Aydınlanma Devrimcisi Hasan Âli Yücel

Hasan Âli Yücel, İstanbul Dar’ül-fününu Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünden 1921 yılında mezun olur. İlk iş olarak öğretmenlik mesleğine yönelir. Onu bu mesleğe yönelten, Fakültedeki hocalarından İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun belirli bir etkisi olduğu bilinir.Hasan Âli bir yazısında Baltacıoğlu’nun Balkan bozgunundan sonra yazdığı  “Talim ve Terbiyede İnkılâp” adlı kitabında yer alan “kültür ve terbiye ruhunun” kendisini öğretmenlik mesleğine yöneltmede çok etkili olduğunu söyler.

1922 yılında İzmir Erkek Muallim Mektebi Türkçe ve edebiyat öğretmenliğine atanan Hasan Âli, lisede de edebiyat ve felsefe derslerine girer. 1924 yılında  önce Kuleli Askeri Lisesinde, sonra İstanbul Erkek ve Galatasaray liselerinde öğretmenliğini sürdürür. 1927 yılında İstanbul Maarif eminliği bölgesinde Maarif Vekâleti Umumi Müfettişi olarak görevlendirilir. 1930 yılında Fransa ve Belçika eğitim sistemlerini incelemek üzere, Bakanlıkça bir yıllığına Paris’e gönderilir. 1931 yılında “Fransa Maarif Teşkilâtında Müfettişler” ve “Fransa’da Kültür İşleri” başlıklı iki rapor hazırlar. Bu raporlar sırasıyla 1934 ve 1936 yıllarında yayımlanmıştır. Hasan Âli’nin  bu dönemde sanat ve edebiyat alanlarında birçok yapıtı yayımlanır.Birkaçını anımsayalım;

Türk Edebiyatı Nümuneleri (1926)  Sanat Müsahabeleri (Çeviri, 1928), Tarihi Kadim ve Doksan Beşe Doğru (1928), Goethe, Bir Dehanın Romanı (1932), Mevlâna’nın Rubaileri (1932), Dönen Ses (şiirler, 1933), Türk Edebiyatına Toplu Bir Bakış (1933) vb.

Hasan Âli, 1932 yılında Gazi eğitim Enstitüsü Müdürlüğüne, ertesi yıl Ortaöğretim Genel Müdürlüğne getirilir. Atatürk’e ithaf ettiği  “Türkiye’de Orta öğretim” kitabı 1938’de yayımlanır.

1 Mart 1935’te İzmir’den milletvekili seçilir. Çoğu Akşam gazetesinde yayımlanan  Eğitmenler, Türk dili, Ulusal felsefe, Bilim ve Ahlak, Kültür, Aydınların yetiştirilmesi, Eğitim vb konulardaki yazıları 1937’de  “Pazartesi Konuşmaları”  başlıklı bir kitapta yayımlanır.

 

Hasan Âli Yücel, 1938 yılında Celal Bayar Hükümetinde Milli Eğitim Bakanlığına getirilir. Bu görevini Refik Saydam ve Şükrü Saraçoğlu kabinelerinde de sürdürür. Toplam 7 yıl, 7 ay, 7 gün bakanlık yapar.

 

Hasan Âli Yücel Kimdir?

Yücel; şair, yazar, denemeci, felsefeci, eğitimci, edebiyatçı, araştırmacı, devlet adamıdır. Yüksek öğrenimine İstanbul Hukuk Fakültesinde başlar. Müderris Celalettin Arif, dersini kitabına göre işler. Hasan Âli, işlenecek konuyu önceden okumuş ama anlayamamış. Derste hocayı dinler, yine anlayamayınca “Efendim anlattığınızı anlamadım” der. Hoca kitabında yazdıklarını yineler. “Efendim yine anlamadım deyince, müderris de “Eee , bir kere anlattık anlamadınız, bir kere daha anlattık yine anlamadınız; bu kadar anlayışsızlıkla hukuk talebesi olunamayacağını zannederim” der. Hasan Âli, “çok hakkınız var, benim gibi anlayışsız birinin hukuk talebesi olamayacağı muhakkak, ama sizin gibi anlatmasını bilmeyen bir hukuk müderrisi de olamayacağını zannediyorum” der ve sınıfı terk eder.

Bundan üniversite hocaları konusunda olumsuz olduğunu söylemek yanlış bir genelleme olur. Bu konuda Tahir Hatipoğlu İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Alaattin Akçasu’dan şu alıntıyı yapmış:

“O dönemde bir üniversite hocasının çalışmasına kimse karışmazdı. Bilimsel özerklik yüzde yüz vardı. Üniversite bütçesi milli savunma bütçesi gibi kabul edilirdi. Devlet fakir olmasına rağmen ihtiyaçları hiçbir kısıntıya tabi tutmadan tereddütsüz sağlanırdı. Bir gün devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel fakülteye gelmişti. (insülin’i keşfeden) Alman Profesör Erich Frank’ın Almanca ders anlattığını görünce, ona niçin Almanca anlattığını sordu. Frank, “Bir Maarif Vekili olarak bana “neden Türkçe ders vermiyorsunuz?” diye soracağınıza, “Türk tababetine ne hizmet ettiniz?” diye sorun dedi. Bu da, Öğretim Üyelerinin ne derece özerk olduğunu gösterir. Çünkü o zaman Bakan bir imza ile işine son verebilirdi. O zamanın Maarif Vekili, bilimsel niteliğe o kadar hürmet eden bir insandı ki Prof. Frank’a hiçbir şey söylemedi”.

Bir gün tedavi kliniğinde pratikteyim. Oranın başkanı Prof. Dr. Akil Muhtar Özden’di. Hasan Âli Yücel yine geldi. Konuşurken “Hocam, Tıp fakültesindeki öğrenci sayısını artırsak; Memleketin doktora ihtiyacı çok” dedi. Akil Muhtar, “Hasan Âli, Hasan Âli” dedi. Sen benden kantite (nicelik) değil, kalite (nitelik) iste; kalitesiz on hekim yetiştireceğime, kaliteli bir hekim yetiştireyim, on Hekimin işini yapar” dedi. Bu da Türk profesörüydü (Hatipoğlu, s:109).

 

İlk Milli Eğitim Şurasını Hasan Âli Yücel 1939 yılında toplamıştır. Bu şuranın gündem konularından biri yüksek öğretim, özellikle üniversite konusudur. Bu konuda alınan kararlardan biri üniversitenin amacının belirlenmesidir; “Üniversitenin amacı, iyi inceleme ve deney, doğru düşünme yeteneği taşıyan ve bilimsel yöntemleri alışkanlık haline getirmiş bir zihniyetle donanmış, yüksek bir idealin heyecanına tabi olarak gelişim yolunda ileri atılan iyi ahlâklı, yüksek düzeyde bilim ve sanat adamları yetiştirmektir”

1946 tarih ve 4936 sayılı Üniversiteler Yasası ile üniversitelere (İstanbul, Ankara, istanbul Teknik) bilimsel ve yönetsel özerklik, tüzel kişilik verilmiş, üniversiteler katma bütçeli kurumlar olmuşlar ama Milli Eğitim Bakanının üniversitelerin başı olması önlenememiştir. Bunun nedenini Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel TBMM’de şöyle açıklamıştır: “Eğitim Bakanlarımızın üniversitelerimizin başı olması, üniversite işleri ile ilgili meselelerde yüksek huzurlarınıza bütçeleri gelecek bu kurumların sorumlu bir insanı ve sizin mümessiliniz sıfatıyla sizleri yanıtlayabilmek içindir; bu da üniversitenin iç işlerine ve öğretimine asla ve kat’a bir müdahale demek değildir” (Hatipoğlu,  Türkiye Üniversite Tarihi, Ankara, 1998, s: 176).

Tercüme Dergisine yazdığı önsözde, Milli Eğitim Bakanı dilimize çevrilen klasikler konusunda şöyle der: “Bu çeviri girişimi, dünyayı anlamakta, hayatı tanımakta ve kendimizi bulmakta bir ilerleyiştir, büyük Türk hümanizmasının yayılmasıdır. Düşünsel gelişimimiz, insanlığın yarattığı büyük dimağların hayat ve evrensel görüşlerinden haberdar olmakla sağlanacaktır. Bu, çağdaş fikir dünyasına açılan bir kapıdır”. Görülüyor ki O, hümanist bir Dünya aydınıdır. Kuşkusuz bu nedenle UNESCO, doğumunun 100.yılı olan 1997 yılını Hasan Âli Yücel yılı olarak kabul etmiştir.

Hasan Âli Yücel laiktir. Laiklik anlayışını şöyle açıklar: “Cumhuriyet devleti esasen din ile devleti ayırmış;  dini sırf bireylerin vicdanına, duygularına bırakmış olduğu için Cumhuriyet, çocukların terbiyesinde bilginin ahlak ve ahlakın bilgi kadar dini kaynaklardan ayrılmış olarak verilmesini temin etmiştir. Bu itibarla Cumhuriyet okullarında devlet eliyle din öğretimi yapılamaz. Telkin ettiğimiz ahlak, dini kıymetlerle müeyyidelendirilemez” (2.03.1942).

Hasan Âli Yücel’in Köy Enstitülerinin kuruluşunda ve gelişmesinde büyük emeği geçmiştir. Meclis içinde ve dışında Köy Enstitülerine yönelik olumsuzlukları, tüm sorumluluğu üstüne alarak savunmuştur. 1942 yılında TBMM’de Köy Enstitülü öğretmenlere şu sözlerle kefil olmuştur: “…Köye göndereceğimiz bu Köy Enstitüsü mezunu öğretmen, şimdi elimizde mevcut 9 bin talebenin bize verdiği intiba ile söylüyorum, istisnasız çalışkandır. Tatile bile gitmek istemez, kendisine verilecek işi bekler ve o işi yapar; ahlaklıdır, yalan söylemez, hırsızlık etmez, civarında bulunan kız arkadaşlarının şeref ve haysiyetini kendi kardeşi olarak muhafaza etmek şuurunda, liyakatında ve iktidarındadır…Birinci nokta köydeki öğretmen, Cumhuriyetin ve inkılabın yayıcısı , bekçisi ve öğreticisidir”…

Hasan Âli, ailesi İstanbul Laleli’de oturduğu için dört yaşında burada okula başlar. Bu okul, Arapça eğitim veren bir din okuludur. O günleri kendisi şöyle değerlendiriyor: “Bir taraftan öğretim usulünün ilkelliği, diğer taraftan ne yaptığımızı, ne okuduğumuzu hiçbir surette bilmeyişimiz, küçük yaşta zekâmızı ezmek, bilincimizi karartmak için  yeterli sebeplerdi”

(Alev Çoşkun, Hasan Âli Yücel Aydınlanma Devrimcisi, Cumhuriyet yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 2010, s: 17).

 

Mustafa Kemal, 2 Şubat 1923 tarihinde İzmir’e gelir, orada halka açık bir toplantı düzenler. Genç öğretmen Hasan Âli, şu soruyu yöneltir Mustafa Kemal’e . “…Gelecekteki irfan hayatımızda medresenin mevkii ne olacaktır? Bugün fosil mevkiinde bulunan medreselerin irfan hayatı bundan sonra nasıl olacaktır? Zat-ı âlileri bu hususta ne düşünüyor? Bunu öğrenmek istiyorum”  Soruya Mustafa Kemal’in yanıtı şöyledir: “…Bu soruyu soran arkadaşımızın fikrine ben de iştirak ediyorum. Hakikaten efendiler, bizim bugünkü medreselerimiz vaktiyle medreseler yapıldığı zamandaki halinden çok uzaklaşmıştır. Milletimizin, memleketimizin yüksek eğitim kurumlarıyla bir olması gerekir. Bütün memleket evlatları, kadın ve erkek, orada eğitim görmelidir”. (Alev Çoşkun, aynı, s:29-30)

Bu açıklama 3 Mart 1924 tarihinde gerçekleştirilecek en büyük eğitim devriminin-Öğretim Birliği-habercisidir.

 

Hasan Âli’nin Yıldızının Parladığı An

Mustafa Kemal’in Yurt Gezisine Katılması (19.11.1930- 3.3.1931)

Bu geziye 33 yaşındaki Bakanlık müfettişi Hasan Âli, Milli Eğitim Bakanlığını temsilen katılır. Daha Ankara Garında Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, İzmir’de sorduğu soru ile Hasan Âli’yi anımsar. Gezi boyunca Hasan Âli’nin Mustafa Kemal ile yakın temasları olur, hatta bir yemek sırasında yanına çağırır ve tüm konuklarıyla birlikte bu gencin şerefine kadehini kaldırır. Ama asıl ilginç olan da şudur: Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, herkese şu soruyu yöneltir: “Türk milleti, ne zaman kendini kurtulmuş sayabilir?”  Hasan Âli, bu soruyu şöyle yanıtlar: “Paşam,  Türk milleti ne zaman kurtarıcı arama ihtiyacını duymayacak hale gelirse, o zaman kurtulmuş olur”. Bu yanıtı Mustafa Kemal çok beğenir ve kendisine takdirlerini ifade eder. İşte bu geziden sonra Hasan Âli, Atatürk için şu şiiri yazar.

 

Atatürk’ü tanıdım gezisinde, evinde;

Köşe konuşmasında, açıktan söylevinde.

Nasıl işliyor gördüm, yüreğiyle kafası;

Boş yere denmedi O’na Türk’ün Atası.

 

Onunla aydınlandı Türk’ün tarihi, dili.

Yaşıyoruz biz bugün kurtardığı vatanda;

Dil uzatma sakın ha, Allah’ından utan da.

Böyle diyorum; çünkü çıktı bazı soysuzlar,

O’na  “Adı Türk” diyen vicdansızlar, huysuzlar.

(Alev Çoşkun, aynı s:42)

 

Şair Can Yücel’in babası Hasan Âli Yücel için yazdığı şiirden alıntı bir bitiriyorum:

 

“ … Bilmezdi ki oturduğumuz semti,

Geldi mi gidici- hep, hep acele işi,

Çağın en güzel gözlü Maarif müfettişi.

Atlastan bakardım nerelere gitti,

Öyle öyle ezber ettim gurbeti…”

 

Ülkemizin hümanist Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’i, sonsuzluğa uğurlandığı yıldönümünde ulusal-laik eğitim ve kültürümüze getirdiği aydınlıklarla özlemle, şükranla  anıyoruz, nur içinde yatsın. Hasan Âli Yücel çapında bir hümanisti,  bir devi, bir körün, yakalayabildiği yerinden bir fili betimlemesi gibi O’nu yakalaya bildim ise, ne mutlu bana…

Prof. Dr. Mahmut ÂDEM
ADD BDK ÜYESİ

 

Top