“HAK’tan yana olmak”

Geçen Cuma akşamı Milas’ta gazeteci ve CHP İzmir Milletvekili Mustafa 
Balbay tarafından yazılan Yargıtatör isimli oyunu seyrederken, belleğimden
onlarca anı, yüreğimden dilekler geçti… Çünkü, henüz gencecik bir
üniversite öğrencisiyken okuduğum, 20’li yaşlarımda Ankara Sanat
Tiyatrosu’nda oyununu seyrettiğim Uğur Mumcu’nın Sakıncalı Piyade adlı
eseri, sonra yine 1990’ların sonlarında 12 Eylül dönemini eleştirmek için
yazılıp sahnelenmiş, şu anda adını anımsayamadığım başka bir tiyatro oyunu
aklıma geldi; bir yazarın henüz yayımlamadığı bir kitabı yüzünden
tutuklanıp yargılanmasının esprili bir dille anlatıldığı… O zaman gerçek
olaydan yola çıkarak yazılan, sahnelenen bu oyunları seyrederken,
“Demokratik Hukuk Devleti” ile bağdaşmayacak bu uygulamaların geçmişte
kaldığını, bir daha yaşanmayacağını umuyor ve diliyordum.

Ama, hepimiz, geçmiştekilerden çok daha anormal, geniş kapsamlı, adaletsiz
uygulama, tutuklama ve yargılamalara ADALET ve Kalkınma Partisi adını
taşıyan siyasi partinin iktidarı döneminde tanıklık ettik. 2009 yılı Mart
ayında, Ergenekon Davası’nın ikinci dalgası sırasında adı sayılan sanıklar
arasında birkaç gazeteci arkadaşımın da (üstelik biri Yeni Şafak’ta
çalışmış) adının geçtiğini duyunca iyice şaşırdım. Kafaların karışık
olduğu, neyin olup bittiğini anlamaya çalıştığımız ve az çok tahmin
ettiğimiz bu dönemde, Ankara’daki bir gazeteci arkadaşımla telefonda
konuşurken, bu olaylarla ilgili yorumunu sordum. “Hiç sorma; UCUBE! Başka
diyecek söz bulamıyorum” demişti… Sağduyulu, aydın yurttaşlar olarak,
neyin olup bittiğini anlamaya başlayınca; görüşlerimi internet ortamındaki
çeşitli zeminlerde yazmaktan hiç çekinmedim. Özetle; az sayıda “kuru”nun
(gerçek suçlunun) yanında çok sayıda “yaş”ın (masumun) yakılmaya
çalışıldığı bu ucube davalar, muhalifleri pıstırmaya, sesini kısmaya, hatta
yok etmeye yönelikti. Geçmişte “eşik bekçisi”, “önder” konumundaki ilerici
ve Atatürkçü aydınlar (Gazeteciler, bilim insanları, demokratik kitle
örgütü yöneticileri, akademisyenler, askerler, hukukçular…) suikastlerle
katlededilirken, şimdi bu UCUBE DAVALAR ile etkisizleştirilmeye,
yıpratılmaya, itibarsızlaştırılmaya çalışılıyordu. Sahte tanık, kanıt,
iftiralarla, sehven bilgisayarlara, cep telefonlarına yüklenen verilerle
tutuklamalar, hukukun tüm ilkeleri çiğnenerek yargılamalar yapılıyor, bu
süreçte kimse sesini pek çıkarmıyor ya da (özellikle bazı aydın ve gazeteci
müsvetteleri) davaların sözde haklılığını, gerekliliğini savunmaya hizmet
ediyordu. Hatta o zamanki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da sonradan
“Kumpas” dediği bu davaların “Savcısı” ilan ediyordu kendisini… Hatta
bazı “Solcu”lar, ben görüşlerimi dile getirince, gereksiz bulduğum “Beyaz
Türk” terimini bir hakaret sözcüğü gibi kullanarak, “Şimdiye kadar sizlere
kimse dokunmuyordu değil mi? Geçmişte bizimkiler asılırken, yargılanırken,
işkencede, hapislerde sürünürken sesiniz çıkmıyordu” demeye getiriyorlardı.
Henüz ilk ve ortaokulu öğrencisi olduğum dönemlerdeki olaylardan nasıl
sorumlu tutulabilirdim ki? Sonrasında, zaten bilinçlendikçe, kişiliğim
oturmaya başladıkça, bilgilendikçe, gerekli tepkiyi, ilkesel biçimde,
yaşamım ve duruşumla, yazılarımla, katıldığım eylemlerle göstermiştim!?
“Haktan yana, adil, hümanist” bir kişi, kendisine yapılmasını istemediği
bir şey, başkasına yapılınca “Oh! İyi olmuş, canıma değsin!” der mi? Hz.
Ali’nin “Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır” sözü ne kadar
doğru! Hele hele bu haksızlıkları yapanlar, onları destekleyenler, göz
yuman ve sesini çıkarmayanlar, hukukun bir gün gelip kendilerine de lazım
olacağını hiç akıllarına getirmezler mi? “Hak” sözcüğünün “Yaratıcı, Allah,
Tanrı” ile eş anlamda kullanılmasının derinliğini düşünmezler mi?

İşte Balbay’ın Silivri Cezaevi’ndeyken yazdığı, Önder Özpınar’ın yönettiği,
İstanbul Rağmen Tiyatrosu oyuncuları tarafından sahnelenen; Ergenekon ve
KCK davalarında yargılanan gazeteci, yazar ve akademisyenlerin
yaşadıklarının, “Adalet Mülkün Temelidir” yazısı önünde her türlü hukuk
dışı uygulama ve adaletsizliğin nasıl yapıldığının “Kara mizah” ile
anlatıldığı Yargıtatör’ü seyrederken bunları düşünüyordum. Tüm bunları,
tarihin kara sayfalarında yer alacağını bilerek, bir daha yinelenmemek
üzere geçmişte kalacağını umarak, oyunu seyreden oğlumun “Bir zamanlar
Türkiye’de bunlar yaşandı. Şimdi çok şükür Mustafa Kemal Atatürk’ün
tamamlayamadığı devrimi yaşama geçirdik, hatta ‘Devrimcilik’ ilkesi
ışığında daha da ileri taşıdık; Çağdaş, demokratik bir hukuk devletinde,
adil ve gönençli bir toplumsal düzende barış ve huzur içinde yaşamımızı
sürdürüyoruz” demesini diliyorum.


Gülçin ERŞEN – 1 Nisan 2018 / Güllük

 

Top