Değerler Eğitimi

“…Muallimler; Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister…” 

Mustafa Kemal Atatürk

 3 Aralık 2014 tarihinde Antalya’da toplanan 19. Milli Eğitim Şûrasında “Değerler Sistemi”  dersi konulmasına, buna da ana okullarından başlanmasına karar verilmiştir.

 

Değer Nedir?

Türkçe sözlükte değer sözcüğü şöyle tanımlanıyor: Değerlerin önem sıralarını ve bu arada yüksek değeri araştırarak bir değer ölçüsü saptayan felsefe kavramıdır. Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, kıymet, yüksek ve yararlı bir nitelik. Üstün, yararlı nitelikleri olan kimse. Değer, çok göreceli, nispi, izafi, kişiye göre değişen, bir dereceye kadar… Kimin nasıl ve ne anlamda kullandığına göre farklı algılanan bir kavramdır.

 

Eğitim Nedir?

Eğitim, toplumun varlığını sürdürebilmek için o toplumu oluşturan tüm bireyleri, toplumun amaçlarına göre yetiştirmek sürecidir. Genelde eğitimle hedeflenen şey, bireyin topluma uyumunun sağlanması, kişiliğinin geliştirilmesi, toplumun moral değerlerinin yükseltilmesi, bireyin mesleki becerilerinin geliştirilmesi, niteliğinin artırılması, dolayısıyla hem demokratik yaşama, hem de toplumsal kalkınmaya katkısının sağlanmasıdır.

Genelde ülkemizin çözmekle karşı karşıya bulunduğu birçok sorunun başında nüfusunun yeterli düzeyde nitelikli eğitim almamış olması gelmektedir. Bugün  “tabela” üniversitelerinde yetiştirilen öğretmen nitelikleri de tartışılır durumdadır. 4+4+4 ucube dizgesinin uygulamaya başlanması ile 60 öğrencilik sınıflar oluşmuştur. Milli Eğitim Bakanlığı, yurt dışında okullar açmayı planlarken, “Türkiye’de yeterli sayıda nitelikte okullar var da, sıra yurt dışına mı geldi?” sorusunu akla getiriyor. Eğitimin niteliği yönünden 34 OECD ülkesi içerisinde en gerilerde bulunan ülkemizin, bu sorunu çözmek yerine Afrika’nın değişik ülkelerinde okullar açmaya kalkışması samimiyetsiz bir gösteriş ve aymazlık değil de nedir?

Örneğin İsveç, Norveç, Danimarka gibi gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında ülkemizdeki trafik kazaları 10-15 kat fazladır. Demokrasimizin belli aralıklarla kesintiye uğraması, nüfus artış hızının yüksekliği, (kadın başına ortalama çocuk sayısı ~3) geri kalmışlık kısır döngüsünün uzun yıllardan beri kırılamamış olması, kadına yönelik şiddetin günlük yaşamın bir gerçeği gibi algılanır olması, gençlerin giderek artan uyuşturucu bağımlılığı vb sorunların nedeni, nüfusun ezici çoğunluğunun eğitim düzeyinin düşük olmasıdır.

Ünlü Fransız devrimcilerinden G.J. Danton (1759-1794), “Ekmekten sonra halkın ilk gereksinimi eğitimdir” demiştir. Yine bir Fransız kalkınma uzmanı J. Fourastié,  “Geri kalmış bir ülke, eğitimde de geri kalmış bir ülkedir” demiştir. Eğitim, kalkınmanın da temel taşıdır. Çünkü hiçbir yatırım, eğitim denli uzun ve sürekli bir verim sağlamaz. Okur-yazar olmak hem toplumsal hem ekonomik yaşam için seçeneksiz bir kazançtır. Diğer alanlara yapılan hiçbir yatırımın ekonomik, özellikle toplumsal kazancı (getirisi) insana yapılan yatırımın kazancı düzeyinde olamaz. Maddi sermaye kullanıldıkça azalmakta, zamanla değer yitirmektedir. Eğitilmiş bir gencin ekonomik kazancı, eğitilmemiş bireye oranla artmaktadır. Hem bireysel hem toplumsal kazancı yüksek olan eğitim, kalkınmanın da bir “sıçrama tahtasıdır”. Bilgi bireylere üstünlükler, toplumlara kaynaklar, uluslara zenginlikler kazandırır. Bilgi, bilimsel aklı ve düşünmeyi güçlendirmekte, ön yargılar ve boş (batıl) inançlarla savaşıma, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla güçlenmesine yardım etmektedir.

İkinci Dünya Savaşını izleyen günlerde “Bu ülkede yaşanamaz” denilen Almanya, ekonomik bir “mucize” yaratabilmişse, bunu savaş sonrası ülkeye dönen 12-15 milyon dolayındaki nitelikli, üstün nitelikli teknik insan gücüne borçludur. Aynı biçimde Japonya ve İsrail’in ekonomik bir güç olabilmelerinin de, iyi yetişmiş nitelikli, üstün nitelikli teknik insan gücü sayesinde olduğu kabul edilmektedir.

Eğitimin önemini çok iyi bilen Büyük Önder Atatürk, Eylül 1924’te Samsun’da öğretmenlere şöyle sesleniyordu:  “Terbiyedir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum halinde yaşatır ya da bir milleti kölelik ve yoksulluğa iter… Yer Yüzünde üç yüz milyondan fazla Müslüman vardır. (Bu gün 1,4 milyar) Bunlar ana, baba, hoca terbiyesiyle terbiye ve ahlak almaktadır. Ne yazık, gerçek şu ki, bütün bu milyonlarca insan kütleleri şunun ya da bunun kölelik ve horlanma zincirleri altındadır. Aldıkları manevi terbiye ve ahlak onlara bu kölelik zincirlerini kırabilecek insanlık meziyetini vermemiştir, veremiyor. Çünkü terbiyelerinin amacı milli değildir”

Milli Eğitim Bakanı Şükrü Saraçoğlu 1925 yılında TBMM’de şöyle diyor: “Her halde çok nazik ve çok hassas olduğunda kimsenin şüphesi olmayan demokrasi makinesinin  muntazaman ve daima iyi işleyebilmesi, hiç şüphe yok maarifimizin, maarif makinemizin hummalı (sürekli, sıkı, yoğun) bir şekilde çalışmasıyla kabil olacaktır”[1]

Bir felsefe kavramı olan değerler eğitimi dersinin, iyi yetişmiş üstün nitelikli felsefe öğretmenlerince –ki bugün bu anlamda yetişmiş öğretmen ya hiç yoktur ya da çok azdır- okutulmasına kim karşı çıkar? Ancak genel liselerden hatta ilahiyat fakültelerinden bile felsefe dersini kaldıran bugünkü “imamlar” iktidarının bu dersi de dogmatik imamlara teslim etmelerinden kaygılanıyorum. Doğal olarak bu derste okutulacak konular, müfredat programı da çok önemlidir. Bu programın nitelikli ve objektif bilim insanlarınca (Talim ve Terbiye Kurulu yeterli değildir.) hazırlanması zorunludur.

19. Milli Eğitim Şûrasındaki konuşmasında  R.T. Erdoğan , “Yeni bir nesil dizayn edeceklerini”, ve “bu sıkıntıları ana okulundan başlayarak “bir hayat tarzı” olarak yeneceğiz” demişti. Milli Eğitim Bakanlığının Şûra için hazırladığı raporda seçmeli din derslerinin artırılması önerilmiş, insan hakları, yurttaşlık ve demokrasi dersini kaldırıp yerine ahlak eğitimi konulması öngörülmüştü. Anayasal olarak zorunlu bir din kültürü- Ahlak bilgisi dersi zaten var! Ayrıca “zorunlu-seçmeli” Kuranı kerim, Hz. Muhammet’in Hayatı, Temel Dini Bilgiler vb ilave dersler yetmiyor da seçmeli din derslerinin saatlerinin artırılması mı isteniyor?  Bu, ulusal eğitimin tümüyle “imam-hatipleştirilmesi” anlamına gelir ki, bu da anayasanın laiklik ilkesine aykırıdır.

Yolsuzluk yaptıkları, rüşvet aldıkları, görevi kötüye kullandıkları, ihaleye fesat karıştırdıkları vb iddialarla AKP Hükümetinin dört bakanı göstermelik olarak önce görevden alınmışlar, sonra da bu bakanların yüce divana gönderilmeleri için 30 kadar AKP milletvekilinin bile “evet” oyu verdiği  bu “imamlar iktidarı” okullara ahlak eğitimi dersi koymak istiyor! Önce kendilerinin ahlak eğitimi görmesi gerekmiyor mu? Bugünkü dinci[2] “imamlar” iktidarında  değerler eğitimi dersinin içeriğinin  tümüyle öbür dünyaya yönelik olacağı açıktır. Bu soyut olduğu kadar da dogmatik  içerikli olacak bir değerler sistemidersinin Türk eğitiminin hiçbir düzey (ilk, orta, yüksek) ve türünde (genel  ve mesleki teknik) okutulması uygun olmaz. Ayrıca buna ana okulundan başlanması da tam bir akıl tutulmasıdır.

Prof. Dr. Mahmut ÂDEM

 

Top