ÇIKIŞTAN SONRA

 FETÖ’ nün 15 Temmuz 2016’da kalkıştığı darbe / işgal girişiminden sonra ülke genelinde başlayan OHAL düzeni, üçer aylık uzatmalarla devam ediyor, nerdeyse yerleşik hale geldi. Ne zaman ve nasıl biteceği belirsizliğini koruyor. OHAL düzeninde FETÖ ile mücadele sürdürülürken ülke KHK’ler ile yönetilmeye başlandı.  Hukuk ve demokrasinin rafta, Meclis ve Anayasa Mahkemesi’nin bir kenarda işlevsiz tutulduğu görülüyor. Çıkarılan KHK’ ler ile, bir yandan da devlet kurumlarında (Ordu, Milli Eğitim ve Diyanet gibi) laik Cumhuriyetin kuruluş ilkeleriyle çelişen yapısal ve kalıcı değişikliklere gidiliyor.

          FETÖ ile mücadele sürecinde Gülen Cemaati’nin toplumun her kesiminde ve devlet kurumlarında çok yaygın yerleştiği ortaya çıktı. Bunlardan ibadet ve ticaret ayağında yer alanların darbeci askerlerle birlikte tutuklanmasına, yargılanmasına aralıklarla devam ediliyor. Bu süreçte doğan mağdur bir kitlenin de giderek büyüdüğü görülüyor. FETÖ’nün siyasi ayağına ise, halen dokunulmuş değil. Bu nedenle toplumda FETÖ ile bütünsel mücadelenin yeterli yapılmadığı kaygısı oluştu.

          Geçen yıl, 16 Nisan 2017’de, Yüksek Seçim Kurulu’nun hukuksuz kararıyla üzerine şaibe gölgesi düşen bir halk oylaması yapıldı. Bu halk oylamasıyla Anayasada değişikliğe gidilerek, Parlamenter rejimden egemenliğin tek kişide toplandığı, başbakan ve ona bağlı hükümetin ortadan kaldırıldığı ve adına “Partili Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi” denilen Başkanlık rejimine geçildi. İlk adımda Cumhurbaşkanı partili oldu. Arkasından Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu oluşturdu. Başkanlık rejimi 3 Kasım 2019 seçimlerinden sonra başlayacak.

          Ama kaygıyla izliyoruz ki, çıkarılan KHK’ ler ve Partili Cumhurbaşkanının uygulamalarıyla, toplum tek adam yönetimine alıştırılıyor. Türk Devrimi’ne kafa tutan, toplumu laiklikten uzaklaştıran ve toplumu ayrıştırıp ikiye bölen uygulamalar yaşam buluyor. Müftülere nikah kıyma yetkisi verilmesi, Milli Eğitim kurumlarında Atatürk’ü ve bilimsel eğitimi dışlayan dinci müfredata başlanması, durup dururken ve hazırlıksız Temel Eğitimden Orta Öğretime Geçiş (TEOG) sınavlarının kaldırılması, okulların imam hatipleştirilmesine devam edilmesi, Diyanet Başkanlığı’nın toplumu geren şeriat fetvaları, seçilmiş Belediye başkanlarına istifa ile görev bıraktırılması, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedi olan Lozan Antlaşması’nı güncelleme söylemleri,  işlevsiz bırakılan Meclisin yanında bir Muhtarlar Meclisi’nin yerleşik duruma gelmesi, TTB ve TBB gibi anayasal kurumların adından Türk ve Türkiye sözcüklerinin kaldırılma girişimleri, medya ve özgürlükler üzerinde devam eden baskı bu uygulamaların göze çarpan örnekleridir.

          Siyasal iktidarın yanlış dış politikaları ve kötü yönetimi nedeniyle bugün Türk Ordusu, vatan ve sınır güvenliğimiz için, PKK, PYD, IŞİD terör örgütleriyle mücadelesini güney komşumuz Suriye topraklarında sürdürmektedir. Kısa sürede çıkamayacağımız bu Ortadoğu bataklığındaki mücadele Cumhuriyetimizin varlık sorunu haline gelmiştir. Bu mücadele Suriye’nin toprak bütünlüğüne karşı olmadığı gibi bir fetih / işgal de değildir. Türk Ordusu’nun birlikte hareket ettiği ÖSO’ nun da Kuvayi Milliye olarak tanımlanması kabul edilemez. Halen devam eden Afrin Zeytin Dalı Operasyonu’nda görülmektedir ki, karşımızdaki terör örgütlerinin arkasında ABD emperyalizmi vardır. Türk Milleti bir bütün olarak ordumuzu desteklemektedir. Türk Ordusu emperyalizme karşı olan bu savaşı mutlaka kazanacaktır.

          ABD emperyalizmiyle karşı karşıya gelinen ve Türkiye’nin terörü destekleyen ülkeler arasında gösterilmeye kalkışıldığı bu dönemde ABD ve AB ilişkileri bozuldu, kopma noktasına geldi. Dünya “Atlantik” çağından “Avrasya” çağına evrilirken Türkiye de rotasını yeni kurulan bu dünya düzenine çevirdi. Siyasal iktidarın değişmekte olan dünya dengelerine uygun olarak yeniden komşu ülkelerle işbirliği arayışına başladığı görülmektedir. Bu dönemde emperyalizmin “BOP Haritası yırtılıp atılacaktır.

          Ülkedeki genel gidişat böyleyken Atatürkçü Düşünce Derneği olarak görüşümüz, beklentimiz nedir?

          2019 seçimlerinden önce OHAL kaldırılmalı ve yeniden demokratik düzene geçilmelidir. OHAL kaldırıldıktan sonra, demokratik ortamda ve şaibesiz yapılacak seçimlerle, ömrü uzun sürmüş bu Siyasal İslam iktidarları son bulacaktır. Böylece kurulmak istenen otoriter ve siyasal İslamcı parti devletinin önü kesilecektir.

          2019 seçimlerindeki tercihin “Başkanlık” ya da “Parlamenter” rejimden yana olacağı açıktır. Halkın çoğunluğunun tercihi, egemenliğin kayıtsız koşulsuz milletin olduğu Parlamenter rejim olacaktır. Bu durumda Türk Devrimi’ne, karşı devrim iktidarlarının verdiği zararlar giderilerek, kaldığı yerden devam edileceği kesindir. Beklentimiz 2019 seçimlerinden sonra “Cumhuriyet Yılları”nın başlamasıdır.

          Yaşadıklarımız göstermiştir ki: Parlamenter rejimin güçlendirilerek laik Cumhuriyetin yeniden ayağa kaldırılması Cumhuriyetin “Kurtuluş” ve “Kuruluş” değerlerine dönülmesiyle, “Altıok” programıyla gerçekleşecektir.

          Seçimlere giderken Parlamenter rejimden yana olan Cumhuriyetçi parti ve demokratik kitle örgütleri geniş bir “Vatan – Cumhuriyet – Emek” cephesinde ve Atatürk’te ittifak sağlamalıdır. Son halkoylamasında yapılan, başarılı olunan ve halkın ikna edildiği “Hayır” birlikteliği gibi.

          Cumhuriyetçi cephenin üzerinde birleşeceği “Cumhuriyetçi – Devrimci” programın ilkeleri Atatürkçü Düşünce Derneği’nin 2018 Bildirgesi’nde ortaya konulmuştur. Bu ilkeler: Tam bağımsızlık; ulus devlet; toplumsal eşitlik; vatan – ulus – devlet bütünlüğü; ılımlı devletçilik anlayışında planlı, üretim ekonomisine dayalı ve bütünsel kalkınma; Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokratik – laik – sosyal – hukuk devleti ilkelerine ödünsüz bağlılık olarak sıralanmıştır. Ayrıca bu programı pekiştirmek ve Türkiye’nin 2023 yol haritasını çıkarmak amacıyla 25 -26 – 27 Nisan 2018’de, Ankara’da, her alanda uzman bilim ve siyaset adamlarının bildirileriyle katılacağı bir bilgi şöleni gerçekleştirilecektir.

          Yapılacak Partili Cumhurbaşkanı seçiminde uzlaşma ve ortak akılla belirlenecek Cumhuriyetçi – Devrimci cephenin adayı için ölçüt: Partisiz, Cumhuriyetçi – Devrimci programa bağlı, Parlamenter rejim yanlısı olmasıdır.

          2019 seçimleri sonrasında Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, içte ve dışta Kemalist politikalar izleyen, oluşan dünya dengelerinde onurlu yerini almasını bilen, dünya ülkeleriyle barışık, Cumhuriyetçi programı olan “milli” bir siyasal iktidar kurulması beklentimizdir.

          Umudumuz: Halkın örgütlü demokrasi mücadelesinin sonunda parlamenter rejime dönüşün ilerici anayasası bir gün mutlaka yapılacaktır. Atatürk Cumhuriyeti için varız ve hepimiz Mustafa Kemal’in askerleriyiz!

          Siyasal iktidarın Türk ve Türkiye sözcüklerini yeniden tartışmaya açtığı günümüzde halkımızın yanıtı duyulmaya başlamıştır: Ne Mutlu Türküm Diyene!

GÜNGÖR BERK

ADD BİLİM DANIŞMA KURULU ÜYESİ

Top