NASIL BİR BARIŞ? KİMİNLE BARIŞ?

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından önceleri 21 Eylül tarihi uluslararası barış günü olarak kabul edilirdi. Sonraları eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve Varşova Paktı üyeleri, Nazi Almanyası’nın Polonya’yı işgal ettiği tarih olan 1 Eylül’ü “dünya barışına hizmet etmeyi” anımsatmak amacıyla barış günü olarak kabul etmişler ve bu tarih kabul görmüştür. 21. yüzyıl gerek bölgemizde gerek dünyanın birçok coğrafyasında emperyalizmin vesayet savaşlarına ve yeni dünya düzeninin ödettiği bedellere tanıklık ederken ” barış” kavramının  ne kadar anlamlandığı ve önem kazandığı da apaçık ortadadır. Bu noktada bazı sorular devreye giriyor: Nasıl bir barış?  Kiminle barış? Neden Barış?
    Ebedi Başkomutan Atatürk, ” Milletlerarası anlaşmazlıklar, ancak iyi niyetle ve genel çıkarlar adına karşılıklı fedakarlık yolu ile halledilir.” diyor. Anahtar tamlamalarımız “iyi niyet” ve “karşılıklı fedakarlık”tır. Peki, hemen soralım: Emperyalizmde iyi niyetin i’sinin olduğunu düşünenler var mıdır? Vardır elbette: Vesayetin düzen piyonlarıdır onlar. Adları değişse de coğrafyalara bıraktığı acılar değişmez. Emperyalizmin fotoğrafını çekelim şimdi, nereden aşinayiz bu vebaya? İzmir’e Yunan bayrağı diken, İstanbul Boğazı’na gemilerini demirleyen, Meclis-i Mebusan’ı basan emperyalizme biz oldukça aşinayız. İşte barış, mazlum coğrafyaları postallarıyla kirleten emperyalistlerin dilinde değil;  “Bayrak bir ulusun onurudur” diyerek önüne serilen Yunan bayrağını kaldırtan Mustafa Kemal’in dilinde anlam kazanmıştır. Vietnam’dan aşinayız emperyalizme; Yugoslavya’dan, Irak’tan, Kafkasya’dan, Suriye’den… Ve barış  “dünya jandarması” elbisesini giyen Washington’ın değil; emperyalizme direnen Vietnam halkının, Tito’nun dilinde anlam kazanmıştır.
   Doğu Bloku yıkıldıktan sonra, tek dişi kalmış canavarlar bu kez eski SSCB bakiyesi coğrafyalara geldiler rengarenk “devrimler” ile. Emperyalizmin rengi Ukrayna’da turuncuydu, Gürcistan’da kadife. Yugoslavya’yı altı parçaya bölen “barış elçileri” Ukrayna’yı iç savaşa sürükledi. Doğu coğrafyasında ilk ve en kuvvetli tokadını Mustafa Kemal’den yiyen emperyalizm, bugün Ukrayna da, Irak da, Suriye de Washington’dan yönetilir diye bağırıyor. En son 15 Temmuz Fetö darbe kalkışması esnasında gördük ki emperyalizm, Ankara’yı da Washington’dan yönetmek istiyor. Bu noktada neoliberallere, yetmez ama evetçi rengarenk “sol”a anlatmak gerek: emperyalizmle barış mümkün değildir. Biz sadece Büyük Kurtarıcı Atatürk’ün tam bağımsızlıkçı ” Yurtta barış, dünyada barış” sözünü tanırız, biz İsmet İnönü’nün Türk evlatları babasız kalmasın diye güttüğü dengeli barış politikasını tanırız, kalanı reddediyoruz ve Atlantik’ çöplüğüne fırlatıyoruz!
    Bir de silahlarla, kurşunlarla barışmamızı isteyenler var. Hukuki olarak silah kullanma hakkına sahip tek aygıt olan devleti kurşunlarla dizayn etmeye çalışanlar bunlar. Silahları Amerikan bandrollüdür, Avrupa bandrollüdür. Amerikalı gibi düşünüp Türkçe konuşmaya çalışırlar. Mustafa Kemal’in askerleri Türkçe düşünüp, Türkçe konuşanlarla barış yaparlar, “aldananlar ve kandırılanlar” ise vakti zamanında emperyalizmin tetikçileriyle Dolmabahçe’de “barış” masası kurmuşlardı. Bu topraklarda kandırıldım, aldandım diyenlerin “barış” getireceğine inanmak da en hafif deyimiyle siyasi ve tarihi körlüktür. Emperyalizme direnen Mustafa Kemal Atatürk’e ve en yakın silah arkadaşına “iki ayyaş” diyenler, emperyalizme karşı Latin Amerika’da mücadele bayrağını yükselten Che’ye eşkıya diyenler ne toplumsal barışı getirebilir ne de tam bağımsızlıkçı dış politika yoluyla bölgesel barışa hizmet edebilir.
   Emperyalizmin dopingi etnik ve mezhepsel bölünmedir; panzehiri ise birlik ve beraberlik. Birlik ve beraberlik içinde inşa edilen barışın sesi okyanus ötesinden duyulacaktır. Türk milleti emperyalizme bölücü ve fanatik İslamcı terör örgütleri üzerinden de aşina. Yıllardır Türkiye’nin bölücü terör örgütüne karşı yürüttüğü mücadeleyi  “insan hakları, demokrasi, özgürlük” penceresinden gören Batı, 15 Temmuz gecesi Fetö kalkışmasını Türkiye’nin son şansı olarak görüyordu. Söz buraya gelince memleket dahilinde iktidara sahip olanları uyarmak gerek: Dini ve etnik temele dayalı politikalar ancak tek dişi kalmış canavarların ekmeğine yağ sürer, bal katar. Büyük Atatürk önderliğinde emperyalizmi yenilgiye uğratan bu topraklarda barış, tam bağımsızlıkçı, kurucu değerlere bağlı ve laik cumhuriyetin dinamiklerine tutunan bir yönetim anlayışı ile tesis edilebilir.
   Barışı korumak, barışmaktan daha zordur, ve barışın koruyuculuğu da güçlü bir ordu ile mümkündür. Tarihsel değerlerimiz olan askeri okulların kapısına kilit vuranlar, kışlaların önüne çöp kamyonları çekenler, kanun hükmünde kararnamelerle Türk ordusunu yıpratacak eylemlerde bulunanlar barışa değil, küresel düzenin ereklerine hizmet ederler. Esareti kabul etmeyen ulusumuz ancak Atatürk’ün ışıklı yolundan yürüyerek barışı kazanır ve korur. Aksi halde kevgire dönen sınırlar arasında, emperyalizmin senaryosunu yazdığı filmlerde figuran oluruz ki bu kabul etmeyeceğimiz bir durumdur. Mustafa Kemal’in askerleri bu ülkenin geçmişinde olduğu gibi geleceğinde de başrolde olacaktır. Figuran olmak etnik ve dini bölücülere, barışı ciklete çevirip tetikçilik edenlere yakışır.
Yurtta Barış Dünyada Barış’ın emperyalizmin hedefindeki coğrafyalarda kazanacağı inancıyla 1 Eylül Dünya Barış Günü kutlu olsun!
Gazi ÖMEROĞLU
ADD Genel Yönetim Kurulu Üyesi
Top