Aydın ESEN: Soma Faciası Bir Sonuçtur

SOMA FACİASI bir sonuçtur. Bu sonucu doğuran şartlar ortadan kaldırılmadıkça, üzülerek söylüyorum, maalesef benzer olaylarla karşılaşacağız. Nedir SOMA ve benzeri olayları ortaya çıkaran şartlar? Kısaca özetlemek isterim.

1981’den bu yana uygulanan ve 2002’den sonra  ekonomi politikasının tek omurgası olan neoliberal  pratik şu 3 sonucu ortaya çıkarmıştır:

1-Uygulanan politikalarla tarım ve hayvancılık yok edilmiştir.

Tarımı bitiren  politikaların başlangıcı  IMF ile yapılan stand-by anlaşmaları ve Dünya Bankası Tarım Reformu Uygulama Projesi ile tarım alanında sözde tarım reformu  ile başladı. Bu anlaşma ve projelerde öngörüldüğü şekilde  tarımsal destekler büyük  ölçüde kaldırıldı veya  şekli değiştirdi;  Doğrudan Gelir Desteği (DGD) uygulamasına geçilerek  tarımsal desteklerin üretimle bağı kesildi.

Bu destekleri arazi sahibinin alması nedeniyle Anadolu’da yaygın olan yarıcılık nedeniyle tarlada çalışan “yarıcı” işsiz kaldı Üretimle bağı kesilen çiftçiler de  hızla yoksullaştı. Tütünde yaygın olarak kullanılan “sözleşmeli  üreticilik” ile de  örgütsüz olan çiftçi-köylü yerli ve yabancı büyük şirketlerin  kontrolu altına giren piyasanın kar amaçlı emellerine terk edildi.

Özelleştirme, Tütün , Maden ve benzeri kanunlarla  TEKEL, Et ve Balık Kurumu (EBK), Süt Endüstrisi Kurumu (SEK), Yem Sanayii (YEMSAN)’ın   özelleştirilmeleri  sonucunda  tarım ve hayvancılık yapamaz hale gelmiştir. Bu  politikalar, toplam ekilir/dikilir tarım alanlarının %10’unu yok etmiştir. 1980 yılında 87 milyon olan büyükbaş ve küçükbaş hayvan sayısı 2014 yılında 57 milyona gerilemiştir.

Bu süreçte geçim zorluğu çeken çiftçinin arazilerini de elden çıkarmasıyla çiftçi ve  köylünün  şehirlere göç ederek  düşük ücretli, güvencesiz ve tehlikeli iş şartlarında çalışmak dışında seçeneği kalmamıştır.

Soma, Akhisar ve Kırkağaç  özelinde de öncelikle Tütün Yasası ile mesleklerini yapamaz hale gelenler 40,-TL yevmiye ile yakınlarındaki taş ve maden ocaklarında ucuz işçilik yapmak zorunda bırakılmışlardır.

2-İşgücü sömürüye açık hale getirilmiştir.

Çiftçi köylü ucuz işgücü üretimden uzaklaştırılarak  ucuz  işgücü deposu olmalarının koşulları da hazırlandı. Kamu hizmetlerinin piyasalardan satınalınması uygulaması ile büyük bir alan yaratılan “taşeronlaştırma”, esnek çalışmanın iş hayatında yaygınlaştırılması, iş güvencesini kaldıran düzenlemeler, kuralsızlaştırma ve sendikasızlaştırma  bu dönemin ortak özellikleridir. Böyle bir ortamda örgütsüz ve niteliksiz işçi adaylarına  her türlü tehlikeye karşı korunmasız bir şekilde boğaz tokluğuna bulduğu, kendisine lütfedilen (!), işi kabul etmekten başka çıkar yol bırakılmamıştır.

3-Maden ve kömür politikası

AKP döneminde tarım alanlarımız, sit alanlarımız, tarihi ve doğal zenginliklerimiz savruk bir enerji, maden ve kömür politikasının kurbanı olmuştur.

2004’te yürürlüğe giren 5177 sayılı yeni maden yasası ve bazı yasalarda yapılan değişiklikler ile madencilik  yerli ve yabancı sermayenin büyük ilgisine mazhar olmuştur. Bu yasa ile madenlerimiz  sadece yüzde 2 vergi karşılığında yerli ve yabancı şirketlere açılırken, zenginleştirme işleminin ülkede yapılması halinde devlet payı yüzde 1’e çekildi.
Sadece 2006-2008 yıllarında verilen ruhsat miktarı 40 bindir.

Ülkemizin her yöresinde  mantar gibi faaliyete başlayan ruhsat sahipleri, yasalara ve çevreye karşı yükümlülüklerini dahi gözetmeden en kısa zamanda en yüksek karı elde edebilme çabasına giriştiler. Karşılarına çıkan engellerin  bazen şiddetle, bazen  mevzuatın değiştirilmesini sağlayarak, bazen da mevzuata aykırı zorlamalarla aşılmaya çalışıldığını gördük.  Bu ruhsatların da büyük ölçüde yandaş kişi ve şirketlere verildiğinin örnekleri gazete sayfalarında yazılıyor. Açılmaması gereken madenler bu ilişkiler sonucunda açılıyor. Fakir halka dağıtılan kömür yardımları ve kömür yakıtlı santrallere öncelik verilmesi  nedeniyle büyük bir talep ortaya çıktığından en olumsuz şartları dahi taşıyan ocaklar üretime sokuluyor. Gerekli denetimler yapılmadığı veya “ -mış gibi” yapıldığı karşılaşılan  bazı facialardan sonra açığa çıktı.

Madencilik ve kömür ruhsatlarının bilinçsizce verilmesi Ermenek Faciasının nedenlerinden olan, yer altı su rezervlerinin de yokolmasına  neden olmuştur. Kömür madenlerinin işletilmesinde büyük miktarda su kullanılması tarımsal sulama yanında insan ve hayvanlar için de gerekli suyun bulunamaması  riskini beraberinde getirmektedir. Konya Ovasındaki obruklar bu tehlikenin somut örnekleridir.

Sonuç olarak şu soruların cevabını net olarak bulmamız gerekir:

– Sadece ‘kazanmaya  odaklanmış bir anlayışla  iş güvenliği tedbirlerini dahi ihmal ederek kömür madenlerini işleten şirketin’ karını maksimize edebilmek için sendikalı ve iş güvencesi olan işçi çalıştırmak yerine daha ucuza ve güvencesi olmayan işçileri taşeron aracılığıyla çalıştırabildiği ve taşeronun da ‘bu şartlara razı olmaktan başka seçeneği olmayan, toprağıyla ilişkisi koparıldığı için işsiz kalan ve ne iş olsa yapmak zorunda bırakılan kişileri’ rahatça bulabildiği bir ortamda suç kimin?

-Ve bunu kim düzeltecek?

Aydın ESEN

ADD Toplumsal Konuları Araştırma Kurulu Üyesi

 

 

Top