Demokrasinin Son Hali

Demokrasimiz yolculuğuna, yarım yüz yıl önce, çok partili yaşamla başlamıştı. Bu yolculuğun sonunda, karşısına çıkan engelleri aşarak, “cici demokrasi” döneminden günümüzdeki “ileri demokrasi” dönemine kadar gelebildi.Bu süreçte sadece siyasal iktidarlar değil anayasalar da değişti. Önce “1961 Devrim Anayasası” vardı. Sonrasında, toplumsal gelişme ekonomik gelişmeyi geçince, bu anayasa bedende “bol”laşınca,  “1982 faşist anayasası”… Son on üç yıllık kesintisiz “tek parti” iktidarı döneminde ise sadece şaibeli seçimlere indirgenmiş ve belki adına artık “alaturka demokrasi” diyebileceğimiz bir hale geldi.

Cumhuriyetimizin amaçladığı çağdaş uygar toplum ve çağdaş insan yapısı bütünüyle oluşturulamayınca demokrasi, soytarı gibi, böyle kılık değiştiriyor.

Son on üç yılın siyasal iktidarı, cumhuriyet değerlerini bozarak toplumu karpuz gibi ortasından ikiye böldü. Toplumun yarısı geriye doğru “değişim ve dönüşüm” yolunda siyasal iktidarı destekleyen ve lidere biat etmiş “Yeni Türkiyeliler”. Diğer yarısı ise Laik Cumhuriyetin varlığı için direnen “Cumhuriyetçiler”… Bunlara “gayrı milli” ve “milli” de denebiliyor.

Bu kesintisiz on üç yıllık siyasal iktidar döneminde anayasanın rafa kaldırıldığı biliniyordu. Tanınmadığı ise, Haziran seçimleri nedeniyle görevini bırakan İçişleri Bakanı tarafından Meclis’te söylendi. “Yeni Anayasa”nın yapılması yeniden gündemin başköşesine oturtuldu. Anayasanın değiştirilemeyen ilk dört maddesini değiştirip “Yeni Anayasa” yapılması, parlamenter sistemin yerine başkanlık sistemine geçilmesi isteniyor. Çünkü siyasal iktidarın gündeminden ülkenin bölünmesi ve rejiminin değiştirilmesi düşü hiç düşmüyor.

Meclis’in manzarası “alaturka demokrasi”ye uygun ve hüzün verici… Meclis, “tek adam”a biat etmiş iktidar partisi çoğunluğu tarafından esir alınmış, muhalefet etkisizleştirilmiş, yasama – yürütme – yargı vesayet altına girmiş görünüyor. Atatürk Cumhuriyeti’nin simgesi Çankaya Köşkü boşaltılarak terk edildi. Bakanlar Kurulu toplantıları muhteşem Saray’da, Cumhurbaşkanı başkanlığında yapılıyor.

Anayasal kurum ve devlet organlarının, üniversitelerin, hukuk kurumları başta olmak üzere demokratik kitle örgütlerinin basireti bağlanmış, sesleri çıkmıyor. Büyüyen toplumsal muhalefet ülkenin her yerinde alanlara çıkıp direniyor, tepkisini gösteriyor ama karşısında giderek sertleşen güvenlik güçlerini buluyor.

Tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı her gün kapalı ya da açık alanlarda toplantılar düzenleyerek Haziran genel seçimlerinde Milletten dört yüz milletvekili istiyor. Vücut dilini de kullanarak sistemin bu bedene artık “dar” geldiğini, Anayasanın değiştirilerek “Türk Tipi Başkanlık Sistemi”ne geçilmesi gerektiğini söylüyor. Bu kişiye özgü değişiklik ile Cumhuriyet ve parlamenter sistemden vazgeçileceği anlaşılıyor.

Haziranda yapılacak genel seçimlerde Cumhuriyetçilere büyük iş düşüyor. Bu seçimlerin demokrasimizin son seçimi olup olmaması seçim sonucuna bağlı.

Ülkenin bölünmesine ve rejiminin değiştirilmesine karşı olan Cumhuriyetçiler, lider ve ideoloji etkeni nedeniyle, çok parçalanmış ve dağılmıştır. Cumhuriyetçi iki siyasal parti Meclis’e girebilmiş, çoğu seçim barajı nedeniyle parlamento dışında kalmıştır. Ayrıca seçimlere katılmayan, “gerçekten tam demokrasi”yi özleyen, kararsız ama çıkış yolunu açacak önemli bir cumhuriyetçi kesim ise harekete geçmek için liderini, partisini beklemektedir.

Laik Cumhuriyetimizi ve demokrasimizi kurtarmanın yolu, Haziran genel seçiminde, Cumhuriyetçilerin “Atatürk” ortak paydasında birleşerek güç birliği yapmasından geçiyor. Bunun ilk adımını da seçime doğru program, doğru aday ve güç birliğiyle girecek cumhuriyetçi partilerimiz atacak.

Güngör BERK
ADD BDK ÜYESİ

21.03.2015

 

Top