DIŞ POLİTİKADA CUMHURİYETİN KURULUŞ AYARLARINA DÖNME GEREKLİLİĞİ : “ YURTTA SULH CİHANDA SULH “

Dış politikada yaklaşık 100 yıl önceki değer ve prensiplerin tekrar arayışı ve özlemi içine girmek bir çok ülke siyasetçisi ve bir çok dış politika karar vericileri için anlaşılması pek de kolay bir husus değildir. 

Genel kabul gören yaklaşım, dış politikanın her döneminin ve her gelişmesinin kendi iç dinamikleri ve koşulları içinde değerlendirilmesi gerektiği yönündedir ve bu değerlendirmelerin de, ülkenin genel dış politika prensipleri ve değerleri çerçevesinde yapılması zorunluluğudur.

AKP’nin “ üstadlık “ döneminin başladığını iddia ettiği veya diğer bir ifade ile artık AKP’nin dış politika uygulamalarında gerçek kimliğini ortaya koymaya başladığı 2011 yılına kadar bizim dış politikada temel prensip ve değerlerimiz neydi ?

İsterseniz bunların ne olduğunu Dışişleri Bakanlığının web sitesinden öğrenelim. Bakanlık web sitesinde Türk dış politikasının temel prensip ve değerleri aşağıdaki şekilde ifade ediliyor.

“……… Türk dış politikasında ilk hedef olan bağımsızlığın zamanın hasım devletlerine karşı hem savaş hem diplomasi alanında yürütülen mücadele sonrasında kazanılmasını takiben dış politikamızın temel ilkesi bu defa “barış” olarak serdedilmiştir. Ulu Önder’in “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” sözleriyle özlü anlatımını bulan bu hedef, günümüzde de dış politikamızın temel yol gösterici ilkesi olmayı sürdürmektedir……”

Aslında 2011 yılından itibaren bu ifadelerin Bakanlığın web sitesinden kaldırılması gerekirdi, çünkü 2011’den itibaren AKP tarafından izlenen dış politika yaklaşımları ve prensipleri maalesef Cumhuriyet tarihimizin en sıkıntılı ve zor dönemlerinden biri olarak tarihteki yerini almıştır.

Cumhuriyetimiz dış politikasının temel prensip ve yaklaşımı ““Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesini pasif ve kişiliksiz olarak nitelendirenlerin, izlediği yeni politikalarla bölgesinde lider olacağını ve “ sıfır sorun “ politikası yaratacağını düşünenlerin, bugün ülkemizi getirdikleri noktada ortadadır.

Son beş yılda ülkeyi savaşın eşiğine getiren mevcut siyasi iradenin nihayet kafasına dank etmiş olmalı ki, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesine tekrar can havliyle sarılmak zorunda kalmıştır.

Başbakan Yıldırım’ın başbakanlık görevini üstlenir üstlenmez, dış politikada herkesle iyi ilişki, tüm ülkelerle barış içinde yaşama vurgusu tesadüf değildir.
İsrail ve Rusya ile ilişkilerin yeniden düzelmesi yönünde büyük çabalar, Libya, Mısır ve sorun yaşadığımız tüm ülkelerle yeniden ilişkileri geliştirme çabası, hep son 5 yılda mevcut siyasi iradenin bir tarafa bıraktığı “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesine geri dönüş arayışıdır. Cumhuriyetimizin dış politikada kuruluş ayarı olan bu prensip ve değerden uzaklaşmanın ülkeye nelere mal olacağını sanırım herkes çok iyi anlamıştır.
Bu durum gerçeği bir kez daha ortaya çıkartmıştır ki: Mustafa Kemal Atatürk’ün dış politikada getirdiği temel değerler ve prensipler , 100 yıl sonra da Cumhuriyet Türkiye’sinin dış politikada ki temel prensip ve değer olmalıdır.
Peki nedir Cumhuriyetin “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesinin 100 sonra da geçerli olmasını sağlayan hususlar ? Bu konuda sayfalar dolusu kitaplar yazılabilir ancak bu ilkenin hala geçerli olmasının temel nedenini; dış politikada “ Akılcı ve Gerçekçi Olmak “ ve “ Yapıcı ve Barışçı Davranmak “ olarak özetleyebiliriz.
Son beş yılda AKP nin dış politikada “ Akılcı, Gerekçi , Yapıcı ve Barışçı” olduğundan bahsetmek mümkün değildir.
Atatürk’ün damgasını vurduğu dış politika dönemi olarak adlandıracağımız 1919-1939 yılları arasında izlenen politikalarda “ Akılcı, Gerekçi , Yapıcı ve Barışçı” yaklaşımların hepsini gözlemliyoruz.
“Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesi de bu yaklaşımların bir sentezi niteliğinde Cumhuriyetin kuruluşundan beri dış politikalarımıza ışık tutuyor.
Bu dönemin diğer bir özelliğini de, Cumhuriyetimizin ciddi risklerle karşı karşıya kalmasını önlemek ve uluslararası alanda ortaya çıkan fırsatları mümkün olduğunca ülke yararına değerlendirmek olarak ifade edebiliriz.
Yine bu dönemin özellikleri olarak , büyük devletlerle olan ilişkilerin normalleştirilmesi, komşularımızla dostluk ilişkilerinin kurulmaya çalışılmasını vurgulayabiliriz .
Atatürk dönemini kapsayan 1919-1939 yıllarının dış politika değerlendirmeleri ayrı bir yazımızın konusu olabilir ancak o dönemde Türkiye’nin izlediği dış politikada ““ Akılcı, Gerekçi , Yapıcı ve Barışçı” tüm unsurları görmek mümkündür.

Büyük devletleri dengeleme çabaları ( Birinci Dünya savaşı sonrasında ortaya çıkan revizyonist ve antirevisyonist devletler), silahsızlanma faaliyetlerine aktif katılım, Motreau Boğazlar Sözleşmesi’nin imzalanması, Balkan Antantı inisiyatifi , Hatay’ın ilhakı, Sadabad Paktının kurulması gibi o döneme ilişkin tüm dış politika yaklaşımları ve politikaları “Akılcı, Gerekçi Yapıcı ve Barışçı” prensipler çerçevesinde gerçekleşmiştir.
Bu prensipler Cumhuriyetimiz dış politikasının temel şiarı ““Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” olgusunu da ortaya çıkarmıştır.
Son beş yıldır izlenen politikalar bir kez daha göstermiştir ki, bu prensipler ve “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesinden ayrılma ülkeyi maceralara ve dönülmez yıkımlara sürükler, bu itibarla dış politikada Cumhuriyetin kuruluş ayarlarına dönmek elzemdir ve temel şiarımız dış politikada “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” olmalıdır !

DR. HAKAN AKBULUT
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ GYK ÜYESİ

Top