Bir Şey Yapmalı

Screen-Shot-2014-12-04-at-14.29.33
Sömürge ve bağımlı ulusların kurtuluş ve özgürlük hareketlerinde, “ulusal birlik”, “Cephe”, “Güç Birliği”, “İşbirliği”, “ittifak”lar, hayati önemde görülmüş ve vazgeçilemez siyasetler olarak öne çıkmışlardır. Zaman zaman bu cephe/birlik hareketlerinin hangi sonuçlara yol açacağı düşünülmeden, uygulanması yoluna gidilmiş, çoğu zaman da bu biraraya gelmelerin başarılı olmadıkları ve olumsuz sonuçlar doğurdukları görülmüştür.

Özellikle de geleneksel birlik hareketlerinin, güçlü otoriter ve demokrat olmayan bir partinin öncülüğünde kurulması, birleşenleri, halk demokrasileri kisvesi ve tanımlaması altında yeni siyasal diktatörlükler haline getirdiği de görülmektedir.

Ancak, bu olumsuzlukların yanında, halkın içinden doğan güçlü ulusal birliklerin sonuç aldıkları ve tarih yazdıkları da bilinen bir gerçektir. Bunun bizim tarihimizdeki en güçlü örneği Atatürk tarafından kurulan Ulusal Birlik, bu birliğin yürüttüğü Ulusal Kurtuluş Savaşı ve sonrasında inşa edilen Türkiye Cumhuriyeti’dir. O zaman öncelikle Atatürk’ün başarısına kısaca bir göz atmak belki de izlenecek yola güçlü bir ışık tutabilecektir.

ATATÜRK’ÜN ULUSAL BİRLİK KONUSUNDA SÖYLEDİKLERİ, BAŞARISININ ARKASINDA YATAN ÇALIŞMANIN ŞİFRELERİDİR ;

Elbette günümüz Türkiyesi’nin içinde bulunduğu durumu, Atatürk’ün Ulusal Birliği gerçekleştirdiği şartlar ile karşılaştırmak mümkün değildir. Burada sadece o gün verilen mücadelenin bu gün bize göstereceği yol üzerinde durulmaya çalışılacaktır.

“Bir yurdun en değerli varlığı ulusal birliktir, yurttaşlar arasındaki millî birliktir. Bu sebepledir ki, Türk ulusunun yönetilmesinde ve korunmasında ulusal birliğe, ulusal duygu ve ulusal kültüre en yüksek düzeyde önem verdim. Şöyle dedim: Bir milletin başarısı, mutlaka bütün millî güçlerin aynı istikamette toplanmasıyla mümkündür. Nitekim benim ve arkadaşlarımın ulaştığı başarının kaynağı da milletin, kuvvetlerini birleştirmesiydi, ortak çalışmasıydı. Ülkenin sükûneti, milletin kurtuluş emeli noktasında, birlik ve dayanışma sağlanmadıkça, bir dış düşmanın istila kuvvetini durdurmaya çalışmak ne mümkündür, ne de bundan esaslı bir fayda ve sonuç beklenir. Ancak ülke ve milletçe, birlik ve dayanışma sağlanırsa, düşmanın herhangi bir zamandaki başarısı geçici olmaktan ileri gidemez. Birlikte ve emelde azimli olan ve direnen millet, mağrur ve saldırgan her düşmanı er geç gurur ve tecavüzünde pişman kılabilir.”

Atatürk bu değerlendirmesinde bir dış düşmana karşı başarılı olabilmenin yegane yolunun yurttaşlar arasındaki ulusal birliğin olduğunu, bu nedenle de Türk Ulusunun yönetilmesinde ve korunmasında ulusal birliğe, ulusal kültüre ve ulusal duyguya en yüksek düzeyde önem verdiğini ifade etmektedir. Günümüzde durum nedir, ülkenin bütünlüğünü bozacak bir veya birden fazla dış düşman var mıdır, halkımızın bu konudaki tutumu nedir, birlik içerisinde hareket edebilmekte midir?

• Ülkeyi yönettiği iddiasında bulunanlar; ulusal birliğe önem vermemektedirler, partisel birliği egemen kılan, ötekileştiren, ayrıştıran bir siyaset ile sadece kendi siyasi görüşlerinin destekçilerini bir arada tutmaya çalışan ve Devlet Siyasetini parti siyasetine heba eden bir anlayıştadırlar.

• Yine ülkeyi yönettiği iddiasında bulunanlar, halkın ulusal kültürünü korumak ve geliştirmek adına programlı bir çalışma da yapmamaktadırlar.

• Ulusal duyguyu ise hırpalayıp, tepkisizleştirmeye çalışmaktadırlar. Ülke yürütülen politikalar nedeniyle bölünmenin eşiğine gelmiş durumdadır. Dün terrorist olarak görülenler bu gün sekreteryası olan politik aktörler olarak ülke siyasetine egemen hale gelmişlerdir.Ülkenin belli bir bölgesinde artık devlet kontrolü bırakmış, yerine başka unsurlar kontrolü ele almış görünmektedir.

• Bu günlerde ülkenin sınırları delik deşik olmuş, sınırlarımızdan başka bir ülkeye ait silahlı askerlerin istedikleri gibi girip çıkmaları olağan hale gelmiş, ulusal bir tepki verilemez olmuştur.

• Artık sokak ortasında vurulan asker-polis cenazeleri sessiz seyredilir hale gelmiş bulunmaktadır.

Ülkeyi yönettiği iddiasında olanlar, Atatürk’ün önemle üzerinde durduğu ulusal birliği, ulusal duyguyu, ulusal tepkiyi darmadağın ettiğine gore, bu birlik için hala bir şey yapılabilir mi ve hangi güçler yapabilir ?

“Vatanın bahtsız günleri, kara günleri olabilir. O zaman, kurtuluş çabalarında en önemli başarı; bütün millet bireylerinin, bütün güçlerini birleştirmesi olacaktır, varlıklarıyla, ruhlarıyla, her şeyleriyle… Bunun dışındaki her şey millî birliği bozar, ayrılık getirir, parçalanma getirir. Darmadağın bir milleti istila etmek, birleşik bir milleti istila etmekten çok daha kolaydır.

Vatanın bu felaket günlerinde yapılacak olan, millet bireylerinin, maddî ve manevî bütün kuvvetlerini birleştirmesidir. Her ne ad ile olursa olsun, milletin birliğini ihlal eden bütün olumsuz hareketlerin genişlemesine ve oluşumuna bütün kuvvetimizle derhal engel olmak zorundayız.

Çocuklarımıza, gençlerimize, en önce ve her şeyden önce şu görevi öğretelim: Türkiye’nin bağımsızlığına, benliğine, millî geleneklerine düşman olan unsurlarla kesintisiz olarak mücadele etmek! Çünkü, böyle bir mücadelenin gerektirdiği manevî unsurlarla donanmış olmayan bireylere hayat yoktur; bu nitelikte bireylerden oluşan toplumlara da bağımsızlık yoktur, yaşama hakkı yoktur.

Biz, birlikte tek bir milletiz, Türk milletiyiz. Bu birliği, içerden ve dışardan kim bozmaya kalkışırsa, can düşmanı bilin onu. Aklınız, bilginiz ve yüreğinizle…, bütün yeteneğiniz, bütün gücünüzle etkisiz kılın onu.

Evet, geçmişte olduğu gibi bugün de millî birliğimizi bozmak için uğraşanlar var. İç bedhahlardır onlar, dış bedhahlardır onlar, Nutuk’ta sizi uyardığım…

Doğrulun yerinizden, yüzler, yüz binler olun, milyonlar olun! Alın halkınızı yanınıza, çıkın o bedhahların karşısına! Tek bir manevi şahıs gibi, tek bir kitle gibi… Yürüyün üzerlerine. Fikirle yürüyün, eylemle yürüyün. Koruyun o kutsal ve yüce birliği!

Görmüyor musunuz milletimiz aleyhinde gece gündüz çalışanları? Onları iyi tanıyın, inceleyin, karşı stratejiler geliştirin. Halkı yanınıza alın. Bir Atatürkçü böyledir; bilgidir, akıldır, sabır ve iknadır silahı; bunlarla savunur dâvâsını, asla geri adım atmadan.”

***

“ Ülkenin ve Devrim’in içerden ve dışardan gelen tehlikelere karşı korunması için, bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetler aynı safta toplanmalıdır.

Milliyetçiler, cumhuriyetçiler! Devlet’i ve Devrim’i her türlü tehlikeye karşı korumak sizin görevinizdir. Birlikten kuvvet doğar, her başarı birlik olmaya bağlıdır. Birlik milletin esenliği ve vatanın mutluluğu için son derece gereklidir. Bir araya gelin, sıklaştırın saflarınızı. Aranızdaki kardeşlik duygularını güçlendirin. Yurttaşlar arasına nifak sokulmasını önleyin, birlik ve beraberlik sağlayın.

Milliyetçililer! Milliyetçilik şu iki hususu içerir: Birincisi, kesinlikle emperyalizme ve onun yurt içindeki işbirlikçilerine karşıdır. İkincisi, eylem düzeyinde somutlaşması, yurt halkından “Türküm” diyen herkesin ulusal egemenliği ve tam bağımsızlığı gerçekleştirmek amacıyla birleşmesini içerir.

Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı, emperyalizm karşısında nasıl başarıya ulaştı? Bir koalisyonla ulaştı, yurtsever ilericiler ile yurtsever muhafazakârların o hassas koalisyonu ile ulaştı. Kemalistler, eski ittihatçılar, TBMM içinde muhafazakâr İkinci Grup, saltanata bağlı olanlar, din adına dövüşenler ve çeteciler; düşmana karşı omuz omuza çarpıştılar. Düşmanın varlığı birleştirici bir unsurdur ve mücadele edenler arasındaki fikir ayrılıklarını erteler. Bugün de öyledir, düşman bugün de vardır!

Millî Mücadele’de ulaştığımız başarı, milletimizin, kuvvetlerini birleştirmesinden, yurtseverlerin işbirliği yapmasından ileri gelmiştir. Eğer o başarıları, zaferleri bugün de elde etmek istiyorsak, aynı esasa dayanalım ve aynı şekilde çalışalım:

El ele verelim, birlik olalım!”

Atatürk, Ulusal Birliğin nasıl sağlanacağını ve hangi güçlere karşı savaş vereceğini yıllar önce yaptığı bu konuşmalarda dile getirmiş, ancak ülkenin Atatürkçü güçleri bu güne kadar bir araya gelmeyi başaramamışlardır. Osa ülke dehşet veren bir görüntü sergilemektedir;

•4+4+4 ile programlı bir imamlaştırma çalışması başlatılmış, ilkokullarda bile “kişisel özgürlük” kavramı dejenere edilerek türban takılmasının yolu açılmıştır.

•Yandaş medya yaratılmış, bununla yetinilmemiş özgür- tarafsız yayın yapan gazeteler sindirilmiş, gazetecilerin işten atılması sağlanmış, halkın haber alma özgürlüğü yok edilmiştir. Ülkenin en büyük medya grubu tehdit altındadır, bu medya grubu ile ilgili de kapalı kapılar ardında yapılan toplantılarda alınan kararlarla kısa sürede el değiştirmesinin hedeflendiği iddiaları ortalıkta dolaşır hale gelmiştir.

•Yargı bağımsızlığı kavramının içi boşaltılmış, iddianameler polis tarafından, kararlar ise siyasi iradeler tarafından oluşturulmaya başlanmış, ve hedeflendiği gibi halkın mahkemelere güveni kalmamıştır.

•Özelleştirme furyası ile ülkenin değerleri haraç mezat satılmış, satacak pekte bir şey kalmamasına rağmen ülkenin dış borcu Cumhuriyet tarihinde görülmeyecek boyutta artmış, halk IMF ye olan borcumuz kapandı diye kandırılmıştır. Uluslararası değerlendirme kuruluşları Türkiye ile ilgili parlak bir tablo çizmemekte, yakın bir gelecekte ülkede ekonomik istikrasızlığın başlayabileceğini ifade etmektedirler. Ülkenin bir bakanı yine YAPISAL REFORMLARDAN bahseder duruma gelmiştir.

•Ülkede borçsuz neredeyse kimse kalmamıştır, borç batağındaki insanlar, sadakayla yaşamayı alışkanlık haline getirmişlerdir.

•İşsizlik %10’ların üzerindedir ve her geçen gün artmaya devam etmektedir. Artık işsizlerimizin büyük çoğunluğunu üniversite mezunları oluşturmaktadır.

•4 kişilik bir ailenin geçimine yetebileceği düşünülen asgari ücret 891,00.TL sıdır. Bir simit ise 1 TL’dir. 4 kişilik bir aile her öğün bir simit yese ayda 360 simit etmektedir ki, bu ücret sadece simitle beslenildiği düşünülürse fazla bile gelmektedir. Zaten ülkeyi yönettiği iddiasında bulunanlardan bir bakan da bu hesabı yaparak asgari ücretin yüksek olduğunu ifade etmekten çekinmemiştir. Artık insanların yediği yada yiyemediği ekmekle bile dalga geçilir hale gelinmiştir.

•Ülkeyi yönettiği iddiasında bulunanların özelleştirme adıyla yandaşlarına peşkeş çektikleri madenlerde işlenen cinayetlere bir kaç gün üzülünmekte, üzüntüler basında ve sanal ortamda ifade edilmekte, gerçek sorumlular istifa etmek bir yana cenaze başlarında pişkinliklerine devam etmekte ve ne yazık ki bu elim olayların bir daha olmaması için somut hiç bir adım atılmamaktadır. Ucuz olan insan hayatını bedava hale getiren bir zihniyetten, sorunlara somut çözümler üretmesinin beklenemeyeceği de görülmektedir.

•ÜLKE BÖLÜNMENİN EŞİĞİNDEDİR, ÜLKE TOPRAKLARI YOL GEÇEN HANINA DÖNMÜŞTÜR;

•Demokratik açılım süreci adı ile ülkenin doğusunda Türkiye Cumhuriyeti güvenlik güçlerinin denetimi ortadan kaldırılmıştır. Artık Cumhuriyetin yollarında Cumhuriyetin güvenlik güçleri yerine, ellerinde silah bulunan poşulu teröristlerin araç denetimi yaptığı görülmektedir.

•Ülke topraklarından peşmerge görünümlü bir kısım insanların Suriye topraklarına geçişler yaptığı, bir kısım insanların ise IŞİD terör örgütüne katılmak için Ülkemiz olanaklarından yararlandığı ve geçişleri ülkemizden yaptıkları artık uluslararası medyada her gün haber yapılmakta iken; ne yazık ki bu ülkeyi yönettiği iddiasında olanların sabah; “peşmergenin ülkemizden geçişine asla izin verilemez” açıklamasını yaparken, aynı günün akşamında ise yine aynı yöneticilerin “bizim önerimizle peşmerge ülkemizden geçmektedir” diyecek kadar tutarsızlık ve acizlik içinde oldukları görülmektedir.

•Ülke sınırları delik deşik olmuştur. Her isteyen ülkemize elini kolunu sallayarak girmektedir. Ülkedeki Suriyeliler artık sorun olacak sayıya ulaşmıştır ve ne yazık ki ne kadar Suriye’linin ülkemizde bulunduğu ve nerelerde yaşadıkları, toplumsal yapıya hangi zararları verdikleri ve gelenek ve göreneklerde yarattıkları erozyonların hangi boyutlara ulaştığı ise kimse tarafından bilinmemektedir. Hemen hemen her gün Suriyelilerin karıştığı bir adli olay gazetelerde yer almaktadır. Suriyeli kızların alınıp satıldığı haberleri, ülkeyi yönettiği iddiasında bulunanların hatalı dış politikalarının yarattığı insanlık dramının ne boyutlara ulaştığını göstermektedir.

•Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği ve ülkemiz içinde bağlayıcı olan Türban kararı da, zorunlu din dersi eğitimi kararı da uygulanmayarak uluslararası camiada da ülkemizde siyasal İslamın egemen olduğu görüntüsü verilmiştir.

•Cumhuriyete ve Atatürkçülere saldırılar yoğunlaşarak ve artarak devam etmektedir, ülkede artık Atatürkçü olmak neredeyse suç haline gelmiştir, insanlar Atatürkçülerden çekinir hale gelmiştir.Atatürkçülere karşı zaman zaman cadı avına çıkmak sıradan hale gelmiştir.

•Görünen odur ki, hedeflenen Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak ve yerine kendine özgü Sultanlık kurmaktır.

•ÜLKENİN MADDİ VARLIKLARI UMURSAMAZ BİÇİMDE TÜKETİLMİŞTİR;

•Üniversiteli işsizlerimize her yıl yığınlarca gencimiz katılmaktadır.

•Küçük esnaflar can çekişmektedir ve her gün onlarcası kapanmaktadır.

•Küçük, orta ve büyük ölçekli işletmelerin anlamlı bir kısmı borç batağı içerisinde üretmeye çalışmakta, her gün onlarcasının ise iflası istenmektedir. Yandaş olmayan işletmeler devletten ihale alamamakta, yandaş olmadığı halde eskaza ihale alanlara ise yaptıkları işlerin bedeli devlet tarafından ödenmeyerek batmaları sağlanmaktadır.

•Ülkemiz insanların ezici bir kısmı ne yazık ki yoksulluk sınırının altında yaşamakta ve eve ekmek götürebildikleri için şükretmektedirler.

•Ülkemizin dış borcu artık ödenemez boyutlara ulaşmış, dış ticaret açığı kapatılamaz hale gelmiştir.

•Aslında kabul etmek gerekir ki borç batağında olan ülkemiz iflasın eşiğindedir.

•Ülkemizin durumu bu kadar içler acısı iken; Sırf itibarımız kurtulsun diye, Bir milyar üç yüz yetmiş milyon TL (eski para ile bir katrilyon üç yüz yetmiş trilyon TL) bedel ile KAÇAK bir saray yapılmıştır.

•Yine yüz seksen beş milyon Dolar ( Dört yüz yirmi milyon TL = eski para ile dört yüz yirmi trilyon TL) na itibarımızı kurtardığı için birisine lüks bir uçak alınmıştır.

•DOĞA KATLİAMI SON SÜRAT DEVAM ETMEKTEDİR;

Screen-Shot-2014-12-04-at-14.29.59

•Ankara’da Atatürk’ün mirası Atatürk Orman Çiftliği, otoyollarla kaçak saraylarla talan edilmiş, yetişmesi yılları alan ağaçlar acımasızca kesilmiş, koskoca çiftlik yargı kararları da hiçe sayılarak küçük bir alana sıkıştırılmıştır.

•İstanbul’da Taksim’de o güzelim Gezi Parkı betonlaştırılmış, AVM yapmak için de fırsat kollanmaktadır.

•Yine İstanbul’da 3. Köprüydü, 3. Havaalanıydı yaygarası ile ormanlık alanlar yağmalanmış, imar düzenlemeleri ile yandaşlara rant sağlanmıştır.

•YIRCA da bir gece de kesilen 6.000 zeytin ağacı ile hukuk ta katledilmiştir.

•MADENLERİMİZDEN ARTIK KÖMÜR YERİNE CESETLER ÇIKARTILMAYA ÇALIŞILMAKTADIR;
Screen-Shot-2014-12-04-at-14.30.06

•Yandaşlar daha çok para kazansın diye özelleştirilen madenlerde artık insanlar öleceklerini bile bile kömür çıkartmaya çalışmaktadırlar

•Soma’da ölen 301 işçinin acısı dinmemişken Karaman da 18 işçi daha göz göre göre ölüme gönderilmiştir. Somada duran üretim nedeniyle binlerce işçi işten çıkartılmış ve ortada bırakılmıştır.

•Bu cinayetin sorumlusu olan, madeni bir yılda iki kez denetlediğini söyleyen BAKAN hala görevdedir.

•ÜLKE DEMOKRASİ KÜLTÜRÜNÜ İÇSELLEŞTİREMEMİŞ, CUMHURİYET DÜŞMANLARINCA YÖNETİLMEKTEDİR;

•Demokrasi bir kültürdür ve bu kültürün temeli Cumhuriyetin ilanı ile Atatürk tarafından atılmıştır. Bu kültürden nasibini almamış olanlar, sandık sonuçlarını demokrasi olarak topluma yutturmaya çalışmakta ve bu sandık sonuçlarının arkasına saklanarak Cumhuriyet’i yıkmaya ve kendi sultanlıklarını kurmaya çalışmaktadırlar.

• Hukuk devleti, kişiye ve olaylara özel çıkartılan yasalar ile yasa devletine dönüştürülmüştür. Evrensel hukuka uygun olmayan iktidarın yasaları, toplum vicdanında derin yaralar açan mahkeme kararlarına dönüşmüştür.

• Hakimler ve Savcılar yüksek Kurulu nun seçimlerine siyaset egemen olmuş ve yargı yeniden dizayn edilmeye başlanmıştır.

• 55.701.719. Toplam seçmenin bulunduğu ülkemizde, 21.000.871. kişinin oyu ile (%37,70) Cumhurbaşkanı adı altında Atatürk’ün koltuğuna bir Sultan oturmuştur.

• Ülkeyi yönettiği iddiasında olanlar bu olumsuz görünümün tüm suçunu ilginç ve komik bir biçimde muhalefet partilerine yüklemektedirler. Her konuşmalarında sanki ülkeyi muhalefet partileri yönetiyormuş gibi ağır bir uslüpla muhalefet partilerine saldırırken, iktidarın acımasız gücünü kullanndıkları halde hale her konuşmalarında ağlamaya devam etmektedirler. Muhalefet partileri ise iktidarı yönetenlere cevap vermekten toplumsal tepkiyi örgütleyememektedirler.

Bu tabloyu daha da uzatmak mümküdür, burada yer alanlar bile Atatürkçülerin

silkinmesi ve bir araya gelmesi için yeterlidir. Bu tabloyu değiştirmek mümkündür, bunun yolu ise bu tabloya tepki gösteren güçlerin birarya gelmesi ile mümkün olabilecektir.

Peki bu bir araya gelme, güç birliği – ulusal birlik nasıl kurulabilir ? ;

• Ulusal birlik/ güç birliği için farklı toplumsal güçlere ihtiyaç vardır.

• Ulusal birliğin/ güç birliğinin gerçekleşmesi için, toplumsal ve sosyolojik olarak dişe dokunur, halk içinde etkinliği olan, farklı halk kesimlerini temsil eden siyasi örgütlerin, partilerin ve hareketlerin bir araya gelmesi gerekir.

• Ulusal birlik/güç birliği için ihtiyaç duyulan bu toplumsal güçlerin ve siyasi örgütlerin bağımsız olması gerekir.

• Ulusal birlik/güç birliği için aynı amaçlı güçlere ihtiyaç vardır.

• Ulusal birlik/güç birliği için çoğulcu ve katılımcı bir demokrasiyi benimsemeye ihtiyaç vardır.

• Ulusal birlik/ güç birliği farklı toplumsal, sınıfsal, ideolojik, örgütsel güçlerin ortak bir yaşamı birlikte tesisi ve birlikte bu ortak yaşamı sürdürmeleri ile mümkün olabilecektir. Bunun için de demokratik, çoğulcu, katılımcı ortak bir sözleşmeye ihtiyaç vardır.

• Ulusal birlik/güç birliği için ortak bir mücadele biçimine ihtiyaç vardır.

• Ulusal birlik/güç birliği için, bir araya gelen örgütlerin maddi-manevi tüm güçlerini biraraya getirmeleri gerekir.

• Ulusal birlik/güç birliği için birleştirici unsur Cumhuriyeti tehdit eden düşmanın varlığıdır, bu unsur etrafında birleşecek güçlerin bir araya gelmesi ile ulusal birlik/güç birliği oluşabilecektir. Bu birlik içerisinde, yurtsever ilericilerin yanında yurt sever muhafazakarlarda yer almalıdır. Yine bu birlik içerisinde sosyal demokratlar ile milliyetçiler yan yana durabilmelidir.
Screen-Shot-2014-12-04-at-14.30.17
Atatürk’ün de dediği gibi,

“Millî Mücadele’de ulaştığımız başarı, milletimizin, kuvvetlerini birleştirmesinden, yurtseverlerin işbirliği yapmasından ileri gelmiştir. Eğer o başarıları, zaferleri bugün de elde etmek istiyorsak, aynı esasa dayanalım ve aynı şekilde çalışalım:

El ele verelim, birlik olalım!”

Av.Özgün ŞİMŞEK
ADD GYK Üyesi
ADD Hukuk ve Siyaset Kurulu Başkanı

 

Top