Etik çöküşün panzehiri devrimci bir ruhla ayağa kalkmaktır

Eski Yunancadan gelen “etik” sözcüğü yaşantımıza son 20-30 yılda girdi. Daha önceleri felsefe ile uğraşanların dilindeki bir kavram idi. Oysa ahlak kavramı insanların birlikte yaşamaya başlaması ile ortaya çıkmış ve gelişmeye başlamış bir değerler bütünü olarak yaşamımızda hep vardı.

Evrensel değerlerle karşılaşıp başka toplumların ahlak değerlerini de öğrenip benimsedikçe etik-ahlak ayrımı gelişmiş, giderek etik kavramı, ahlak kavramının üstüne çıkmış ve ahlakı da kapsayan evrensel bir değerler bütünü haline gelmiştir.

Gelişen bilim, teknoloji, hukuk, felsefe, siyasal ve toplumsal yaşam, meslek etiği kavramını da etik değerlerin içine katarken, Türk toplumunu yönetme iddiasındakiler de giderek ahlak kavramını daraltmışlardır. Öyle ki ahlak önce belden aşağı inmiş, daha sonra bacakların arasını ilgilendirir olmuş ve en sonunda sadece kadınların bacaklarının arasının konusu haline getirilmiş, etik kavramı ile ahlak kavramı arasındaki bağlar nerede ise kopup gitmiştir.

Ahlaksızlık toplumda suç sayılırken, bir insana “ahlaksız” suçlaması yapıldığında cinayetler işlenirken, “etik kurallara uymamak” ya da “etik dışı davranmak” suçlamayı bir yana bırakın eleştiri konusu bile sayılmamıştır.

Makyavelizmin ünlü kuralı “hedefe varmak için her yol mubahtır” genel kural haline gelmiş ve siyasal yaşamımız en tahrip edici davranışlarını geliştirmiştir. “Demokrasi bir tramvaydır. İstediğim durakta inerim” diyenler devlete tamamen egemen olmuşlardır. Ülkeyi, toplumu yönetmenin mesleği olan politikacılık, her türlü madrabazlığın adı olmuş, kutsal bir kavram olması gereken politika diğer pek çok kavram gibi kirletilmiştir.

Politikanın çirkinlikleri ile birlikte yalan, ikiyüzlülük, döneklik ve giderek hainlik yadırganır olmaktan çıkmış olağan davranışlardan sayılmıştır. Adına ister ahlak deyin, ister etik, bir kötülük, bir yanlışlık ilk ortaya çıktığı anda mahkûm edilmediğinde hızla yaygınlaşarak tüm toplumu sarar, kemirir ve bitirir.

Mühendislik eğitimi alırken çok değer verdiğimiz bir hocamız “insanın beyninin ve duyu organlarının logaritmik olarak algılama yaptığını” anlatırdı. Logaritmayı matematiğin sıkıcı konularından biri olarak gördüğünüzde bu durumu kavrayamazsınız. Bu durumu kavrayabilmek için bizim nesil gibi aritmetik işlemlerini, adına logaritma cetveli de denilen sürgülü hesap cetveli ile yapmış olan bir kuşaktan gelmenin avantajını kullanmanız gerekir.

Sürgülü hesap cetveli genellikle 30 cm boyunda iç içe geçmiş 2 parçadan oluşur. Cetvelin ilk 10 cm olan bölümü 10 birime karşılık düşerken ikinci 10 cm olan bölümü 100 birim, üçüncü 10 cm olan bölümü 1000 birimin karşılığıdır. Bu sistemle çok büyük sayıları aslında basit bir toplama çıkarma yaparak çarpıp bölmüş olursunuz. Bu bir kavramdır. Bu kavram ile fizik ortamını da kavrayabilirsiniz.

Örneğin çok karanlık bir salonda  yakılacak bir tek mum ile ortam bir anda aydınlanır. Ondan sonra yakacağınız her mum biraz daha aydınlık getirse bile onuncu mumdan sonra yakacağınız on birinci mumun faydasını hissedemezsiniz. Bir farklılık hissedebilmeniz için 80- 100 tane mum yakmanız gerekecektir.

İyi ve güzel şeylerde böyle olduğu gibi kötü şeylerde de böyledir. Kalabalık bir salonda sessizlik hakimken, tek kişinin fısıltı ile konuşması bile sessizliği bozar. On kişinin fısıltı ile konuşması uğultu yaratır. On birinci kişinin fısıldamasını artık algılamazsınız. Yüz kişi aynı işi yapmaya kalktığında artık fısıldaşarak konuşma olanağı kalmadığından yüksek sesle konuşacaklar ve hiçbir şey duyulmayacak, adına gürültü dediğimiz kakafoni bu hızla artarsa bir süre sonra kulağın duyma frekansının üzerine çıkabilir ve hiçbir şey duymaz hale gelebilirsiniz.

Bir kova temiz suya düşecek ilk damla pis su karşısında önlem almazsanız sonraki damlaların kovayı kanalizasyon suyuna çevirmesi kaçınılmazdır. Ancak ilk damladan sonra geç kalmış sayılırsınız.

Ahlak-etik değerler de böyledir. İlk kötülükte, ilk hırsızlıkta, ilk namussuzlukta, ilk ihanette durumu fark etmezseniz hızla çürüyen ve yok oluşa giden bir toplulukla karşı karşıya kalır içten içe çürüyen bir ağaç gövdesi gibi bir gün aniden yıkılırsınız.

Bugün ülkemiz ne yazık ki hızla ve hayatın her alanında bu duruma gitmektedir. Bu gidişe “dur” diyecek tek şey devrimci bir kararlılıkla direnip ayağa kalkmaktır. Ülkenin ayağa kalkacak gücü de vardır.

15.02.2016
Lütfü Kırayoğlu

Top