Bugün Üç Devrim Yasasının Yürürlüğünün 92. Yılı

3 Mart 1924 de, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin önemli üç devrim yasası kabul edildi. Bu yasalarla ‘Hilafet’ kaldırıldı, Şer’ iye ve Evkaf Bakanlığı’na son verildi, eğitim ve öğretimde birlik sağlandı.

Saltanat kaldırıldıktan ve Cumhuriyet ilan edildikten sonra Osmanlı Devleti’nden geriye sadece ‘Hilafet Kurumu’ kalmıştı. Halifelik, padişah Yavuz Sultan Selim’in Suriye ve Mısır’ı ele geçirdiği 1517 yılında Osmanlı hanedanına geçmişti. Osmanlı döneminde babadan oğla kalıyor ve halk üzerinde bir baskı işlevi görüyordu. İslam dünyasında ise önemsizdi. Gerçekte halifeliğin Kuran’da yeri yoktu ve dinsel bir makam olması söz konusu değildi. Çünkü İslam dininde tanrıyla kul arasında bir aracı bulunamazdı. Bu kurum, Cumhuriyet döneminde devrim karşıtları ve saltanat yandaşlarının sığınabileceği bir merkez oluşturacak, çağdaş devlet anlayışıyla çelişecekti. Çıkarılan yasayla halifenin görevine son verildi ve hilafet makamı kaldırıldı. Halife ve Osmanlı saltanatı kökeninden gelen tüm kişilerin ülke içinde oturması yasaklandı. Bu kişiler Türk vatandaşlığından çıkarılarak ülke dışına gönderildi.

Hilafetin kaldırılmasıyla devlet yönetimindeki iki başlılık olasılığı ortadan kalktı. Uluslaşma ve laik devlet yolunda yapılacak köklü değişimlerin önü açıldı.

Çıkarılan ikinci yasayla ‘Şer’ iye ve Evkaf Bakanlığı’ ve ‘Genel Kurmay Bakanlığı’ kaldırıldı. Bu bakanlıklarla din ve devlet işleri birlikte yürütülüyor, adalet şeriat mahkemelerince dağıtılıyor, dinsel vakıflar ve ordu yönetiliyordu. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde ise toplumsal yaşamdaki düzenlemelerle ilgili yasama ve yürütme, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun oluşturduğu hükümete aitti. Çıkarılan yasayla din kurumlarının yönetimi için başkent Ankara’da, Başbakanlığa bağlı, Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanınca atanacak Diyanet İşleri Başkanı, ülke içindeki tüm cami ve mescitler ile buralarda çalışan imam, müftü ve diğer din adamlarını yönetecekti. Bunun yanı sıra vakıf işlerini ulusun gerçek yararına uygun olarak yürütmek üzere yine Başbakanlığa bağlı bir Genel Müdürlük kuruldu. Aynı yasayla Genel Kurmay Bakanlığı da kaldırıldı. Yerine Cumhurbaşkanını temsil etmek üzere, ordunun barış döneminde yönetim ve komutası ile görevli, en yüksek askeri kurum olarak Genel Kurmay Başkanlığı kuruldu. Genel Kurmay Başkanı, Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanının onayı ile atanacak ve görevlerinde bağımsız olacaktı.

Bu ikinci devrim yasasıyla din ve ordunun siyaset dışı bırakılması sağlandı ve laik devlet yolunda önemli bir adım daha atıldı.

Devrimin üçüncü önemli yasası ‘Eğitim ve Öğretim Birliği Yasası’ idi. Osmanlı döneminde hem dinsel eğitim veren medrese gibi okullar hem de çağdaş eğitim veren kurumlar vardı. Bu ikili eğitim sistemiyle iki türlü insan yetişiyordu. Devrimlerin benimsetilmesi, ulusun düşünce ve duygu birliğinin sağlanması, bu ikiliğin ortadan kaldırılması amacıyla ülkedeki tüm bilim ve öğretim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı.

Bu devrim yasasıyla da çağdaşlaşma ülküsü doğrultusunda laik eğitime geçildi.

Anayasamızın 174.maddesiyle, başında Eğitim ve Öğretim Birliği Yasası olmak üzere, devrim yasalarının tümü koruma altına alınmıştır.

Bu devrim yasalarının üzerinden doksan iki yıl geçti. Yıllar içinde laik Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten siyasal iktidarlarca yasalarda laiklik ilkesini aşındıran değişiklikler yapıla geldi. Günümüze gelindiğinde, şeriat devleti hayaliyle, artık hedefe laik devletin yerleştirildiği görülmektedir. Özellikle değiştirilen eğitim sistemi, gereğinden fazla sayıda açılan ve öğrenci sayısı bir milyona ulaşan İmam Hatip Okulları ile yeniden ikili eğitim sistemine dönüldü. Ordu hukuksuz ve ‘kumpas’ davalarla etkisizleştirildi. Diyanet İşleri Başkanlığı ise devleşen bütçesi, geniş kadrosu, işlevinin dışındaki garip fetva ve çalışmalarıyla toplumsal yaşamda geriye dönüş yolunu açtı.

On dört yıldır ülkemizin yönetiminde Siyasal İslam çizgisindeki parti var. Laiklik karşıtı eylemleri nedeniyle bir ara Anayasa Mahkemesi’nce uyarılmış olsa da, siyasal iktidar laik eğitim ve laik hukukla kavgasına on dört yıldır devam ediyor. Meclis’teki ayrılıkçı partinin bir milletvekili de “tekke ve zaviyelerle ilgili yasağın kaldırılması” için yasa teklifi veriyor. Siyasal iktidarın gündeminden emperyalizmin dayattığı ‘Yeni Anayasa’ ise hiç düşmüyor. Bu anayasanın içine ‘cemaat ve tarikatların yasallaştırılması’ da yerleştirilerek devrim kanunlarının tasfiyesi amaçlanıyor.

İçinde Türk Milleti’nin bulunmayacağı, ülkeyi böleceği ve benzersiz bir dikta yönetimi getireceği anlaşılan bu ‘Yeni Anayasa’ ile rejimin değiştirilmesi isteniyor. Türk Milleti, emperyalizmin ve ‘milliyetçiliği ayakları altına almış’ siyasal iktidarın dayattığı ‘Yeni Anayasa’yı elinin tersiyle itmesini bilecektir.

GÜNGÖR BERK
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
BİLİM DANIŞMA KURULU ÜYESİ

Top