Umutluyuz, Mutluyuz, Kazanacağız!

Bir Roma atasözü “yaşamın olduğu yerde umut vardır” der.  Yüzyıllar öncesinden çığlığı duyulan bir cümledir bu. Bilinir ki, toplumsal travmaların, kurumsal çürümüşlüklerin ve ulusal bunalımların yoğun yaşandığı dönemlerde genellikle iki tip insan karşımıza çıkar:

Birinci tip insan: Olaylara ve süreçlere neden-sonuç ilişkisi üzerinden bakar, çok yönlü değerlendirmeler yapabilme yetisine sahiptir ve gündelik kavgaların, inatlaşmaların uzağındadır; sadece bugünü ve ertesi günü değil yarınları da düşünür. Bunları yaparken dünün ders verici niteliğini görmezden gelmez. Umutludur; hayalleri ve hedefleri vardır.  Devrimcidir ya da olabilme potansiyeline sahiptir.

İkinci tip insan: Olayları gündelik kavgalar ve çekişmeler üzerinden değerlendirmeye çalışır. Bu tip insan için geçerliliği olan en önemli olgu andır. Yarınları kolaylıkla gözden çıkarmıştır; çünkü umut, hayal ve hedef bu insan tipine birkaç beden büyük gelir. Tarihi oluşturan nedensellik olgusuna uzak olmakla birlikte; değerlendirmelerinde analizin ve sentezin yoksunluğunu da görebilirsiniz. Ne devrimcidir ne de olabilme potansiyeline sahiptir.

Türkiye yakın zamanda emperyalizmin 21. Yüzyıl markalı kanlı yüzüyle karşı karşıya kaldı: Bölücü ve gerici terör örgütlerinin saldırıları; sıra arkadaşlarımızı, komşularımızı, akrabalarımızı,ailemizi hayattan koparan bombalar ve CIA güdümlü işgal girişimi.Peşi sıra cumhuriyet ve Atatürk alerjisini ortaya koyan, toplumu birleştirmeyen aksine bölen ve politik magazinin öznesine dönüştürülen birtakım uygulamalar: Müfredat değişikliği, müftülere nikah kıyma yetkisi, askeri okulların kapatılması ilk akla gelenler. Cumhuriyet’e alerjisi olanlar cumhuriyeti yönetme ehliyetine sahip olamazlar ve tarihsel zorunlulukların da etkisiyle yıkılmaya mahkumdurlar. Söz konusu mahkumiyetin başat ortakları da özüne yabancı, toprağına yabancı, talancı ve rantçı ikinci tip insanlar olacaktır. Bu durum  aynı zamanda muktedirlerin çöküşünün müjdesini verirken cumhuriyetimiz 94. yaşını kutluyor. Atatürk’ün Anadolu’da yüzyıllardır öteki görülmüş, bürokrasiden ve idareden soyutlanmış Türk Milleti ile birlikte verdiği kurtuluş ve bağımsızlık mücadelesinin sonucudur cumhuriyet. Geride bıraktığımız 94 yıla baktığımızda Türkiye Cumhuriyeti tarihi, Türk Milletinin ve aydınlanmacı Türk Devrimi’nin yansımalarıyla doludur, ve bu yansımalar Türk Milleti’nin tarihsel birikimiyle bütünleşmiştir. Cumhuriyetin 94 yılı mücadeleler, ilerici hareketler, kazanımlar ve başarılar tarihidir. Bu aydınlık tarihin altında yazının girişinde sözünü ettiğimiz birinci tip insanların imzası vardır. Satı Kadın’ın, İsmail Hakkı Tonguç’un, İdil Biret’in, Halil İnalcık’ın, Afet İnan’ın, 68 gençliğinin, Üç Fidan’ın, Erdal Eren’in, Devrim Şehitleri’nin, Aziz Sancar’ın, Kenan Sofuoğlu’nun; siyasetten sanata, bilimden spora ülkemizin aydınlık yüzleri, bu toprakların özünden beslenen cumhuriyet meşalesini yükseltmişlerdir.

Cumhuriyet, Nuri Bilge Ceylan’ın “güzel ve yalnız ülkem” dediği kadim toprakların geleceğe sağlam adımlarla taşındığı bayraktır. Cumhuriyet, ay yıldızdır: 94 yılın verdiği güçle bu topraklar Necmettin Yılmaz, Aybüke Yalçın gibi fedakar ve vefakar öğretmenleri yaratmıştır. İkinci tip insandan Necmettin Yılmaz’ın ve Aybüke Yalçın’ın mücadelesini anlamasını elbette beklemiyoruz; çünkü günümüz Türkiye’sinde ikinci tip insanlar memleketimize başka coğrafyaların gözüyle bakıyor, dolayısıyla sorunlara koydukları tanılar ve çözümleri başka coğrafyaların kimliğini yansıtıyor. Bu noktada, yukarıda örneklendirdiğimiz birinci tip insana büyük görev düşüyor: Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti bir değil bin Tonguç yetiştirecek birikime ve güce sahiptir. Kadim Anadolu, mazlum milletlere Mustafa Kemal’i armağan eden bir coğrafyadır. Aslolan Anadolu’yu Anadolu’nun özünü ve birikimini göz önüne alarak değerlendirmektedir. Tarih, güçlü milletlerin tarihidir, güçlü milletler özüne ve kimliğine sadık milletlerdir. Türk milleti, dünyada antiemperyalist mücadelenin fitilini ateşleyen millettir. “Özgürlük  ve bağımsızlık benim karakterimdir” diyen Aziz Atatürk’ün çocukları cumhuriyeti Brüksel’e ve Washington’a sadık kapıkullarına, NATO’ya, AB’ye teslim etmeyecektir. Atatürk’ün çocukları cumhuriyeti cemaatlere, tarikatlara kurban vermeyecektir, ve Atatürk’ün çocukları “kimsesizlerin kimsesi olan cumhuriyetin” çetelere, batı güdümlü terör örgütlerine peşkeş çekilmesine izin vermeyecektir. Atatürk’ün çocukları yine ve yeniden kazanacak; Türk Devrimi’nin Kemalist programını hayata geçirecektir.

Gücümüz ve umudumuz, tarihin bize gösterdiği zorunluluklardan ileri gelmektedir. Büyük Türk şairi Nazım Hikmet Ran’ın söylediği gibi:

“Dörtnala gelip Uzak Asya’dan

Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim.”

Türkiye şu günlerde adeta bir doğum sancısını yaşıyor, yakındır ki sokaklarımız, evlerimiz, yer ve gök Anadolu’dan yükselen tam bağımsızlığın ışığıyla dolacak. O gün, bir kez daha tarihimize ve kahramanlarımıza olan borcumuzu ödeyeceğiz. Umutluyuz, mutluyuz ve kazanacağız!

Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!

Yaşasın Türk Milleti!

Gazi ÖMEROĞLU

ADD Genel Yönetim Kurulu Üyesi

ODTÜ Tarih Bölümü

e-ileti: [email protected]

Top