Cumhuriyete Hayat Verenler

Tarihin ilk antiemperyalist mücadelesi olan Ulusal Kurtuluş Savaşımızda, kanıyla, canıyla, emeğiyle, teriyle, en önemlisi yüreği ile kavgaya katılanlar, bu ülkenin toprağını vatan yaptılar.

İşgalcilerin İzmir rıhtımında denize döküldüğü anda yeni bir mücadele başlıyordu. Günümüzde de sürmekte olan bu mücadelenin ilk aşaması, kazanılan zaferi teminat altına alacak barış antlaşmasını imzalamaktı. 24 Temmuz 1923 günü Lozan’da imzalanan antlaşma ile ilk aşama geçildi. Bundan sonraki aşama, Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği gibi ulusça, çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkmak için yüz yıllar sürecek bir mücadeleyi başlatmak idi. Bunun için siyasi bağımsızlık başta olmak üzere, askeri, ekonomik, ve kültürel  bağımsızlık titizlikle korunacak, ortaçağ ilişkileri yok edilecek, her türlü esaret zinciri kırılacaktı. Bu amaçla, kuldan yurttaş, ümmetten millet yapacak bir yönetim şekli seçilerek Lozan’dan 3 ay sonra Cumhuriyet ilan edilecekti.

Cumhuriyet düşüncesi nerdeyse kimsenin aklından geçmezken 19 Mayıs 1919 günü Samsun limanına çıkan Mustafa Kemal Paşanın rüyalarını süslüyordu. Erzurum Kongresini toplamak üzere Erzurum’a gittiğinde, 8 Temmuzu 9 Temmuza bağlayan  gece yarısı Mustafa Kemal Paşa, yaveri Mazhar Müfit Beyin not defterine Cumhuriyet düşüncesini yazdırıyordu.

İlginçtir, Anadolu’nun rahmine düşen Cumhuriyet kavramı tam 9 ay sonra 23 Nisan 1920 günü Ankara’da açılacak olan Büyük Millet Meclisinin duvarında doğacaktı. Egemenlik gökyüzünden indirilip kayıtsız şartsız millete verilmişti. İşgal altında ve ordusuz bir ulus, ordudan önce meclis kuruyor ve bütün kararlarını milletinin meclisinde alıyordu.

Zaferden sonra Lozan’a giderken zafere ortak olup saltanatını sürdürmek isteyen Osmanlı hanedanına 1 Kasım 1922 günü son verilerek ilk büyük devrim yapıldı. Artık sıra 3,5 yıldır sürmekte olan ve bir büyük kutsal savaşı yönetip zafere ulaştıran yönetimin adını koymaya gelmişti. 29 Ekim 1923 akşamı yeni rejimin adı bütün dünyaya ilan ediliyordu:

Türkiye Cumhuriyeti…

Kanla, canla, terle bir büyük savaş kazanılmış, şimdi yeni bir kavga başlıyordu. Yine gerektiğinde can verilecek, kanlar akıtılacak terler dökülecek ve hedefe ilerlenecekti. Bu öyle bir kavga idi ki daha dün birlikte mücadele verilen bazı silah arkadaşlarıyla bile yollar ayrılabilecekti. Daha savaş sırasında ayak sürüyenler, şimdi köhnemiş eski düzenin savunucusu kesilmişlerdi.

Gazi Mustafa Kemal Paşa ve etrafındaki bir avuç arkadaşı ile binlerce isimsiz kahraman yepyeni bir yola girerken, Cumhuriyetin ilanını kutlayan top sesleri ile birlikte, yeni rejimin muhalifleri de harekete geçiyordu. İki ayrı dünya görüşünün mücadelesi yeni bir aşamaya girmişti. Bu, karanlıkla aydınlığın mücadelesi idi. Zaman içinde karanlık aydınlığı boğmaya çalışsa bile aydınlığın umudu ve heyecanı hiç sönmedi.

Bu uğurda yine canlar verildi. Kanlar döküldü. Terler akıtıldı. Cumhuriyetin ilanından 7 yıl sonra, 23 Aralık 1930 günü Menemende ayaklanan karanlık düzen heveslilerinin öğretmen Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ı katletmeleri üzerine Gazi Mustafa Kemal Türk ordusuna gönderdiği taziye mesajında söyle söylüyordu. “Büyük ordunun kahraman genç zabiti ve Cumhuriyetin mefkureci muallim heyetinin kıymetli uzvu Kubilay Bey, temiz kanı ile Cumhuriyet’in hayatiyetini tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır.”    

Bugün 93 yaşına gelen Cumhuriyetimize hayat verenlerle, O’nu boğmak isteyenler arasındaki mücadele bütün şiddeti ile devam ediyor. Arada zaman zaman saf değiştirenler olsa bile, kalın hatları ile taraflar ve takipçileri hep aynıdır. Bir tarafta Atatürk ve O’nun öğretmen Asteğmeni Kubilaylar, diğer tarafta Derviş Vahdetiler, Derviş Mehmetler…

Kubilaylar, gün geldi Turan Emeksiz oldu, gün geldi Vedat Demircioğlu… Gün geldi Abdi İpekçi, Cavit Orhan Tütengil, Bedri Karafakioğlu ya da tümden Maraş halkı, Sivas halkı… Gün geldi Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı oldular.

Aydınlığı boğmak isteyenler Derviş Vahdetiler, Derviş Mehmetler olmasalar bile onların hayranları idiler. Gün geldi İskilipli Atıf oldular, gün geldi Feto oldular. Hep karanlıklarda gizlendiler. Geçmişe ve karanlık düzene hayranlıklarını ilan ettiler. Kendilerini besleyip büyüten ülkelere kaçtılar, ya da yakalandıklarında başları eğikti.

Cumhuriyete hayat verenler gerektiğinde başları dik ölüme yürüdüler.

Tıpkı Mustafa Fehmi Kubilay, Bekçi Şevki, Bekçi Hasan gibi…

Onlar, İnandılar… Dövüştüler… Öldüler…

Tükenmeyecek kadar çoklar…

Hayat buldukları Cumhuriyete hayat vermeye devam edecekler…

 

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL MERKEZİ

 

24.10.2016

Top