yaklaşımla, Rusya, Çin, Hindistan ile ilişkilerin çok yönlü geliştirilerek, halkın gerek duyduğu güvenliğin bu yoldan sağlanması eğilimi, siyasiler arasında daha belirgin hale geliyor. Trump’ın izlediği kışkırtmacı politikalar, bu yöndeki açılıma giderek daha fazla olanak sağlıyor.

Top