Güngör BERK: O HALDEN BAŞKANLIĞA

Son başarısız 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi’nde ve sonrasında olup bitenleri hala tam anlamıyla çözebilmiş değiliz. Bir yapboz oyunundaki gibi ana resmi tamamlayacak eksik parçaları arayıp duruyoruz. Darbe girişimiyle ilgili yeni bilgiler ortaya döküldükçe resim bütünüyle görünmeye başlıyor. Olağanüstü hal döneminde çıkarılan KHK’ ler ile de Türkiye’nin nereye götürülmek istendiği anlaşılıyor.

 
   Siyasal İslam zihniyetindeki AKP, emperyalizmin desteğiyle iktidara geldiği 2002 yılından başlayarak, kesintisiz on dört yıl ülkeyi, “Gülen Cemaati”yle birlikte yönetti. Bu süreçte “kumpas”lar kurularak ve hukukun dışına çıkılarak Cumhuriyet’in kuruluş değerlerinin, kurumlarının, kurucularının yıpratılmasına çalışıldı. Bu süreçte Gülen Cemaati devletin tüm kurumlarına, kadrolarına ve toplumun her alanına yerleşti.
 
   İki ortağın beraber yürüdüğü bu yolun sonunda rejim değişikliği, Prof Dr. Sina Akşin’in tanımlamasıyla, “Suudi Arabistan-İran kırması bir şeriat diktatörlüğü” vardı. Bu süreçte parlamenter sistemin askıya alındığı söylenerek “Türk Tipi Başkan”la yönetilecek yeni devlet”in “Yeni Anayasa”sının hazırlanmasına geçildi.
 
   17 / 25 Aralık 2015 de iki ortağın arası bozuldu. 15 Temmuz 2016 gecesi, TSK içinde yuvalanmış “İslamcı Subaylar”, Tayip Erdoğan’ı iktidardan silahla indirip yerine Fetullah Gülen’i getirme amacıyla bir darbe kalkışmasında bulundular. Darbe kalkışması Cumhuriyet’e bağlı Ordu, Polis ve “Başkomutan”ın görüntülü telefon çağrısıyla sokağa çıkan ve darbeye karşı duran Millet tarafından önlendi.
 
   Darbe kalkışmasının önlenmesinde darbeler tarihinin “ilk”leri yaşandı. “Başkomutan”ın “Millet”i sokağa çağırması ilkti.  “Başkomutan”ın çağrısıyla sokağa bu kez silahsız çıkan ve tanklara, askere saldıran ve milis gücü görüntüsündeki “Millet” de bir ilkti. Belediyelerin kışlaların kapısına yığdığı iş makineleri ve “Millet”in bir ay süreyle sokakları terk etmeyip “demokrasi nöbeti” tutması da ilk oldu.
 
   Darbe kalkışması sonrası Gülen Cemaati “FETÖ” ilan edildi ve yurt genelinde OHAL uygulaması başlatıldı. Darbe kalkışması sonrasında yapılanlar önceden planlanmış gibidir.
 
   OHAL döneminde çıkartılan KHK’ler ile devlet ve toplum içinde yuvalanmış FETÖ mensuplarının yakalanması, at izi it izine karışmasın denilerek, sürüyor. Bu güne kadar yurt genelinde gözaltına alınan, işten el çektirilen, tutuklanan “cemaatçi” kişi sayısı yüz bine ulaştı.
 
   OHAL’in ilk üç ayında aceleye getirilen ve henüz Meclis’te görüşülmeyen KHK’ler ile darbe kalkışmasının diğer faturası da emperyalizmin hedefindeki Türk Ordusu’na çıkarıldı. Orduda tarihsel gelenek bozuldu. TSK’nın komuta birliğinde, eğitim kurumlarında ve hastanelerinde, Askeri Şura’da zafiyet yaratacak kalıcı yapısal değişikliklere gidildi.
 
   Milli Eğitim’de eğitim-öğretimin İmam Hatipleştirilmesine yönelik çalışmalara kaldığı yerden devam edildi. “Gülen”le ilintili okullar İmam Hatip Okullarına   dönüştürüldü. Eğitim kalitesiyle tanınmış geleneksel okulların “Proje Okul” uygulamasıyla dağıtılmasına başlandı. Kindar ve dindar nesil ülküsüne ek yapıldı. Milli Eğitim Bakanı: 15 Temmuzolduğunda, “Vatan senden hizmet bekliyor” dendiğinde, sağına soluna bakmadan sokağa bayrakla çıkacak nesil istiyoruz, dedi.
 
   Yargı ve sağlık kurumlarında ise “Gülenci” yerine başka cemaatlerin kadrolaştığı, tüm cemaatlerin önünün açıldığı görüldü.
 
   Darbe kalkışmasından sonra siyasal tarihimize yeni kavramlar girdi: FETÖ, İkinci Kurtuluş Savaşı, 15 TemmuzDemokrasi Şehitleri, Enişte, Kahraman Kazan, Demokrasi Bayramı…
 
   Darbe kalkışmasının siyasi ayağına, “cemaat”in elinden tutan siyasetçilere ise, 17 / 25 Aralık milat alınarak dokunulmadı.
 
   Darbe kalkışması öncesinde toplumun tepkisi nedeniyle kapatılan “Türk Tipi Başkanlık” kapısı yeniden açıldı. Anayasaya aykırı olarak yaratılan fiili başkanlık durumuna meşruiyet kazandırmak için pazarlık başlatıldı. Cumhuriyet’in kuruluş döneminde Atatürk’ün dışladığı, bütün erklerin tek elde toplanacağı anlaşılan Başkanlık sistemi ülke gündeminin başına yerleştirildi.
 
   Ülke çok sıcak bir kargaşa sürecinden geçmektedir. Bir yanda FETÖ ve PKK terör örgütleriyle içte mücadele edilirken diğer yanda Suriye ve Irak topraklarına girilerek IŞİD ile savaşılmaktadır. Yetmezmiş gibi, yakın tarihimizde yerini almış Lozan Antlaşması ve Misakı Milli konularında gereksiz tartışma başlatılarak Musul ve Kerkük cephesinin açılmasına çalışılmaktadır.
 
   Bu durumda ve ortamda siyasal iktidardan öncelikle beklenen FETÖ, PKK ve IŞİD terör örgütleriyle mücadelesinde ödünsüz ve kararlı olması, Cumhuriyet ve Atatürk’le kavgasını bırakması, Osmanlı özleminden ve başta Başkanlık olmak üzere gerici dayatmalarından vazgeçmesi, Cumhuriyet’in kuruluş ideolojisine dönüş yapmasıdır.
 
   Türk Milleti bu kargaşa sürecinden adalet ve hukuktan ayrılmadan Kuvayı Milliye ruhuyla, Cumhuriyet ve Atatürk’te birleşerek çıkacaktır.
 
GÜNGÖR BERK
ADD BDK ÜYESİ
26.10.2016
Top