Direnme Hakkı ve 27 Mayıs

“Direnme Hakkı” baskıcı siyasal iktidarların duymak istemedikleri bir kavramdır. Daha açık söylemek gerekirse bu kavramdan nefret ederler. Bu nedenle Anayasalarda, yasalarda ve sosyal sözleşmelerde bu metnin yer almasını hiç ama hiç istemezler. Ne var ki koşullar olgunlaştığında geniş halk yığınları direnme hakkının anayasalarda ya da yasalarda yazılı olup olmadığına bakmaksızın bu hakkı kullanırlar. Tarih boyunca bu durum hiç değişmemiştir.

 

Direnme hakkı başarıyla sonuçlandığında, baskıcı iktidarlar yerle bir olur. Zaman zaman da bir devrimle sonuçlanır. İngiltere’de Cromwell devrimi de, 1789 Büyük Fransız Devrimi de, 1908 Türk devrimi de, 1917 Sovyet devrimi de, 1923 Türk devrimi de, Çin devrimi de, Küba devrimi de, 27 Mayıs 1960 devrimi de bu türden olaylardır. Ve direnme hakkının fiilen halk tarafından kullanılmasının doğal sonucudur.

 

Baskıcı siyasal iktidarlar, direnme hakkı kavramını sevmedikleri gibi yukarıda sözü edilen devrimlerin hiçbirini de sevmezler.

Yazılı metinlerde olmasa da, direnme hakkının kullanıldığı Büyük Fransız devrimi sonrası direnme hakkı kavramı ilk kez İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinde hukuk metinlerine girmiştir. Bu kavram sadece baskıcı rejimler tarafından değil “özgürlükçü” olduğu söylenen iktidarlar tarafından da sevimsiz bulunmuştur. 26 Ağustos 1789 tarihli İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinin 2. maddesi “Her siyasal topluluğun ana amacı, hukuksal güvence altındaki doğal insan haklarını korumaktır. Bu haklar; baskıya karşı direnme, özgürlük, mülkiyet ve güvenliktir” demektedir. Buna karşılık bu tarihten 159 yıl sonra, 10 Aralık 1948 tarihinde ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi direnme hakkı kavramını kullanmadı. Kullanamadı.

Bu tarihten 12 yıl sonra Türkiye’deki baskıcı Demokrat Parti iktidarına karşı ayaklanarak 1961 yılında yeni bir anayasa yapan Türk halkı,  anayasanın başlangıç bölümünde “Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimi’ni yapan Türk Milleti.” Kavramını kullanarak çağının ilerisinde bir anayasa yaptı. Egemenler bu kavramdan hiç hoşlanmadılar. Kısa süre sonra anayasanın “lüks” olduğunu ilan ettiler. 12 Mart 1971 darbesinde kurdukları idam sehpaları ile halka gözdağı vererek anayasanın pek çok maddesini değiştirerek kuşa çevirdiler.

Nihayet 12 Eylül 1980 tarihindeki faşist darbe ile 1961 anayasasını tamamen yürürlükten kaldırdılar. Günümüz siyasal iktidarları ise yaptıkları değişikliklerle bizleri 1982 darbe anayasasını bile aratır hale getirdi. Meclisi fiilen yetkisiz kılarak tek adam yönetimini getirdi.

27 Mayıs 1960 devriminin üzerinden tam 57 yıl geçti. Günümüzün  genç kuşakları ülkemizin gördüğü en çağdaş anayasa ile hiç yönetilmediler. Yeni kuşaklar sadece 27 Mayıs kötülemesi duyabiliyorlar.

Bizler, sadece direnme hakkı kavramını bize öğrettiği ve çağdaş bir anayasa ile 10 yıllık bir bahar havası yaşattığı için 27 Mayıs’ı bir özgürlük günü olarak anıyoruz.

Lütfü Kırayoğlu

24.05.2017  

Top