Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Yönetim Kurulu Gaziantep Toplantısı Sonuç Bildirgesi

Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu günle birlikte bölgesinde bir istikrar ve demokrasi vahası olarak öne çıkmıştır.  Birinci Dünya Savaşı yıllarında sınırları çizilen komşularımızın bağımsızlıklarını kazanmalarının ardından, karşılaşılan her olayda ağırlığı kabul edilen, sözü geçen bir aktör olmuştur. Dünya genelinde de, bölgesinden aldığı güçle saygınlık kazanmıştır.

Türkiye’mizi 2002 yılından buyana yönetenlerin, yeni Osmanlıcılık ihtirasıyla çıktıkları yolda kendi dünyalarının dinsel hayallerini yansıtan “stratejik derinlik” adını taktıkları sözde aktif dış politika, daha başlangıçta belli olduğu gibi, tam bir çıkmaza girmiştir. Bu sürecin politika yanlışlıkları sınır güvenliğimizi tehlikeye düşürürken, aynı zamanda bir dizi sosyal ve ekonomik sorunun nedeni olmuştur.  

Ötesinde, uluslararası arenada ülkemizin imaj ve itibarı da alabildiğine zedelenmiştir.

Emperyalist güçlerin çıkarlarına hizmet eden ve bu doğrultuda Suriye meşru yönetimini düşman ilan eden bu politikalar sonucunda;

* En büyük dış ticaret ortaklarımızdan olan Irak parçalanmanın eşiğine gelmiş,

* Ortak Bakanlar Kurulu toplantısı yaparak vizeyi kaldırdığımız Suriye bir katliam ülkesine dönüşmüş,

* Suriye’nin yanı sıra Mısır ve Libya ile de diplomatik ilişkilerimiz askıya alınmış,

* PKK’nın güçlenmesi yanında güney sınırımızda PYD ve IŞİD başta olmak üzere pek çok terörist örgütün de palazlanmasına zemin hazırlamış, sınırlarımızda kendi güvenliğimiz açısından kontrolümüz kaybedilmiş,

* Gaziantep başta olmak üzere, bu ülkelerle canlı ekonomik ilişkiler içinde olan Güneydoğu illerimiz bu avantajlarını kaybettikleri gibi ülkemizi transit geçiş yeri olarak kullanan teröristlerin ve ülkemize sığınan 3 milyon Suriyelinin sebep olduğu sosyal ve ekonomik sıkıntılara göğüs germek zorunda bırakılmışlardır.

Oyun açık oynanmaktadır. Artist olma hayaliyle aldatılanların durumuna düşen bu iktidar, ülkesini seven bilinçli vatandaşlarının sesine kulak vermeli ve karşı karşıya geldiğimiz acı gerçekleri doğru değerlendirmelidir. Ancak, 15 Temmuz’dan sonra söylenenler ile yapılanların çelişkileri bu yönde fazla umutlu olamayacağımızı göstermektedir.  

Bu anlayışın sonu maalesef başka acı olaylara doğru gidecektir.

Yanlış politikalar sebebiyle kaybedilen  ve ülkemiz için hayati önemi haiz stratejik alan hâkimiyetinin yeniden tesis edilebilmesi ve ülke sınırlarımızın güvenliği  için  yapılmak zorunda kalınan “Fırat Kalkanı” harekâtının başarılı olması bugüne kadar yapılan hataların tekrar edilmemesine bağlıdır. Bu bağlamda, Suriye’nin toprak bütünlüğünün tam kararlılıkla sahiplenilmesi özellikle önemlidir.

Çok zaman kaybedildi ancak henüz daha geri dönülmez noktada değiliz. Ülkemizi ve bölgemizi emperyalist planların uygulama alanı olmaktan çıkarıp bir barış, refah ve mutluluk diyarı yapmak öncelikle Türkiye’mizin bilinçli ve kararlı bir politika uygulamasıyla mümkündür.

Çözüm, denenmiş ve geçerliliği kanıtlanmış olan Cumhuriyetimizin kurucu değerlerinin yeniden çağdaş bir anlayışla yorumlanması ve uygulanmasında yatmaktadır. Atatürk’ün laik ve demokratik cumhuriyet devriminin ilkeleri, dünden bugüne, bugünden de yarına ışık tutmaktadır.

Bunun yanında, iktidarın kanatları altında palazlanan Paralel Devlet Yapılanmasının (PDY)  başarısız darbe girişiminden dolayı yürürlüğe konulan OHAL kapsamındaki KHK’lar, hükümeti yönlendiren iradenin özlemini çektiği “tek adam” yönetimine uygun ortam hazırlama fırsatı olarak kullanıldığı görünümünü vermektedir. Anayasanın belirlediği sınırları aşan kalıcı hükümler taşıyan bu KHK’ların OHAL şartları ile ilgisi olmayan devlet kurumlarının yapısını temelden değiştirme aracı olarak kullanılmaya çalışıldığı görülmektedir. Başlangıçta 3 aydan daha kısa olacağı söylenen OHAL uygulamasının 3 ay daha ve gerekirse daha da uzamasından söz edilmeye başlanması da müesses nizama yönelik bir “tağyir, tebdil ve ilga” sürecine mi girildiği endişesini doğurmaktadır. Bu KHK’ların Anayasaya aykırı düzenlemeler içeren ilgili maddelerinin iptali için derhal Anayasa Mahkemesine taşınması hukuk devletinin gereğidir.

Bir başka husus da çok genişletilmiş kayyum atamaları ve el koyma işlemleridir. Çok geniş işten el çektirme ve gözaltına alma işlemlerinin bizzat Cumhurbaşkanı tarafından “at izi it izine karıştı” denilerek yanlış ve haksız uygulamalara neden olabileceği ifade edilmiştir. Kayyum atamaları ve el konulan şirketler ile ilgili işlemlerde telafisi imkânsız mağduriyetlerden kaçınılması için gerekli titizliğin gösterilmesi hukuk devletinin kaçınılmaz bir gereği olup, kamu vicdanını da rahatlatacaktır.

 

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ GENEL YÖNETİM KURULU

 

Top