Devlet Sırrı mı?

DEVLET SIRRI (?) YASA TASARISI – KAPIDA BEKLEYEN TEHLİKE :

Sır kavramı, 10 Aralık 1948 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesinde, özel yaşama saygı ve özel yaşamın gizliliği olarak düzenlenmiş ve tanımlanmıştır. Burada sır kavramı, özel yaşam alanı ile ilişkilendirilmiş ve korunmasında hukuken yarar görülmüştür. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8.maddesi de benzer bir hükümle, “Herkes, özel ve aile yaşamına, meskenine ve muhaberatına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir” düzenlemesi getirilmiştir. Gerek Birleşmiş Milletler İnsan hakları Beyannamesinde gerekse Avrupa İnsan hakları Sözleşmesinde düzenleme altına alınan SIR kavramının içerik olarak bireylerin yaşam alanı ile sınırlı tutulduğu görülmektedir. Peki Devletinde sırları olabilir mi, yada olmalı mıdır?

Devlet de bir tüzel kişilik olarak sırlara sahip olabilir.”Devlet sırrı” kavramının kapsamı, belirlenme süreci ve süresi tartışmalı bir konudur. Devletler güvenlik gerekçesi ile SIR kavramını hukuken tanımlama ihtiyacı duyarlar. Burada sorun hangi bilginin sır kapsamına alınacağı, kimlerin buna nasıl karar vereceği, hangi hukuki dayanakların getirileceği ve hangi süreyle sır olarak korunacağı üzerinde çıkmaktadır. Bir bilginin yada belgenin açığa çıkmasında ya da açıklanmasında, büyük ve telafi edilemez zarar görecek olan devlet olduğuna göre, o bilginin saklanmasında- açıklanmamasında, “devletin yararı” yani kamu yararı olması gerekir. Burada da Kamu Yararı kavramını tanımlayacak ve bu kavram içerisinde yer alacak bilgilerin neler olabileceğine karar verebilecek yapının nasıl oluşturulacağı temel sorunu karşımıza çıkmaktadır.

Ayrıca gizliliğin sınırları nasıl belirlenecektir? Çünkü “devlet sırrı” kavramı, demokrasi kültürü yeterince gelişmemiş ya da demokrasinin devlet kurumları tarafından yeterince hazmedilemediği bizim gibi ülkelerde; hükümetlerin hukuka aykırı eylemlerinin bir kalkanla örtülmesi için kullanılabilir.

HUKUKUMUZDAKİ MEVCUT DÜZENLEMELER;
1982 ANAYASASI’NDA DEVLET SIRRI;

1982 Anayasası’nın 26. Maddesinde, düşünce özgürlüğü ve sınırları düzenleme altına alınmıştır:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.”

Madde de; “Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgiler”e yer verilmiş ancak bu bilgilerin neler olabileceği konusunda bir açıklama getirilmemiştir. Burada genel bir değerlendirme yaparak; askeri ve sratejik bilgilerin kastedilmiş olduğunu anlayabiliriz.

Anayasa’nın “Basın Hürriyeti” başlıklı 28. maddesinde;

“Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanma veya isyana teşvik eder nitelikte olan veya Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar.”

Biçimindeki düzenleme ile develete ait gizli bilgilere ilişkin haber yapmanın cezai bir sorumluluk gerektireceği hüküm altına alınmıştır.

Bu düzenlemelerde Anayasa ,devlet sırrı kapsamına giren bilginin ya da belgelerin; içeriği, niteliği, bunların sır ya da gizli bilgi olmasına kim tarafından nasıl karar verileceği ya da bu bilgilerin hukuki değeri konusunda bir açıklama yapmamıştır.

CEZA MUHAKEMESİ KANUNU’NDA DEVLET SIRRI

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 47. Maddesinde;

“Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, Devlet sırrı sayılır” biçiminde bir düzenleme yapılarak Devlet Sırrı ile ilgili bir tanımlama yapıldığını görmekteyiz.

Buna göre; Uluslararası ilişkiler bakımından üçüncü kişilerce bilinmesi sakıncalı olan ve devletin dış ilişkilerine zarar verici nitelikte olan, savunmaya, güvenliğe ilişkin bilgiler devlet sırrı kapsamındadır. Ancak burada yapılan tanımlamada da “anayasal düzen”in korunmasında tehlike yaratabilecek bilgilerden kastedilen bilgi”nin çerçevesinin genişletilme ihtimali çok yüksektir.Madde de; bilginin saklandığı kesimin halk mı yoksa dış güçler mi olduğu da açık değildir.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 125. Maddesinde;

“Bir suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgeler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.” düzenlemesi getirilerek, yargılamanın sağlıklı yapılabilmesi ve iddiaların aydınlatılması adına, suç olgusuna dair bilgi içeren belgelerin yargılamanın aleniliği çerçevesinde devlet sırrı olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Başka bir deyişle, bir suç olgusuna ilişkin bilgi ve belgeler, mahkeme tarafından devlet sırrı kapsamında değerlendirilemez.

Aynı maddenin ikinci fıkrasında;

“Devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgeler, ancak mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından incelenebilir. Bu belgelerde yer alan ve sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgiler, hâkim veya mahkeme başkanı tarafından tutanağa kaydettirilir” hükümleri yer almaktadır. Yani hakimin, sır statüsündeki bilgiyi edinmesi ya da sır olarak koruma altına alınmış belgeleri görmesi, bunların içeriğine vakıf olması; o bilginin sır niteliğini ortadan kaldırmamaktadır.

TÜRK CEZA KANUNU’NDA DEVLET SIRRI;

Türk Ceza Kanunu’nda da “devlet sırları aleyhine suçlar ve casusluk” gibi düzenlemelere yer verilmiş, devlet sırrının nasıl anlaşılması gerektiğini tanımlamamıştır. Sadece, Devlet sırrı, “devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgiler” tanımlamasına yer verilmiştir.

Ayrıca TCK’nın 336. Maddesinde;

“Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklayan kimseye üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.” düzenlemesi yapılmış ve “yasaklanan bir bilginin ifşa edilmesinin suç” olduğu hüküm altına alınmıştır. Burada, niteliği bakımından gizli kalması gereken ve yetkili makamlar tarafından kanuna ve düzenleyici işlemlere dayanılarak açıklanması yasaklanan bilgilerin açıklanması durumu düzenlenmiştir. Maddeye göre suçun oluşabilmesi için niteliği gereği gizli kalması gereken ve kanun ve düzenleyici işlemlerle yetkili kılınan makamların açıklanmasını yasakladığı bilgilerin elde edilmesi suç olarak düzenlenmiştir. Bu bilgilerin casusluk amacıyla elde edilmesi ise TCK’nın 335. maddesi ile ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir.

BİLGİ EDİNME KANUNU’NDA DEVLET SIRRI;

Bilgi Edinme Hakkı Kanununun 16. ve 18. Maddelerinde devlet sırrı;

“açıklanması hâlinde devletin emniyetine, dış ilişkilerine, millî savunmasına ve millî güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgelerdir. Sivil ve askeri istihbarat birimlerinin görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi veya belgeler, istihbarata ilişkin bilgi veya belgelerdir.”

Türkiye bundan bir süre önce şeffaflaşma ve demokratikleşme adına önemli bir adım attı ve yurttaşların kamu kurum ve kuruluşlarının kayıtlarındaki her türlü veriye erişebilmelerinin yolunu açan Bilgi Edinme Hakkı Kanunu 2003’te Meclis’ten geçti, 2004’te de yürürlüğe girdi. Bu düzenleme ile vatandaşlardan sadece başlarda yoğun bir başvuru talebi geleceği, ancak zamanla ilginin azalacağı düşünülüyordu. Ne var ki İngiltere’deki Leeds Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi ve bilgi edinme hakki.org’un kurucularından Dr. Yaman Akdeniz’in hazırladığı rapora göre Türkiye’de durum pek öngörüldüğü gibi olmamıştır; Bilgi edinmek için çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarına;

 2004’te yaklaşık 400 bin,
 2005’te 626 bin
 2006’da 864 bin
 2007’de 1 milyona civarında müracaat yapılmıştır.

Ne var ki gelişmiş ülke kategorisindeki;
 İrlanda’da 2004’te bilgi edinmek için sadece 12 bin,
 Avustralya’daysa 42 bin civarında başvuru yapıldığı gözlenmiştir.

Devlet sırlarının kapsamının genişlemesi halinde vatandaşların bilgi edinme hakkının kesintiye uğraması kaçınılmazdır.

Mevcut düzenlemelerde;

– Hangi bilgi ve belgelerin devlet sırrı sayılacağı

– Devlet sırrı sayılacak bilgi ve belgelere kimlerin nasıl karar vereceği

– Bu kararlara karşı yargı-itiraz yolunun açık olup olmadığı yada hangi yollar ile bu

– Devlet sırrı sayılan bilgi ve belgelerin hangi süreyle sır kapsamında kalacağı Konularında açık bir düzenlemenin mevcut olmadığı görülmektedir. Peki bu sorulara yanıt verdiği iddiasında olan “Devlet Sırrı Kanun Tasarısı” insanları tatmin edecek açık ve güvenilir düzenlemeleri ihtiva etmekte midir?

DEVLETİN SIRRI MI HÜKÜMETİN SIRRI MI ?

Bu soruya yanıt verebilmek için Komisyon görüşmeleri tamamlanan tasarının dikkat çeken bir kaç maddesi üzerinde özellikle durmak gerekmektedir;

DEVLETİN !! HÜKÜMETİN?? SIR TANIMI;

Tasarının 1. Maddesinde;

“Bu kanunun amacı, devlet sırrı niteliği taşıyan bilgi ve belgeler ile diğer gizli bilgi ve belgelerin ne şekilde belirleneceğini, korunacağını,açıklanacağını ve bu hususlara ilişkin hükümleri düzenlemektedir.”

Devlet Sırrı Niteliğindeki bilgi ve belgeler nelerdir?

Tasarının 3. Maddesine göre;

“Devlet Sırrı; açıklanması veya öğrenilmesi, devletin dış ilişkilerine, milli savunma ve Milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek ve bu nedenlerle niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgi ve belgelerdir.”

Tasarının 1. maddesinde birde “diğer gizli bilgi ve belgeler” den de bahsedilmektedir, devlet sırrı niteliği taşımayan ama açıklanmaması gereken diğer bilgi ve belgeler ne olabilir sorusuna ise tasarının 4. Maddesinde açıklama getirilmektedir;

“Devlet sırrı niteliği taşımayıp da, açıklanması veya öğrenilmesi halinde ülkenin ekonomik çıkarlarına, istihbarata, askeri hizmetlere, idari soruşturmaya ve adli soruşturma ve kovuşturmaya zarar verebilecek nitelikteki veya yetkili makamlar tarafından gizlilik derecesi verilmiş bilgi ve belgeler, gizli bilgi ve belge olarak kabul edilir.”

Tasarının bu maddeleri birlikte değerlendirildiğinde “devlet sırrı” tanımı ile “devlet sırrı niteliği taşımayıp da açıklanmasında sakınca olan diğer bilgi ve belgeler” tanımı birlikte değerlendirildiğinde hemen hemen her bilgi ve belgenin devlet sırrı olarak nitelendirilebileceği keyfi bir uygulamanın yasal koruma altına alınmak istendiğini görmekteyiz.

Devlet Sırrı kapsamının geniş tutulmaması, demokratik sorgulama ve bilgi edinme hakkını kısıtlamayan dar bir tanımın yapılması gerekmektedir. Tasarının 3. Maddesi 2003/98/AT ve 2003/4/AT sayılı direktiflerde belirtilen kamunun bilgi ve belge paylaşımına ancak “milli güvenlik”, “savunma” ve “kamu güvenliği” gerekçeleriyle sınırlama getirebileceği biçimindeki düzenleme dışında;  örneğin “devletin dış ilişkilerine zarar verebilecek” ve “anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike kararın kaldırılabileceği yaratabilecek” gibi gerekçelerle, sınırlamalar getirmektedir. Bu nedenle de tasarı AB müktesebatıyla uyumsuzluk içermektedir. .

Burada söz konusu bilgi ve belgeler; devletin sahip olduğu her türlü veriyle yazılı, basılı veya çoğaltılmış dosya, evrak, kitap, dergi, broşür, etüt, mektup, program, talimat, kroki, plan, film, fotoğraf, teyp, video kaseti, harita ve bilgisayar donanımları olarak anlaşılabilir.

Bu tanım hem geniş hem de muğlaktır.Oysa böyle bir kanun hazırlanırken;

 Saydamlığa zarar vermemeli
 Gereksiz gizlilik kültürüne son vermeli
 Bilgi edinme özgürlüğünü güvence altına almalı ve gereksiz kısıtlamalar yapmamalıydı diye düşünmekteyim.

Tasarı bu haliyle sansürü yasal kılıfa sokabilecek; şeffaflık, demokratikleşme ve hesap verme süreçlerini sekteye uğratabilecek unsurları barındırmaktadır. Bu kanunla daha çok bilgi gizlilik derecesinde olacak yani bazı bilgileri devlet sırrı kategorisine sokmak artık daha sistematik hale gelecek, yasanın kötü uygulanması durumunda gizlilik ve hukuka aykırılık meşruiyet kazanacaktır.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nda ‘suç olan fiiller devlet sırrı olamaz’ şeklinde bir hüküm vardır. Bu hükmün uygulanmasında sorunlar yaşanacaktır. Bu tasarının kanunlaşması halinde mahkemelerin devlet sırrı niteliği olan bilgi ve belgelere ulaşımının yolu kapatılabilecektir.

BİR BİLGİ VE BELGENİN DEVLET SIRRI OLUP OLMADIĞINA KİM KARAR VERECEKTİR?

Tasarının 6.madesine göre bir bilgi ve belgenin devlet sırrı olup olmadığına “Devlet Sırrı Kurulu” karar verecektir. Bu kurul;

– Başbakanlık Müstaşarı (Kurul Başkanı)
– Adalet Bakanlığı Müsteşarı
– Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarı
– İç İşleri Bakanlığı Müsteşarı
– Dış İşleri Bakanlığı Müsteşarı’ndan oluşmaktadır.Başbakanlık Müsteşarının daveti ile toplanabilen Kurulun sekretarya hizmetleri de Başbakanlık tarafından yerine getirilmektedir.

Bu düzenleme demokratik Hukuk devleti ile bağdaşmamaktadır. Bir bilgi- belgenin devlet sırrı sayılmasına hükümetin bakanlarının müsteşarları yani bağımlı bürokratlar tarafından karar verilmesi halinde iktidarın eylem ve işlemlerine keyfi olarak yargı yolunu kapatabilecek bir yolun açılmasına yasal dayanak sağlanacaktır. Kurul, iktidarın her talebini karşılamak zorunda kalacak bir yapıda oluşturulmaktadır. Nelerin devlet sırrı sayılacağına bağımsız mahkemeler yerine iktidarın oluşturduğu bir kurulun karar vermesi hukuk devleti ile bağdaşmayacaktır. Hükümet- siyasi iktidar, kendi belgelerine devlet sırrı diyebilecek, devlet ile ilgili olmayan ancak hükümet ile ilgili bir kısım bilgiler devlet sırrı kapsamına alınabilecektir.

Bürokratlar bağımsız değildir, her seçim sonrası bürokratların da değiştiği görülmektedir, üstelik bürokratlar kendi hazırladıkları belgeleri rahatlıkla sır kapsamına alabilecek bir konuma getirilmektedirler. Devlet sırrı niteliğinin, AİHM’ nin “özgürlüğün sınırlandırılmasında orantılılık” ilkesine uygun olarak verildiğinin denetlenmesi sağlayacak bir kurul yapısı belirlenmelidir. Bu yasa tasarısından; devlet sırrı kavramının niteliğine ilişkin nasıl bir sonuç çıkarabiliriz?

Devlet sırrının ne olduğuna, hangi bilgilerin bu kapsama gireceğine, doğrudan doğruya iktidar karar verecektir. Bu durum; şeffaf, hesap verebilir ve sorgulanabilir bir siyasi iktidar anlayışından çok uzağına düştmektedir. Açıkçası, devletler, siyasal yönetimler ya da hükümet edenler; kendi kılcal damarları içine hapsettiği bilgileri her zaman bir sır statüsüne yükseltecek kudreti tekeline aldığında, bu ayrıcalığı denetim dışı bıraktığında; aslında kendi demokrasi algısını, hukuk devleti anlayışını dolaylı bir biçimde ifşa etmiş olmaktadır.

Alt komisyon görüşmeleri tamamlanıp meclis genel kurulunda görüşülmesi beklenen bu tasarı konusunda toplumun aydınlatılması ve mecliste grubu bulunan partilerin yasa görüşmelerinde yasanın bu haliyle çıkmasını önleyecek çalışmayı yapmaları tarihsel bir görevdir.

DEVLET SIRRI KURULU TARAFINDAN VERİLEN KARARLARA KARŞI İTİRAZ YOLU VAR MIDIR?

Tasarının 6. Maddesine göre, Devlet Sırrı Kurulu tarfaından verilen kararlara karşı açılan davalarda nihai kararı Devlet Sırrı Üst Kurulu verecektir. Devlet Sırrı Üst Kurulu;

– Başbakan (Kurul Başkanı)
– Adalet Bakanı
– Milli Savunma Bakanı
– İç İşleri Bakanı
– Dış İşleri Bakanı’ndan oluşmaktadır.

Başbakanın daveti ile toplanabilen Kurulun sekretarya hizmetleri de Başbakanlık tarafından yerine getirilmektedir.

Devlet Sırrı Kurulu’nun kararlarına karşı itirazın Başbakan’ın başkanlığında İçişleri, Dışişleri, Milli Savunma ve Adalet bakanlarından oluşturulacak Devlet Sırrı Üst Kurulu’na yapılabiliyor ve nihai karar bu üst kurul tarafından veriliyor, bu durum hukuk devleti bakımından kabul edilebilir değildir. Devlet sırrını belirleme yetkisi tek başına siyasi iktidara verilmiş, bu kurulun kararlarına karşı bağımsız yargıya itiraz edilebileceği konusunda bir düzenleme yapılmayarak denetleme mekanizmasından kaçılmıştır. Bu haliyle bu madde de kurul da anti demokratiktir, çoğulcu bir anlayışla kurulmamıştır ve demokratik bir toplumda olması gereken denetleme mekanizmalarından yoksundur. Devlet sırrı olarak ilan edilen bilgi ve belgelerin mahkemelerin erişimine kapalı olması, bunun kurulun inisiyatifine bırakılması halinde, kurul mahkemelerin hangi kanıtlara bakıp hangilerine bakamayacağını belirleme yetkisini de eline almakta, bir tür doğal “bilirkişi” olarak mahkeme sürecine doğrudan müdahale etmektedir.

DEVLET SIRRI KURULU HANGİ SIKLIKLA TOPLANACAKTIR?

Kurulun toplanma süresi ve sıklığının ne olacağı tasarıda yer almamaktadır. Kurul da üst kurulda kurul başkanının daveti ile toplanabilmektedir. Davetin hamgi durumlarda ve hangi kurallara uyularak yapılacağı konusunda ise keyfilik vardır.

BİR BİLGİ – BELGE HANGİ SÜRE İLE DEVLET SIRRI SAYILACAKTIR?

Tasarının 7. Maddesinde düzenlenen sürelerin, “devlet sırrı niteliği süreli olarak verilenlerde” 75 (yetmişbeş) yıla kadar uzayabilmesi; “devlet sırrı niteliği süresiz olarak verilenlerde” ise kurulca aksi kararlaştırılmadıkça 50 yıl sonunda bu niteliğini kaybedecek olması yönündeki düzenleme kabul edilebilir değildir. 50 yıl bile çok uzun bir süre iken Kurulca aksi kararlaştırıldığında sürenin ne kadar daha uzayacağının hüküm altına alınmamış olması hukuk devleti ile bağdaşmaz. Devlet sırrı niteli süreli verilenlerde de belirlenen 75 yıllık üst sınır ile 10 yılda bir gözden geçirme süreleri oldukça uzundur. 10 yılda bir yapılan değerlendirmelerde de sır olanların sır kapsamından çıkartılması zor olacaktır. (ABD de süre 40 yıldır; ABD Başkanı Barack Obama’nın, Watergate skandalına ilişkin gizli belgelerin açıklanmasına, ismi geçen kişilerin halen yaşadığı gerekçesiyle karşı çıkmasına karşın davalar sonucunda Amerikan Yüksek Mahkemesi 40 yıllık süreyi yeterli görerek belgelerin açıklanmasını sağlamıştır.)

TASARIDAKİ CUMHURBAŞKANI İLE İLGİLİ DÜZENLEME;

Tasarının 6.maddesine göre;

“Cumhurbaşkanlığına ait bilgi ve belgelerin nitelğini Cumhurbaşkanı takdir eder.”

Bu düzenlemeye göre, Cumhurbaşkanlığına ait hangi bilgi ve belgelerin Devlet Sırı kapsamına alınacağını Cumhurbaşkanı yalnız başına belirleyecektir. Tasarı, Anayasanın “Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemlerde yargı yolu kapalıdır” düzenlemesi ile birlikte değerlendirildiğinde, Cumhurbaşkanı tarafından devlet sırrı ile ilgili yapılan nitelendirmelerinde yargı kapsamı dışına çıkartılmış olduğu görülmektedir. Tasarının bu haliyle yasalaşması halinde ancak Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanının Devlet sırrı kanunu kapsamındaki nitelendirmeleri konusunda yargı yolu açılabilecektir. Cumhurbaşkanı için yapılan bu düzenleme hukuk devleti ile bağdaşmamaktadır.

SONUÇ:

Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı bu haliyle;

– sansürü yasal kılıfa sokabilecek,
– Devletin yanında hükümetin de bir kısım bilgi ve belgelerini uzun süreler koruma altına
– Hükümet üyelerinin hukuksuz olabilecek bir kısım uygulamalarının Devlet Sırı
– Bilgi edinme yasası ile güvence altına alınan bilgi edinme yasasını işlevsiz hale bir düzenleme ihtiva etmekte olup, bu tehlikeli yapılaşmanın önüne geçilmesi için her platformda konunun ele alınması sağlanarak, endişeleri gideren bir yasalaşmanın önü açılmalıdır.

Kapsamına alınmasını sağlayabilecek ve haliyle yargılanmalarını olanaksız hale getirebilecek.

Av. Özgün ŞİMŞEK

 

Top