Güngör Berk: Devrim Anayasası

Bizim kuşak 27 Mayıs 1960 Devrimi’ni, devrimle gelen ilerici Anayasasını çok sevmiştir. Devrimden sonraki yirmi yıl boyunca, “Hürriyet ve Anayasa Bayramı”nı hep coşkuyla, heyecanla kutlamıştır.
Türk Silahlı Kuvvetleri, bundan yarım yüz yıl önce, Anayasa ve hukuk dışına çıkmış bir siyasal iktidara karşı direnme hakkını kullanmış ve ülke yönetimine el koymuştu. Ordunun arkasında milletin desteği vardı. Siyasal iktidarın baskısına ve faşist bir diktatörlüğe gidişine karşı verilen bu mücadelede üniversite, gençlik, aydınlar, basın, muhalefet partileri “orduyla el ele” idi.
28 Nisan 1960 da İstanbul Üniversitesi’ne giren polis öğrencilerle çatışmıştı. Üniversitenin onurlu rektörü Profesör Doktor Sıddık Sami Onar hırpalanmış, başı kanatılmıştı. Rektör başı sarılı olarak, rektörlük binasının iç avluya bakan balkonundan öğrencilerine seslenmişti. Rektörün konuşmasından sonra öğrenciler “Hürriyet!” istemini haykırarak üniversiteden Beyazıt Meydanı’na inmişti. Alanda “Atlı Polis” engeliyle karşılaşmış, polis kurşunuyla arkadaşları Turan Emeksiz’ i şehit vermişti. Alandan taşarak “Vilayet” e doğru yürüyüşe geçen öğrenciler caddelerden sel gibi akmıştı. O gün Beyazıt Meydanı’nda “Kahrolası Diktatörler!” uyarılmış ve devrimin ateşi yakılmıştı.
Sonrasında öğrenci gösterileri Mayıs ayı boyunca ve devrime kadar İstanbul’da, Ankara’da devam etmişti. Şimdi o günlerden anımsanan bir de Başbakanın öfke dolu, umutsuz ve çaresiz “radyo konuşmaları”dır. Radyodan millete seslenen Başbakana göre bilim insanları “kara cübbeliler”, üniversite gençliğinin tepkisi ise “sokak patırtısı”dır. Konuşmasını sanki içine gizlenmiş bir “Hitler” yapar gibidir.
27 Mayıs 1960 Devrimi, siyasal iktidarı on yıl elinde bulunduran “karşı devrim”i durdurmuştur. Devrimin getirdiği yeni Anayasa ise, Atatürk ilke ve Devrimlerine bağlılığın bilinciyle hazırlanmıştır. Profesör Doktor Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun tanımıyla: “ Türk halkının insanlık, haysiyet ve haklarını, fikir ve vicdan hürriyetini koruyan, demokratik bir düzen içinde ve ekonomik bir planla kalkınabilmesinin şaşmaz reçetesidir. Anayasaya göre: “Türkiye Cumhuriyeti insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan milli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.”
27 Mayıs Anayasası’nda yasama, yürütme, yargı birbirinden ayrı ve bağımsızdır. Anayasa Mahkemesi ve Devlet Planlama Teşkilatı başta olmak üzere getirdiği kurumlarla çağdaş bir hukuk devletinin yolunu açmıştır. Sosyal devlet anlayışını yerleştirmiş, özgür bir ortam yaratmış, çağdaş bireysel hak ve özgürlükler sağlamıştır. İşçi sınıfı ve sendikacılık açısından çok geniş olanaklar getirmiştir. Sosyalist partilerin kurulmasının önünü açmıştır. Kemalizm ve sosyalizm “daha rahat nefes almaya” başlamıştır.
27 Mayıs Anayasası’yla başlayan “altmışlı yıllar” toplumun özgürlük yıllarıdır. Toplum birden gelen “hürriyet”in sarhoşluğundan kurtulamamıştır. Sanki tamamlanmış ve bitmiş Kemalist Devrim’den sonra ufukta Sosyalizm gözükmüştür. Her gün daha da yaklaşan sosyalizmin “ayak sesleri” duyulur gibidir. Bu on yıl toplumun en romantik, en güzel ve en kederli on yılı olarak tarihe yazılmıştır. Dünya için de böyledir ya!
“Yetmişli yıllara” gelindiğinde karşı devrim yeniden toparlanmıştır. Toplumun görüp göreceği en ilerici Anayasanın artık “bol” geldiği hatta “lüks” olduğu söylenmektedir. Çünkü “toplumsal uyanış ekonomik gelişmeyi
aşmıştır”.
Önce “tam bağımsızlık” yolunda yürüyen yurtsever gençlerin yaşamı Kızıldere’de, Nurhak Dağları’nda, idam sehpalarında bitirilir. Sonra da Anayasa düzeltilir, solun önü kesilir. 27 Mayıs Devrimi’nin Anayasası, 12ylül 1980 deki faşist asker darbesiyle tamamen ortadan kaldırılır.

GÜNGÖR BERK
ADD BDK ÜYESİ

Top