Dünyaya "Kadın Eli" Değmeli

Bir ülkede insanlar yeterince eğitilememiş, aydınlanmamış ve Geçmişin karanlığından miras kalan saplantılardan, safsatalardan vazgeçememiş kurtulamamışlarsa,  o Ülkede Özgürlükten ve Demokrasiden bahsetmek zordur; Kadın olmak daha da zordur böyle bir ülkede.Aslında, Kadınlar istese Dünya değişir, kadınlar istese yer yerinden oynar, yeni bir Dünya kurulur.

1857 yılında çalışanlar günde 14-15 saat köle gibi çalıştırılırken, Amerika’dan yükselen Kadın çığlıkları, daha iyi çalışma koşulları ve günde sekiz saat çalışma talebiyle Dünyada yankılanmıştı. Kadınların 8 saat talebiyle yükselttiği emekçi çığlıkları Dünyanın her yerinden duyuluyordu. Yapılan grevin sonuçları ise Dünyayı derinden sarsacaktı.

New York kentinde 8 Mart 1857 tarihinde yaklaşık 40 bin dokuma işçisi kadın daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladılar. Fizyolojik gereksinim olarak Sekiz saatı uykuda geçen bir günün 8 saatında çalışmak, geri kalan 8 saatlık zamanı çocuklarına ve ailelerine ayırmak istiyorlardı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin Fabrikaya kilitlenmesi, ardından çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamamaları sonucu 129 kadın yanarak can verdi.  Cenaze törenine on binler katılmıştı.

Büyük Mücadeleye Kadın eli değmişti, 129 Kadının ölümüyle sonuçlanan mücadele, Dünya çalışanlarını uyandırmıştı. Mücadele büyüyünce, Amerika Birleşik Devletleri Kongresi, kamu kurum ve kuruluşlarını kapsamak üzere 25 Haziran 1868 günü “8 saatlık işgünü”ne ilişkin bir yasayı kabul etti.

Fakat bu yeterli değildi, mücadele genişlemeliydi; Örgütlü Meslekler Konfederasyonu, 1880’lerde sekiz saatlik iş gücünün özel sektörde de yaygınlaşması için büyük gösteriler düzenlemiş, Konfederasyonun 1884 yılında yapılan kongresinde, “8 saatlik işgünü” talebi için 1 Mayıs 1886 günü ABD çapında grev ve gösteriler düzenlenmesi kararı alınmıştır. 1 Mayıs 1886 günü ABD’de 10’un üzerinde kentte 350 bin dolayında işçinin katıldığı gösteriler yapılmıştır. Amerikan Emek Federasyonu’nun 1888 yılında yapılan kongresinde “8 saatlik işgünü” için 1 Mayıs 1890 günü gösterilerin düzenlenmesi kararı alınmıştır.

1884-1886 yılları arasında ABD’nin yanı sıra Japonya, Fransa ve Rusya’da “8 saatlik işgünü” talebi ile grevler yapılmıştır, ABD’de 1888’de eylem kararları alınırken, aynı aylarda birbirinden habersiz olarak Fransa ve Belçika İşçi Sendikaları Konfederasyonları da 8 saatlik işgünü için mücadele kararlı almışlardır. 14-21 Temmuz 1889’da 2. Enternasyonal’in Paris’teki kuruluş kongresinde 1 Mayıs 1890 “8 saatlik işgünü” talebi için eylem günü olarak kabul edilmiştir.

Nihayet,  Versay Barış Antlaşmasının (1919) 427. maddesi ile benimsenen dokuz temel ilkenin arasında, “sekiz saatlık işgünü ve haftalık 48 saatlık çalışma ve en az 24 saatlık haftalık tatilin uygulanması. ILO’nun ilk sözleşmesi olan 1 sayılı Çalışma Süreleri (Sanayi) Sözleşmesi’nde de çalışma süresi günde 8, haftada 48 saat olarak tespit edilmiş, Dünyanın tüm ülkeleri bu Sözleşmeyi imzalayarak kabul etmişlerdir.

Binlerce yıl süren mücadeleye, Kadın eli değince Dünya değişmiş Köle düzeni bir yerde yıkılmıştır. Kadınlar mücadeleye katılmış ve Dünyayı değiştirmiştir. Tarih boyunca, Kadınlar da Toplumsal gelişmelerin, aydınlanmanın, çağdaşlaşma mücadelesinin ön saflarında olagelmişlerdir.

Kadınlar Siyasal-sosyal-ekonomik ve yaşamsal her alanda karar organlarında, yönetimlerde yer almalıdır. TBMM, Belediyeler, Meclisler, Sendikalar, Partiler, Dernekler ve tüm örgütlerde kadın yöneticiler artırılmalı, kadın önderlerin önü açılmalıdır. KADIN yaşamın her alanında, Söz-Yetki-Karar sahibi olmalıdır.

Anasının diz kapağından tahrik olan, Kadını sadece cinsel obje ve ev kölesi olarak gören, Kadını siyasal ve ekonomik yaşamın dışına itmeyi, tamamen eve hapsetmeyi düşünen ilkel anlayışa inat, kadınların her alanda söz sahibi olmasının mücadelesini hep birlikte vermeye mecburuz. Kadınlar mücadelede ön saflarda olmalıdır, erkeklerle omuz omuza örgütlü mücadele cephesi genişletilmelidir. Çünkü, Erkeğin yasal-töresel ayrıcalıkları karşısında, kadının özgürlüğü kısıtlı kaldıkça, Egemenlerin kuralları karşısında, ezilen işçinin-köylünün sözü ve özgürlüğü olmadıkça, gerçek anlamda “özgürlük ve demokrasi” den bahsedilemez.

Cengiz GÜLEBAY
ADD BDK Üyesi 

 

Top