Güngör Berk: 23 NİSAN BAYRAMI

 
          İlkokula giden torunum için ben Bilge Dede’yim. Bilge Dede olunca insanın sorumluluğu artıyor. Ama insana sevinçli bir duygusallık yaşatıyor. Ayrı kentlerde oturduğumuzdan, denk geldiğinde, telefon açar konuşuruz. Torunum geniş çocukluk dünyasında yaşar, arada biz büyüklerin dünyasına da kafasını uzatır ve meraklı sorular sorar. Onun sorularına Bilge Dede olarak gerçekçi, akılcı, doğru yanıtlar vermekte zorlandığım olur.
 
          “Anayasa Değişikliği” ile ilgili sonuncu halk oylaması torunumun da ilgisini çekti. Bir gün öncesinde telefonla görüştük. “16 Nisan’da ne yapacaksınız?” dedi. “Atatürk’ün çocuklara armağan olarak verdiği 23 Nisan Bayramı’nı oylayacağız”, dedim. “Nasıl?”, dedi.  “Kutlanmasın diyenler ‘evet’, ‘kutlansın’ diyenler hayır oyu verecek”, dedim. “Anladım”, dedi. Biz büyükler o gün, 23 Nisan 1920’den bu yana kayıtsız şartsız milletin olan ulusal egemenliğin ‘tek adam’a verilip verilmemesini oylayacaktık.
 
          16 Nisan 2017 Pazar günü, yurdun çoğu yerinde, anne ve babalar halk oylaması sandıklarının başına çocuklarıyla gittiler, oylarını kullandılar. Çocuklar hoşgörü, sevgi ve demokrasi ortamında oy verme işlemini izlediler. Anne ya da babasıyla oy verme kabinlerine birlikte giren, anne ya da babasının oyunu sandığa atan çocuklar görüldü.
 
          17 Nisan sabahında halk oylaması sonuçları ve torunumun telefonuyla uyandık. Torunum sonucu öğrenmişti. Bu yüzden üzgündü, sesinden ağladığı anlaşılıyordu. “Ben şimdi bayramımı kutlayamayacak mıyım Dede?”, diye sordu. “Korkma!”, dedim. “Annen, baban, biz ve hepimizin içindeki Atatürk sevgisi var olduğu sürece bayramını hep kutlayacaksın.”
 
          29 Ekim 1923’te kurulan laik demokratik Türkiye Cumhuriyeti, doksan yedi yıl sonra, gereksiz, başlangıcı ve sonu tartışmalı bir halk oylamasıyla, 16 Nisan 2017’de yıkılıyordu. Atatürk Cumhuriyet’ini koruyup kollayanların hep “olmasın!” dediği “korkulan” ama hep olan şeylerden sonuncusu da oluyordu. Parlamenter rejimden devletin tüm yetkilerinin ‘tek adam’da toplandığı Başkanlık rejimine geçiliyordu. Egemenlik Milletten alınıyor ve kayıtsız, şartsız, denetimsiz ‘tek adam’a devrediliyordu. Demokrasinin koşulu kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü ortadan kaldırılıyordu. ‘Gazi Meclis’in yalnız adı ve sayısı arttırılmış milletvekilleri kalıyordu.
 
          Olağanüstü hal ortamında ve Demokrasi, Hukuk, devlet gücü kullanılarak yapılan halk oylamasının toplumu ikiye böldüğü; yarısının kıl payı farkla ‘yeni rejim’e ‘evet’ dediği görülüyordu. Oylama devam ederken yasa dışı bir karar alan Yüksek Seçim Kurulu’nun da bu sonuca katkısı vardı. Resmi sonuç açıklanmadan, acele ve telaşla, alışılmış balkon konuşmaları yapılıyordu. ‘Türk Milleti’nin destan yazdığı’, bir ‘halk ihtilali’ gerçekleştirildiği ve ‘halkın kendi devletini kurduğu’ ilan ediliyordu. Atı alan Üsküdar’ı geçmişti. Toplumsal uzlaşmanın oluşmadığı halk oylaması sonucuna bakarak Cumhuriyet’in yıkıldığı, devranın değiştiği ilan ediliyordu. Üstelik bu Cumhuriyet, Mümtaz Soysal’ın dediği gibi: “ Büyük zaferlerin olduğu kadar büyük özverilerin de ürünüydü. İnsancıl ve barışçıl felsefesiyle, yalnız bu halk adına değil, bütün dünya halkları adına dikilmiş evrensel bir insanlık anıtı” idi.
 
          Halk oylamasında ‘evet’ denilen anayasa değişikliği, 3 Kasım 2019’da yürürlüğe girecekti. Ama iki önemli değişiklik hemen gerçekleştirilecekti. Cumhurbaşkanı partili olacak, partili olmuş Cumhurbaşkanı Hakim Savcılar Kurulu’nu oluşturacaktı. Bu iki yıllık geçiş sürecinde mıntıka temizliği yapılacağı, ‘Başkan’a ve değiştirilmiş Anayasaya göre ‘Yeni Türkiye’ hukukunun düzenleneceği,  toplumun alıştırılacağı anlaşılıyordu.
 
          Halk oylamasının sonucu Türk Milleti’nin, neredeyse başa baş, ‘evet’ ve ‘hayır’ diyenler olarak ikiye bölündüğünü göstermiştir. Oysa yaşanan dönem ulusal birlik ve beraberliğin güçlenerek korunmasını gerektiren bir dönemdir. Henüz adı dillendirilmemiş ‘yeni rejim’ için toplumsal uzlaşmanın sağlanamadığı anlaşılmaktadır. Toplum, getirilen bu rejim değişikliğine şimdiden muhalefete, tepki göstermeye, direnmeye başlamıştır.
 
          ‘Yeni rejim’ başlarken toplumda Demokrasi, Hukuk, Temel Hak ve Özgürlüklerin kaderine terk edileceği kaygısı duyulmaktadır. ‘Eski rejim’den yana olmanın suç sayılacağı, ‘eski rejim’in izlerinin silinmeye çalışılacağı önümüzdeki sıcak günlerde, bunların demokratik mücadelesi mutlaka yapılacaktır. “Demokrasiyi korumak ve kollamak için” örgütlü demokratik mücadele sürdürülecektir.
 
GÜNGÖR BERK
ADD BİLİM DANIŞMA KURULU ÜYESİ
Top