Av. Cüneyt Erkmen Özbayır ADD Muğla Şube Başkanı ÇOCUKLARA CİNSEL İSTİSMAR

ÇOCUKLARA CİNSEL İSTİSMAR

 

 

Son günlerde sorumluluk hisseden aydınlar tarafından sosyal medyada dillendirilerek farkındalık yaratılmaya çalışılan bir konuya, çocuklara cinsel istismara dikkat çekmek istiyorum. Dünyanın neresinde olursak olalım çocuklar korunması için özel önem verilen varlıklarımızdır. Belli bir yaşa kadar derdini bile anlatamayan, doğaları gereği yaptıklarının ne ile sonuçlanacağını anlayamayacak dönemleri olan çocuklar. Gözümüz gibi baktığımız çocuklarımız.

 

Konu ile ilgili olarak öncelikle temel kavramların gözden geçirilmesi gerekir. TCK 102 nci maddesinde cinsel saldırı fiili tanımlanmış ve cezası öngörülmüştür. Buna göre cinsel davranışlarla kişinin vücut bütünlüğünü ihlal eden kişi mağdurun şikâyeti üzerine 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır, fiil sarkıntılık düzeyinde kalırsa 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Bu suçun değişik koşullarda işlenmesi durumunda ağırlaştırıcı hükümleri düzenlenmiştir. 

 

Çocuğun cinsel istismarında ise 8 yıldan 15 yıla kadar hapis öngörülmüş, sarkıntılık düzeyinde kalması halinde ise 3 yıldan 8 yıla kadar özgürlüğü bağlayıcı ceza öngörülmüşken çocuğun 12 yaşından küçük olması halinde ise verilecek cezanın istismarda 10 yıldan sarkıntılık halinde ise 5 yıldan az olamayacağı düzenlenmiştir. Maddede cinsel istismarı tanımlarken fiillerin mağdurun 15 yaşından küçük ya da 15 yaşından büyük olanlar şeklinde ayrıma tabi tutularak tanımlandığını görmekteyiz. 

 

Öncelikle belirtmek isterim ki çocuklara yönelik yani 18 yaşından küçük tüm bireylere karşı gerçekleştirilen cinsel istismarın yaş gruplarına ayrılarak daha az ya da daha çok ceza öngörülmesi çok doğru bir yaklaşım değildir. Yasa tekniği açısından belki doğru görülebilir ancak sonuçta bu fiillerin mağdurları çocuklardır. İster 3 yaşında olsun, isterse 8 ya da 15. Fiilin sonuçlarını algılama yeteneklerinin farklılığı olsun, hata, hile ya da başka yollarla işlenmiş olsun sonuç olarak mağdurların çocuk olduğu ve muhatap olduğu fiilin de cinsel istismar olduğu unutulmamalıdır. Bu tür sapkın davranışlara maruz kalan çocukların önlerindeki yaşam boyunca bunun travmasından kurtulabilmeleri, sağlıklı bireyler olabilmeleri çok kolay gözükmemektedir. 

 

Bir kısım duyarlı aydınlar aracılığıyla farkındalık yaratılmaya çalışılan ve ülkemizin kanayan bir yarası olan bu sapkın davranışların sadece cezai önlemlerle önlenmeye çalışılması yeterli değildir. Öncelikle cinselliğin uzun yıllardır tabu olarak görüldüğü ülkemizde cinsel eğitimin artık müfredata girmesinin gerektiği ülkeyi yönetenler tarafından anlaşılmalıdır. Bu konuda bir umut olmamakla birlikte kamuoyu oluşturucular tarafından bu olayın gerekliliği üzerinde durulmalıdır. Kamuoyuna yansıyan cinsel saldırı/istismar vakalarından sonra saman alevi gibi yükselen bir infial ve tepkisel davranışlardan sonra gelenekselleşmiş hale gelen “hafıza-i beşer nisyan ile malüldür” deyişini doğrular şekilde unutulmaya terk edilir bu tür olaylar. Çeşitli tarikat yurtlarında kız erkek ayrımı yapılmaksızın cinsel istismara uğrayan yavrularımızın haberleri ile birkaç gün çalkalanan ve sonra yine uyutulmaya bırakılan bu acı olaylar derinden derine sürüp gitmektedir.

 

Oysa cinsel eğitimin uygun pedagojik yaklaşımlar ve bilimsel yöntemlerle küçük yaşlardan itibaren eğitim öğretim sistemine alınması halinde kısa süre içerisinde olmasa bile giderek bu tür vakalar önlenebilecektir. Cinsellik; yasaklarla büyütülmüş, ailede ve eğitim öğretim aşamalarında uygun eğitim almamış bireyler açısından daima yaşayarak öğrenilmesi ile sonuçlanacak bir olgu gibi durmaktadır. Bu toplum için büyük bir tehlikedir. Yıllar boyu toplumun büyük kesiminde var olan bu sapkın davranışlar iletişim araçlarının gelişmesi, sınırların ortadan kalkması gibi nedenlere dayalı olarak daha duyulur olmakta, toplumda gelişen ve değişen bilinç düzeyiyle koşut olarak medyada daha rahat yer alabilmektedir. Yoksa toplumda yeni yeni olan olaylar değildir. Özellikle kırsal kesimlerde, belli anlayış gruplarında ve bazı coğrafi yörelerde yaygın olarak varlığını sürdüren cinsel istismar ancak eğitim ile tamamen ortadan kaldırılabilir. 

 

Çocuklara cinsel istismar; büyüklerin olası direnmeleri ya da bilinç düzeylerine göre daha zor olmaları karşısında daha kolay yapılabilen bir istismar gibi görünmektedir. İktidarın bu olayların önlenmesine yönelik genel yaklaşımı suça öngörülen cezalarının artırılması, idam ya da kimyasal hadım gibi uç noktalardaki önlemler olarak belirmektedir. Tabii ki insanların çocuğa cinsel istismarını engellemek için ağırlaştırılmış cezalar bir önlem olarak düşünülebilir ancak öncelikle yapılması gereken bir dizi değişken önlemler silsilesini yürürlüğe koymaktır. 

 

Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması halinde soruşturma ve kovuşturmanın veli, vasi gibi objelerin şikâyetine bağlı olmasından vazgeçilmelidir. Resen soruşturulan bir suç haline getirilmelidir. Toplum baskısı, utanç, olayın duyulmasından duyulan çekingenlik ve korku gibi etkenlere bağlı olarak ya da failin çeşitli yöntemlerle mağdurları şikâyetinden vazgeçirme yöntemlerinin yasal olarak ortadan kaldırılması mutlaka düşünülmelidir. 

 

Tüm cinsel suçların kaynağının sosyolojik ve psikolojik temellerine inilmeli, eğitim öğretim sistemi içerisine cinsel eğitim alınmalı, ailelerin eğitimi ve son olarak da yasal düzenlemeler olarak ortaya çıkmalıdır. Bireylerin ve özellikle çocukların yaş sınırları olmaksızın vücut bütünlüğünün korunmasına yönelik eğitimin verilmesi, bedenlerinin kendilerine ait olduğunun öğretilmesi devletin sorumluluğu altındadır. Öncelikle bu tür olaylarla karşılaşıldığında istismara cesaret edilebiliyor olması halinde o toplumun bilinç ve eğitim düzeyinin çok geride olduğunun kabulünün gerektiği açıktır. Toplumun bilinç düzeyinin artırılması, düşünen, öğrenen, yorumlayan ve yargılayan bireylerin olduğu bir toplumda bu tür sapkın davranışların ancak bireysel tutumlar olarak kalacağı kabul edilmelidir. O halde Mustafa Kemal Atatürk’ün hedef gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmanın yolunun çağdaş ve bilimsel eğitimden geçtiği gerçeğinden hareketle tüm yurttaşların bu bilinçle hareket etmeleri gerekmektedir. 

 

Çocuklarımızın bu tür sapkınlıklarla karşılaşmalarının onlarda yaratacağı onarılamayacak şekildeki örselenmelerin önüne ancak toplumsal bilinç ve laik, çağdaş, bilimsel eğitime inanmış bir anlayışın egemen olması ile geçilebilir. O halde yapılacak şey bellidir. Çocuklarımızın güvenle yaşayabilecekleri bir ülke için laik, çağdaş ve bilimsel eğitimin egemenliği için dur durak bilmeden çalışmak. 

 

 

 

Av. Cüneyt Erkmen Özbayır

ADD Muğla Şube Başkanı

 

Top