Bilsay Kuruç: TÜRKİYE İKTİSAT KONGRESİ: İZMİR 1923 "Bağımsızlık vurgusu, kongreye siyasal karakterini kazandırmıştır. " 

17 Şubat, 1923’te İzmir’de açılışı yapılan Türkiye İktisat Kongresi’ni nasıl değerlendirelim? Kısaca üzerinde durulacak esaslar neler olabilir? Bu konuda çok şeyler yazılmıştır, değerli kaynaklar vardır. Ayrıntıları zengindir. Burada, işin esasını vurgulamaya çalışalım.

Kongrenin başlığı ‘ iktisat ’ tır ve Milli Mücadele başarıldıktan sonra 1923’ün, yeni devletin ekonomisinin de başlangıç yılı olacağını saptamak gerekir. Ondan öncesi yokluklar, zorluklar ve kıtlıkla geçen bir savaş ekonomisi dönemi idi. İktisat Kongresi’nin açılış konuşmasını Mustafa Kemal yapıyor. Bu, dikkate değer vurgularıyla tarihi bir konuşmadır. Bir devletin kuruluşunda geleceğin dünyasına göre inşa edilecek esasları öne almayı öğreten bir ders gibidir.

Mustafa Kemal, İzmir’de, önce Osmanlı ile hesaplaşır. Hesaplaşma siyasetin ana gıdasıdır. Erken başlayan ve uzun süren fütuhat politikasının göçen devletin yapısını tarihin gelişme seyri içinde nasıl şekillendirdiğini, halkın kuşaklar boyunca savaşlara götürülerek üretici olabilme, üretimi öğrenebilme, gelişebilme kapasitesinden nasıl yoksun bırakıldığını üzerine basa basa anlatır.

Şunu görürüz: Üretim davası konuşmanın ağırlık merkezindedir. Ülke geri kalmışlığın kalın kabuğunu her şeyden önce üretimle kırılabilir. “Saban tutan el kılıç tutan eli yener ” diyor Mustafa Kemal.

Türkiye 13 milyonluk bir köylüler ülkesidir ve üretimin merkezinde önce tarım olmalıdır. İzmir’e gelirken, Mustafa Kemal şöyle demişti: “Üreten köylü milletin efendisidir.” Üreten köylü, yani, çiftçi! Cumhuriyetin ana hücresi,   takati sadece kendi için üretmeye yetebilen köylü değil, Türkiye ölçeğine göre üretebilen (çiftçi olabilen) köylü olmalıdır. İlk hedef, köylüyü çiftçi yapabilmektir.

Mustafa Kemal, 1922 sonlarından başlayarak ve İzmir’de bunları berraklaştırarak özellikle üç nokta üzerinde duruyor: İktisadiyat (yani, ekonomi), maarif (yani, milli eğitim) ve nafıa (yani, bayındırlık ki buna öncelikle ulaştırmayı katmak gerekiyor). Yakın geleceğin (kendisinin tasarımındaki) Cumhuriyetinin başlangıç noktaları olarak bunları gösteriyor, öneriyor.

Yukarıda belirttik, iktisadiyatta ( ekonomide ) önce tarım-toprak-köy meselesi geliyor. Bunlar bir bütündür. Bunları ‘bir bütün’ olarak çözebilirsek üretim davasını kazanacak kocaman bir adım atar ve köylüler ülkesinde ki çiftçiye  (Cumhuriyetin ana hücresine) erişebiliriz. 1924’ün Köy Kanunu, 1925’te âşârın kaldırılması ve daha sonra Mustafa Kemal’in örnek çiftlik kurma (hemen sonra ki günlerin,  bugün yok olan Atatürk Orman Çiftliği) hamleleri işte gene, Cumhuriyetin bu yolda ilk adımları olacaktır.

Biliyoruz, Maarifte de ilk adımlar hemen atılmıştır. ‘Tevhidi Tedrisat’ (eğitimin bütünlüğü) Cumhuriyetin ilanından dört ay sonra uygarlık dünyasına atılan büyük adımdır: Karanlığı reddeden ve gençlerin ve gelecek kuşakların önünü aydınlığa açan adımdır. Ülkenin insanlarına ‘iktisadiyat ’ı öğrenebilme, üretim dünyasının ne olduğunu kavrayabilme şansını yaratacaktır.

‘Nafıa’ ise, yine hemen 1924’den itibaren politikasını ve bunun kalıcı  ‘şiar’larını sergileyecektir: Demiryolu politikası ve ‘şiar’ları: Önce, ‘Bir karış fazla şimendifer (demiryolu)’  ve sonra ‘Yurda Demir Ağlarla Örmek ’. Bunlar içi boş sözcükler değildir. Yılda ortalama 200 km’nin üzerinde demiryolu inşaatını simgelerler.

                Önce siyaset!

Bu başlangıç noktaları Mustafa Kemal’in İzmir konuşmasında açık seçik, derli topludur. Bunlar bir yeni ekonomi yapısının özlemleri ve adımlarıdır. Ancak, başa dönerek, şunu göz önünde tutalım: Ekonomi ne istediğini bilen, yani, iradesini sergileyebilen siyaset sayesinde var olur, niyetten gerçeğe dönüşür. 1923’ün gelişmelerine de böyle bakmak doğru olur: Önce siyaset! Bir bütün halinde görülebilir ki, 1922 Eylülünden 1923’ün son aylarına kadar uzanan süre başlı başına özel bir yıldır. Kısacası, bir siyasal devrim yılıdır ve 1923’ün 29 Ekim (Teşrinievvel) tarihinde taçlanmıştır.

Mustafa Kemal’in 10 Ekim, 1922’de Büyük Millet Meclisi gizli oturumunda ki sözleri bu devrim yılını (devrimin gelmekte olduğunu) adeta önceden haber verir:  “Mantığın emrettiği şudur efendiler: Ordu vazifesini yapmış ve tamamlamıştır. Bundan sonra temini lazım gelen bütün neticeler (elde edilmesi gereken tüm sonuçlar, her şey)  siyaseten– diplomatik yolla – hallolacaktır.”

Diyor ki, askeri cephe kapanmıştır: Cumhuriyet devriminin ilk aşaması olan Milli Mücadele geçilmiştir; artık, bir sonra ki aşamada, siyasetin zeminindeyiz. Bu aşamada önce ‘Lozan’a geçilecektir. Orada, hasmımız olan büyük devletler bizi bekliyor. Ellerinde, yeni devletimizin dünyaya tescili için bir ‘barış formülü’  tutacaklardır. Biz onu biliyoruz: o 1919 Versailles (Versay)  şablonunun bir çeşit kopyası olacaktır. Bu bizim benimseyeceğimiz bir şey değildir. Biz mücadele edeceğiz ve sonunda kendi barışımızı teslim alacağız. Buna erişeceğiz. Cumhuriyet ile sonlanacak bu süreç, yeni ve çetin bir siyasal mücadele isteyecektir. Bunu kazanabilmek şarttır.

İşte, 17 Şubat, 1923’te İzmir’de başlayan Türkiye İktisat Kongresi’nin gerçek değeri, bir ilk İktisat Kongresi olmaktan önce, 23 Temmuz, 1923’te Lozan’da ilk büyük hedefine varacak bu uzun devrim yılı içinde önemsenecek bir ulusal sahne olmasından doğuyor. Mustafa Kemal orada siyasal hesaplaşmasını sadece Osmanlılık’la ve o dönemin kapandığını Türkiye’ye duyurmak için yapmıyor. Milli Mücadele’de karşımızda yer almış ve şimdi Lozan’a gelmiş büyük devletlerle de hesaplaşıyor: Onların bizimle üç dört senelik değil, üç yüz, dört yüz senelik ” hesap görmeye giriştiklerini ve “hâlâ… Osmanlı devletinin tarihe karıştığını ve… Bugün yeni Türkiye’nin mevcudiyetini (varlığını) , bunu kuran milletin… İstiklal-i tam (tam bağımsızlık) ve hâkimiyeti milliyesinden (ulusal egemenliğinden) zerre kadar fedakârlık yapamayacağını hâlâ anlayamadıklarını ” vurguluyor. Bugünün deyişiyle, ‘Lozan aşamasına geçmiş olan mücadelenin kırmızı çizgilerini hasım büyük devletlerin önüne koyuyor. Bu, iradesini sergileyen siyasetin tarihi örneğidir. Dünya devletleriyle hesaplaşan bu irade olmaksızın ekonomide arzulanan, konuşulan ve vaadedilen noktalara doğru yürümek mümkün olamazdı.

Bu bakımdan, İzmir’deki tarihi iktisat kongresinin esasında Amasya durağı ile başlayarak Erzurum ve Sivas’ta yapılan kongrelerin devamı ve sonuncusu olduğunu görebiliriz. İzmir’de, bir iktisat kongresi, tarihi önemi ve değerine, siyasal devrime giden yolda bir büyük çerçeve içinde yer almakla erişmiştir. Bağımsızlık vurgusu, kongreye siyasal karakterini kazandırmıştır.

Bilsay Kuruç

ADD BDK ÜYESİ

Top