Güngör BERK: Tek Yol

Türkiye Cumhuriyeti, emperyalizme karşı kazanılan bağımsızlık savaşı sonrasında, aydınlanma devrimleriyle kuruldu. Anayasamızın ilk dört maddesinde yazılı, değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez hükümleriyle: “ Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı İstiklal Marşı’dır. Başkenti Ankara’dır”.

 
Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin “kuruluş”unda: “Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimin amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve biçimiyle uygar bir toplum haline ulaştırmaktır. Devrimimizin temel ilkesi budur. Bu gerçeği kabul etmek istemeyen düşünüşleri yok etmek zorunludur. Şimdiye kadar ulusun beynini paslandıran, uyuşturan bu düşünüşte bulunan insanlar olmuştur. Düşüncelerde yer alan boş inançlar mutlaka atılacaktır. Onlar çıkarılmadıkça beyne gerçeğin ışıklarını yerleştirmek olanaksızdır.
 
Beyler ve ey ulus, biliniz ki; Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar (tarikata bağlı olanlar) ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat, uygarlık tarikatıdır. Biz uygarlıktan, bilim ve fenden güç alıyoruz ve ona göre yürüyoruz. Başka bir şey tanımıyoruz” diyordu.
 
Ne yazık ki “kuruluş”tan doksan üç yıl sonra geldiğimiz bugünde, “devrimimizin temel ilkesi olan tamamen çağdaş ve bütün anlam ve biçimiyle uygar bir toplum” gerçeğini kabul etmek istemeyen düşünüşleri yok edemedik. Ülkemiz on dört yıldır, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu için Anayasa Mahkemesi’nce cezalandırılmış ama kapatılmamış, Siyasal İslam çizgisindeki bir parti tarafından yönetiliyor. On dört yıldır da siyasal iktidarlar laik Cumhuriyetle kavga ederek, Cumhuriyeti tasfiye etmeye çabalayarak çağdaşlıktan, uygarlıktan geriye dönüşün adımlarını atıyor.
 
Bu gün ülkemizde tam bir kargaşa yaşanıyor. Siyasal iktidar zafiyet, ciddiyetsizlik, gaflet içinde ve artık ülkeyi yönetemiyor. Ülke gündeminde yer alan ve öncelik taşıyan sorunlar, çözümlenmediği için, günbegün büyüyor. Güneydoğu kentlerimizde bölücü terör örgütüyle mücadele iç savaşa dönüştü. Suriye sınırımızda İŞID ile “Kilis Savaşı” yapılıyor. Komşu ülkelerle barış politikaları terk edildi, Ortadoğu bataklığına sürükleniliyor. Gelecek öngörüsü yapılmadan üç milyonu bulan Suriyeli mülteci ülkemize dolduruldu. Büyük kentlerimizde PKK ve IŞİD canlı bombaları patlamaya başladı.
 
Siyasal iktidar ise bildiğini okumaya ve kendi gündemini izlemeye devam ediyor. Gündeminin başında, Türkiye’nin hiç ihtiyacı değilken, başka bir anayasa yapmak var. Üstelik siyasal iktidar partisi olarak başka bir anayasa yapma yetkisi de yok. Ama bununla yatıp bununla kalkıyor, bunu yapmakta ısrar ediyor. Çünkü: Emperyalizm dün SEVR ile dayatmıştı, bugün ise BOP ile dayatıyor. Ülkemizin bölünmesini ve Türkiye topraklarında bağımsız bir Kürt devleti kurulmasını istiyor. Yemini de olsa, anayasa ve yasaları takmadan ülkemizi “başkan” olarak fiilen yönetmeye başlamış Cumhurbaşkanı, parlamenter rejimin değişmesini ve bize özgü bir başkanlık sistemine geçilmesini istiyor. Siyasal iktidara sahip olanlar ülke yönetiminde on dört yıldır yaptıklarına, yolsuzluk ve hukuksuzluklara meşruiyet kazandırmak istiyorlar. Amaçları Türk Milletinin “Anayasanın koyduğu esaslara göre ve yetkili organları eliyle egemenlik hakkını kullanmasına” son vermek. Hayallerinde Türk’ün, Atatürk’ün, laikliğin ve dolayısıyla demokrasinin de olmayacağı bölünmüş bir şeriat devleti var. Uzun sözün kısası: Emperyalizm, Türkiye Cumhuriyeti’ni bölmek ve yıkmak için bu kez “Anayasa Tuzağı”nı kurmuştur.
 
TBMM Başkanı İsmail Kahraman da geçende, yolun sonuna geldiklerini varsayarak,  siyasal iktidarın sözcülüğüne soyundu. Oysa o da milletvekilliğine başlarken yemin etmişti: “Laik Cumhuriyete, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı kalacağıma, anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma, Büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine yemin ediyorum” demişti. TBMM Başkanı yeminini unuttu: “ Yeni Anayasada laiklik olmamalıdır. Laiklik kalksın, dindar anayasa gelsin” dedi.
 
Meclis Başkanı, bu içten ve pervasız söylemiyle anayasa suçu işlemiş olmasına rağmen, ne istifa etme erdemini gösterebildi, nede siyasal iktidarın arkasında kalan “bağımsız yargı” gereğini yapabildi?
 
Gereğini Türk Milleti yapacaktır. Türkiye Cumhuriyeti’nin İsmail Kahramanlar ülkesi olmasına izin verilmeyecektir. Önümüzdeki demokratik mücadele: Emperyalizmin Türk Milleti’ne siyasal iktidar aracılığıyla dayattığı, bu bölücü ve yıkıcı anayasa çalışmasını boşa çıkarmaktır. Türk Milleti direnme hakkını Meclis’te, sokak ve meydanlarda kullanacak ve bu “sivil darbe”yi mutlaka önleyecek, Türkiye Cumhuriyeti’ne kurulmuş bu “anayasa tuzağı”nı aşacaktır.
 
Laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet korumakta ve savunmakta kararlıyız. Gücümüz örgütlü olmamızdan, taşıdığımız kuvayı milliye ruhundan, karakterimizdeki özgürlük ve bağımsızlık bilincinden, içimizdeki vatan ve millet sevgisinden, Mustafa Kemal Atatürk’ten geliyor. Gücümüz görev başındaki Atatürk Gençliği’nden, Mustafa Kemal’in askerlerinden geliyor.
 
Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin bu kargaşa döneminden çıkış yolu, Atatürk ilkeleri(Altı ok) ve Atatürk devrimleridir.
 
Demokratik mücadelemizin sonunda karşıdevrim iktidarlarının sonu gelecek ve ülkemizin Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı siyasal iktidarlar eliyle, ulusal politikalarla yönetilmesinin yolu açılacaktır. Gerici düşünüşler yok edilecek ve Türk Devrimi’ne kaldığı yerden devam edilecektir.
 
Zaman tüm cumhuriyetçi güçlerin ulusal bir cephede birleşmesi zamanıdır. Zaman tüm siyasal partiler, demokratik kitle örgütleri ve halkımızla birlikte, Atatürk Cumhuriyeti için, “kazanıncaya kadar”, demokratik mücadele zamanıdır.
 
“Karanlığa geçit yok – Aydınlık Türkiye!”
 
GÜNGÖR BERK
ADD BDK ÜYESİ
Top