Demirel…

Türkiye’nin yakın siyasal tarihinde önemli rol oynayan Süleyman Demirel’in ardından çok sayıda değerlendirme yapılıyor. Bu toprakların geleneğindendir, ölenin arkasından kötü konuşulmaz.

Ancak Demirel sıradan bir insan değil. Bu ülkenin son 50 yılına damga vuran, 40 yıl aktif siyaset alanında kalmış ve toplumun kaderini etkilemiş bir isim. Bu nedenle tarihsel bir bilanço çıkarmak gereklidir.

Demirel, tarihsel gericilikle uzlaşarak Cumhuriyet devriminin değerlerine ve aydınlanma hamlesine ihanet eden sermaye çevrelerinin politik liderlerinden biridir. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Cumhuriyet Fırkası, Demokrat Parti geleneğinin temsilcisidir. Feodaliteyle (ağalık ve şeyhlik düzeni) uzlaşmayı temsil eder.
Dinciliği ve siyasal islamı bir iktidar aracı olarak kullandı. Cumhuriyet karşıtı dinci cemaatlerle yasak bir ilişki yürüttü. Onları oy devşirme aracı olarak değerlendirdi.
Sermaye sınıfının temsilcisiydi. Kapitalizme inandı, ona hizmet etti. ABD ve Batı ile ikili anlaşmaların savunucusuydu.
Türkiye’yi 1970’li yıllarda iç savaşa sürükleyen faşizan Milliyetçi Cephe hükümetlerinin mimarıydı.

Demirel, 12 Mart 1971 darbesine sanılanın aksine karşı değildi. Bu ara rejimin bütün icraatlarını destekledi. Deniz Gezmiş ve arkadaşları onun ve partisinin (AP) oyları sonucu idam edildi.

Türkiye’yi AKP’ye teslim eden yolu döşeyenlerden biriydi.
Ancak, bütün bu özelliklerine karşın laiklik karşıtı bir şeriatçı değil, sağcı bir cumhuriyetçiydi. Kendisi ve ailesi modern bir yaşam sürdü. Viski içmeyi severdi.
Yine kabul etmek gerekir ki, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra, çizgisinde ve tarihe bakışında belli bir değişim gerçekleştirdi. Sol ve aydınlarla barıştı. Büyümesinde kendisinin de önemli payı olan siyasal islamcılık ve gericilikle arasına belirgin bir mesafe koydu.
Ne diyelim, “Allah taksiratını affetsin.”

Kaynak: Yurt Gazetesi / Yurt’un Sesi Köşesi

 

Top