ATATÜRK YOLU’NDA

Atatürk’ün önderliğinin, İlkelerinin, fikirlerinin, öğütlerinin önemine ilgi duyulduğu günümüzde de, “Kurtuluş”umuzun ve “Kuruluş”umuzun öncüsü Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere emanet ettiği bu kutsal vatanda özgür ve uygarca yaşamamızın engellenilmesine yönelik dünün o sinsi şer Sevr’inin özlemcisi emperyalist o haçlı düşmanlarca ve işbirlikçilerince yeniden sinsi şer oyunların tezgahlanılmaya çalışıldığı zaman zaman ayyuka çıkmakta, her bir yurtseverimiz böyle hazin bir tabloya  üzülmektedir..

Ortaçağ Avrupası’nın karanlıktan kurtulmasına katkı sağlayan Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın bilimden uzaklaştırılıp hurafelerden medet umma gaflet ve dalaletine düşürülmesi sonucu Gerileme Dönemi oluştuydu.! Karanlıktan kurtulan Avrupa’da ise bilim adamları yeni yeni buluşlar oluşturmaya, yeni yeni eserler üretmeye başladılar; teknolojiyi geliştirdiler, endüstride ilerlediler.. Bizde ise araştırmalar, buluşlar ve müspet bilim okulları günah sayılmaya başlanınca ticaret ve endüstri azınlıkların (gayrimüslimlerin) tekeline geçti.. Batı’ya atının nalıyla medeniyet taşıyan Osmanlı’nın tekniği, araç  gereci teknolojiye yenik düştü.. Kapitülasyonlar yüzünden üretimin azalması, gösteriş edasıyla tüketimin artması ve baş kaldırışlar nedeniyle gelirlerin kayba uğraması sonucunda oluşan gelir azlığı ve yapılan borçlanmalar da güç dengesini zaafa uğrattı.. Bunca olumsuzlıklar koskoca Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın yükselişini duraksattı ve gerileyişini hızlandırdı.!

  Avrupa’da ise teknoloji ilerledi, endüstri gelişti ve kendilerine yeni yeni Pazar arayışları başladı ve kendi aralarında çıkar çatışmaları oluştu.. Sömürge anlayışlarında, pazar arayışlarında gidecekleri yerlere dair o yöre insanlarını daha çabuk pasifize edebilmek için “haçlı” dinsel kavramından yararlanmaya çalıştılar.. Ve ardından Avrupa’da milliyetçilik kavramı gündeme gelmeye başladıysa da Osmanlı’da ilimden ayrılış, hep geriye yöneliş hüner sanıldı.. Ümmet anlayışına yönelen Osmanlı diyarında hep dinsel öğeler öne çıkarıldı, adeta Türklük şuuru unutturulmaya, Türk’üm denilmesi ayıplanılmaya ve hatta günah sayılmaya, sosyal, siyasal, kültürel kurallar ve yasalar dine uyarlanmaya çalışıldı.!   

  

  Avrupalılarca Türk olarak bilinip kendini Türk olarak bilmeyi unutmayı hüner sanmaya dört elle sarılıp müspet bilim etkinliklerinden de uzaklaşmaya yönelen Osmanlı, Avrupa’nın teknik gelişmesi ve güç kuvvet edinmesi karşısında duraksadı.! Duraklama Dönemi’ne girilmesiyle birlikte Osmanlının, yani Türklüğün düşmanlığı  daha da belirginleşmeye başlamıştı.. Haçlı kamuflajıyla yola çıkan Avrupalıların Sömürge anlayışları ve Pazar arayışları esnasında kendi aralarında çıkar çatışmaları oluştuysa da asıl gayeleri Cihan İmparatorluğu Osmanlı’yı aç kurtlar sofrasına malzeme yapmaktı.! Harici ve dahili düşmanlarca beslenen ve gelişen bu Türk düşmanlığı, Anadolu’nun işgalinin başlanmasına ve paylaşımına zemin hazırladı.!     

  

  Atatürk’ün önderliğiyle coşup şahlanan şehit ve gazilerimizce Sakarya’dan, Dumlupınar’dan ve yangınlar içinde bıraktıkları bu güzel Anadolu’muzdan sökülüp denize dökülen o haçlı emperyalistler günümüzde de hâlâ dünün o şer Sevr’in peşinde koşuşmaktadırlar.. Dünkü maruz kalınan o işgalden, onca mezalimden Millî Mücadele ile kurtuluşumuzun ve kuruluşumuzun öcüsü Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğiyle gerçekleştirilen Cumhuriyet’imizin, Şehit ve Gazilerimizin kutsal emaneti bu güzel Türkiye’mizin kalkınmasını, çağdaşlaşmamızı, çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkma çabalarımızı  uzantılarıyla engelleme özlemleri ve eylemleri hep devam ede durmaktadır.. O yokluklara, bin bir zorluklara rağmen önderimiz büyük Atatürk’ün olağanüstü çabalarıyla, fikirleriyle millî kalkınmaya, her alanda ilerlemeye yöneldik.. Ama ne var ki, Çanakkale’den geçmelerine kanla canla engel olunan o düşmanı, oluşan Mondros Mütarekesi dayatmaları yüzünden sonradan engelleyemeyişimiz nedeniyle İzmir’in ardından İstanbul’u da işgal ettiler ve de kendilerine işbirlikçi bir çevre de edinmiştiler.!  Bugün hâlâ bu güzel Cuhuriyet’imizi, Cumhuriyetimizin kazanımlarını, büyük Atatürk’ümüzün önderliğini benimseyemeyenlerimiz varsa nedendir? Daha dün İzmir’den denize dökülen işgalci o emperyalistlerin şirin söylemli şer amaçlarına bu vatan toprağındakilerden kimilerince destek bulunabiliyorsa niyedir!?

  

  Duraklama Devri’yle birlikte Devlet-i Aliyye’ye Truva atları doluşmakta, Devlet ricali genellikle Türk’ten gayri unsurlardan oluşmaktaydı.! Devşirmelerin, gayri Müslimlerin kinleri İzmir’in işgalinde, Van ve kimi doğu yöresindeki Türk’e, Anadolu insanına yönelik katliamlarla yansımadı mı!? Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın Başkenti İstanbul esir şehir halin gelince, İngilizin kuklası durumuna geliverdi Saray ve İstanbul Hükümeti ve de nicesi.!  Padişah Vahidettin’in fermanları, Sadrazam Damat Ferid’in dayatmaları ve Divan-ı Harb-i Örfi’si, çerkez Anzavur Ahmet’in Kuva i İnzibatiye’si, Şeyhülislam Dürrizade’nin fetvası, Nemrut Mustafa Paşa Divanı gibi Türklüğe ihanet unsurlarıyla karartılmaya çalıştıkları bu güzel Anadolu ufuklarının yeniden aydınlanmasına, düşman işgalinden ve mezaliminden kurtuluşa, müstemlekeliğe, manda ve himayeye karşı duruşa dair oluşan Millî Mücadele’ye yönelik onca şer engellemelere, nice sinsi şer entrikalara rağmen, Doğu’dan (Erzurum’dan) “Millî sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.”, “Millî kuvvetleri (Kuvayı Milliye’yi)  etkili, millî iradeyi hakim kılmak esastır.”, “Manda ve himaye kabul olunamaz.” (Erzurum Kongresi/23 Temmuz 1919) kararlarıyla birlikteliği sağlayarak (Ankara’da) Büyük Millet Meclisi’ni oluşturmanın ardından (23 Nisan 1920) askeri mücadeleye başlayıp Batı’nın ve ardından tüm Anadolu’muzun maruz kaldığı karanlık ufuklarının aydınlanmasını sağlayan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün kutsal emaneti Cumhuriyet’imizin otağı bu güzel Anadolu’muzun ufuklarının dün olduğu gibi bugün ve yarınlarda da yine dünün şer işgalcisi o düşmanın dost görünümlü entrikalarıyla ve sinsi şer işbirlikçilerinin kumpaslarıyla yeniden karartılmaya gayret gösterecekleri asla unutulmamalıdır..

 

  İyi bilinmelidir ki, Atatürk karşıtları, düşmanın adamları çoğu kez entrikadan, yalandan, iftiradan beslenirler..  Türk halkı, Türk aydını bu oyunlara gelmemeli, geçmişte yanılıp düşülen o gafletlere bir daha düşülmemelidir.!  Emperyalizme, gericiliğe ve Sevr bölücülüğüne daima bilinçle ve onurluca karşı durulmalıdır..  Çünkü, her yurtseverce azim, caba ve muhafaza isteyen bu Cumhuriyet, İstiklâlimiz ve istikbalimizdir..      

  

  Osmanlı’nın Duraklama ve Gerileme Dönemleri’nde, işgal yıllarında, Türkiye’nin millî ilerlemeye ve ulusal güçlenmeye hamle yaptığı durumlarda her ne hikmetse entrikalar, şer senaryolar, kumpaslar oluştu.!  “Ağaç ile balta ve balta sapı” ikileminin çelişkileriyle karşı karşıya kalınıyorsa hep, neden? O emperyalist haçlı düşmanın Truva atları mı var içimizde hemen devreye aktarılabilinen!?  Yoksa şahsi menfaat peşinde koşuşanlar; gaflet, dalalet ve hatta ihanet içinde olanlar mı var içimizde!? Bunca ihanet, bunca melanet neden!? Yurtsever tam Atatürkçü ünlü Türk Hukuk adamı Yekta Güngör Bey’in şu veciz sözü sanırım bu duruma iyi bir aynadır:  “Tarihi ve ATATÜRK’ü yalanlarla karalayan Osmanlı maskaraları, siyaset kuklalarına son söz; namuslu ve şerefli insanlar yalan söylemezler.” (Yekta Güngör Özden)

  

  Ki, vaktiyle Orta Çağ Avrupa’sında papazlar, kendi çıkarlarına engel olabileceklerini sandıkları bilim adamlarını vahşice yargılarlardı, erklerinin ellerinden alınmasını istemezlerdi; Osmanlı’da da kimi din adamları güç bulmaya, fetva vermeye başladıydılar.. İşgal yıllarında bile bu vatanın işgalden kurtuluşu için çaba sarf eden Mustafa Kemal ve arkadaşlarını bile dinsizlikle, kafirlikle suçlamaya çalıştılar Millî Mücadele başarılamasın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları Millî Mücadele davasında haklı çıkmasınlar diye.. Ve asla unutulmamalıdır ki, dün olduğu gibi günümüzde ve yarınlarda da bu güzel vatanın Atatürk Yolu’nda ilerleyişini ilke ve görev edinmiş nice vatanseverlerimiz dinsel söylemlerle karalanmaya, kumpaslara maruz bırakıp pasifize etmeye çalışacaklardır.. Bu nedenlerledir ki, dünün işgalcisi olan o haçlı emperyalizmin günümüzdeki dahili ve harici uzantılarınca, heyet-i nasıha anlayışındaki bedhahlarınca bu güzel Anadolu’muzun aydınlık ufuklarının yeniden karartılmasına yönelik dünün Sevr paylaşım karanlığı içerikli oluşmakta ve oluşacak olan o sinsi şer oyunlarına gelinmemelidir.!

  

  İyi bilinmelidir ki, Doğa depremine önlem alınması kadar ve hatta ondan daha tehlikeli sayılan emperyalizm depremine karşı da millî ve ilmi tedbirler gereklidir.. Atatürk’ün gayretiyle ve vatanperver arkadaşlarının desteğiyle oluşan Türkiye Cumhuriyet’imizin sosyal, siyasal, askeri, ekonomik, kültürel ve müspet bilimsel eğitimin temellerinin sağlamlığının ve daha da iyileştirilmesinin devamlılığına dair görev ve sorumlulukların daima hatırlanması ve de azim ve kararlılıkla dürüstçe dosdoğru uygulanması gerekmektedir..

  

  Ecdadımızdan kalan bu vatanda harabeler üzerinde kurulduydu bu feyizli Cumhuriyet..  Bu nedenledir ki, günümüzde de ve yarınlarda da dünün o acılarına, o yıkıntılarına bir daha maruz kalınmaması için, Cumhuriyetimizin, Türkiye Cumhuriyeti’mizin aydınlık güzel yarınlarının temini ve de ebediliği için Atatürk Yolu’ndan gitmek gerekir.. Aydınlık güzel yarınlara ilerlemek  için çıkılan çağdaş uygarlık yolumuza, dünün işgalcisi o haçlı emperyalistlerce ve işbirlikçilerince nice sinsi engeller konulmuş, şer kumpaslar serpilmiştir.!  Bu engeller, bu kumpaslar genellikle vatanseverleri karalamaya yönelik dini referanslarla, Cumhuriyetten uzaklaştırmaya yönelik hilafet ve saltanatı özendirme yoluyla, özgürlük ve demokrasi söylemleriyle vatanın paylaşımını ve milletin kargaşaya yönlendirilişini güzel gösterme entrikalarıyla süslenmiştir.! Emperyalizmin nice kirli oyunlarına, karşı devrim senaryolarına maruz kalınmaması için Atatürk Yolu’nda daima millî azim ve ulusal caba gereklidir..

  

  Aydınlık çağdaş uygarlık yolunda emin adımlarla ilerleyebilmek için, Cumhuriyetimizin aydınlık güzel yarınlarının sağlam zemininin temini için bir öğüdü de şöyleydi Büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün:

  “Efendiler, artık vatan imar istiyor, zenginlik ve refah istiyor. İlim ve marifet, yüksek medeniyet, hür fikir ve hür zihniyet istiyor. Şeref, namus, istiklâl, hakikî varlık vatanın bu taleplerini tamamen ve serian (hızla) yerine getirmek için esaslı ve ciddi bir surette çalışmayı emreder.” (1924)

  “Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister. (25 Ekim 1924)  

 

  Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın gerileyişinin ve sefalete düşüşünün en büyük nedeni, millîliğini unutuş, bilimi ve fenni önemsemeyişidir.! “Gençliğe Hitabe”si (20 Ekim 1927) ile yarınlarımıza ışık tutan,“ Yok edilmesi gereken en büyük düşman cehalettir.(1922), “Türk milletinin elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet ilimdir.” (Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Nutku-1933) sözleriyle Millî Eğitim’in, millî bilincin gelişmesi için eğitimin ve müspet bilimin ehemmiyetine de çok önem vererek  yurdumuzun ve ulusumuzun aydınlık yarınları için büyük çabalar sarf eden Büyük Atatürk’ümüzün bu öğütlerini de çok iyi anlamak ve dosdoğru uygulamak gereklidir.. Çünkü yokluk, cehalet ve sefalet; çöküşe, müstemlekeliğe kapı aralar! Bu nedenledir ki, Türkçemize, TC’mize, millî benliğimize ve Millî Temel Eğitim’imize dürüstçe ve onurluca sahip çıkmalıyız; ulusal bayramlarımızdan gurur duymalıyız. Bu Millî Bayram’lardan, millî bilincin gelişmesinin temini ve güzel yarınlarımız için dersler çıkarmalıyız.. “Açılım açılalım!” diye diye millî benliğimizden uzaklara yanaşan  girdaplara açılmamalıyız.! “Çözüm çözüm!” diye diye Sevr dayatmalı çözülmeye yol açan senaryolara aldanmamalıyız.! Emperyalizmin şirin söylemli Truva atlarına kanmamalıyız, mandalığa özenti duymamalıyız.! Atatürk Yolu’ndan sapmamalıyız..

  

  Dünün işgalcisi ve paylaşımcısı o haçlı emperyalizmce, AB serabına, BOP girdabına, DAD tuzağına, IMF ve AP dayatmasının arttırılmasına zemin hazırlamaya çalışıldığının nice sinsi söylemlerinin ve onca şer eylem düşüncelerinin ortaya saçıldığı bir ortamında Atatürkçü bir fert olarak şirin ilçemiz Karasu’muzda Atatürkçü Düşünce Derneği’nin (ADD) açılmasının düşüncesindeydim.(1998)

 

  Atatürk İlkelerinin ve Atatürk Devrimlerinin benimsenmesi, savunulması ve yaşatılması ve emperyalizmin sinsi şer entrikalarına karşı onurluca durulması ve bu güzel vatanın ve milletin gönence kavuşturulması ve de çağdaş uygarlık düzeyinin yukarısına çıkarılması, ulusal bağımsızlığımızın ebedi kılınması anlamını  taşıyan Atatürkçülük, Türkiye’mizin, Cumhuriyetimizin temel dayanaklarındandır.. Büyük Atatürk’ü rehber edinmek olan Atatürkçülüğün temel tanımlanmasından sayılan ATATÜRK YOLU etkinliklerinin oluşmasında, gençliğe ve geniş kitleye bu doğrultuda dayanışmanın geliştirilmesine yönelik faaliyetlerin (ki, kişi azmettikten sonra tek başına da mücadelesini başarabilme olasılığı olsa bile) sadece bireysel söz, yazı ve fertsel etkinliklerle yeterince kitlesel iletişim oluşamayacağı düşüncesiyle ilçemizde Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kuruluşu için ferdi gayretlerimle faaliyete geçerek Atatürk’ün adını taşıyan böyle bir güzide derneğin şirin ilçemizde kurulmasını sağladım..

  

  Oluşumuna ve kuruluşuna öncülük ettiğim bu güzide derneğin resmen statü kazanması için önerilerimi benimsetip bana destek veren cesur altın kişiye teşekkür ediyorum.. Ahde vefa, sorumluluk gerektirir.. Vatanımızın dirliği, insanımızın birliği, Ay yıldızlı al bayrağımızın ve ulusal tam bağımsızlığımızın ebediliği için kanını canını feda eden tüm şehitlerimize ve ebediyete intikal eden merhum gazilerimize minnettarız ve ruhları şad olsun diyorum; tüm gazilerimizi saygıyla selamlıyor, acil şifalar temenni ediyorum..

  

  Her türlü çalışmalarında “Vatan menfaatten üstündür.” anlayışını ilke edinmişti Atatürk.. Ama ne var ki, Vatan Şairi Namık Kemal gibi, Boğazlayan Kaymakamı Mehmet Kemal gibi, vatan kurtarıcımız ve cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal gibi vatan için çalışanlar zaman zaman kalleşliklerle, kahpeliklerle, namertliklerle karşılaşabiliyorlar.. Türkiye Büyük Millet Meclisi’miz, Önderimiz Mustafa Kemal’in çabalarıyla oluşmuşken bu Yüce Mecliste, Mustafa Kemal’in mebus seçilmemesi için çaba sarf eden hainlerin gaflet ve ihanetlerine ne denmeliydi!? İşgal yıllarında Van’da bir gecede Ermeni çetelerce on binlerce Türk katledilirken bu olayı görmeyip Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey’i Beyazıt Meydanı’nda astıran, düşman işgalinden kurtuluşa dair Millî Mücadele için çaba sarf eden Anafartalar Kahramanı Gazi Mustafa Kemal  Paşa ve arkadaşlarını vatan mücadelesinde etkisizleştirmek yetkisizleştirmek  için gıyaplarında idama çarptıran Türk düşmanı Nemrut Mustafa Paşa gibi hainler, o İnsan Hakları Savunucusu görünen o emperyalist haçlı batılılarca, çıkarları ve yarınları için Dünyayı biçimlendirip şekillendirme amacıyla dünya güçlüsü edasında bulunan Okyanus ötesi o emperyalist devletçe neden destek bulmaktalar, neden iltifat görmekteler acaba!?

 

   İnsanlığın düşmanı o haçlı emperyalistlerin bu güzel yurdumuzun ve ulusumuzun üzerindeki nice kirli oyunlarına karşı durabilmek için Atatürk’ü iyi anlamalı, Atatürk Yolu’ndan azimle ve dürüstçe dosdoğru gidilmelidir.. Gaflet uykusunda olanlar varsa gafletten tez uyandırılmalıdır.. Çünkü bu kutsal vatanın kalkınması, huzur ve refaha ulaşması, ufkumuzun daima aydınlık olması için azimle, gayretle ve  dürüstçe çalışılmak her yurttaşımızın ulusal görevidir..

  

  Bu güzide Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kuruluşuyla birlikte Atatürk YOLU’nda etkinlik için İl ve İlçe mahalli gazetelerimizde basın açıklaması, yazı ve ilan etkinliğim yanı sıra Atatürk posterli takvim bastırıp ücretsiz dağıttım.. Gelir olmadığı için Derneğe dair etkinlik masraflarını cebimden karşıladım ve kimi belgelileri giderler gider hanesine kaydedildi.. Dernek faaliyeti için kirayla tuttuğum Dernek bürosunun sekiz yıllık kira ve masraflarının hiçbirini  Dernek harcama kalemiyle ilgili Gider Defteri’ne dahil etmedim..

  

  Atatürkçü bir öğretmen olarak çalışmamı sürdürürken 2007 Mart’ında maruz kaldığım bir başka ilçeye tayinden Haziran’da geriye döndüysem de Temmuz sonunda yine o ilçeye oluşan ikinci sürgünle o ilçede görevli bulunduğumun sonraki yılıma denk gelen yılda oluşan o kongrede destek umarken(!) yeterli oy alamadığımdan o Dernek Yönetimine giremediydim ve Dernek Başkanlığını devretmek durumunda kaldım.!

  

  Cebimden yaptığım dernek kayıtlı gider harcamaları,  oluşan meblağın dengelenmesindeki fazlalığın zayi olmaması için benim dönemimde bu meblağdan, üyeliğimi düşüren kimi yönetim üyeleri de dahil olmak üzere epeyce bir üyenin de aidatını karşıladıydım.. Kayıtlı Gider Harcaması, bu meblağdan karşılanarak gelir varsayılan bu aidatların toplam ödentisinden fazla olduğu için Dernek Vezne kayıtlarındaki gelir gider hesap işlemlerindeki meydana gelen oluşumda görünen o harcama fazlalığı, Dernek Vezne Defteri kaydında borç olarak göze çarpmaktaydı.. Yeni oluşan yönetimce borç olarak göze çarpan bu para için;

  “1.964.,33 TL borç gözükmekte ancak bunun kime ait olduğu, borç alınması ile ilgili olarak Yönetim Kurulu, Genel Kurul kararının olmadığı, ayrıca borç alındı belgesinin olmadığı defter kayıtlarında da borç alındığına ilişkin bir kaydın olmadığı nedeniyle 1.964,33 TL. borç tutarının kayıtlardan silinmesinin gerektiğini” ifadeleri hüneriyle bu para kayıtlardan silindi! Halk dilinde denmez miydi, “Dürüst insan, yolda bulduğu parayı sahibine ulaştırmayı amaçlayandır.” diye.! Ben olsaydım, bahse konu bu paranın emeğini çeken biri olarak bu parayı zayi etmez, meblağ sayısallığını dernek-üye yararına değerlendirirdim..

  

  Seffa İngenç, işin formalitesi bir ifadeyle bana ait parayı tespit edemeyip borç görünen o paranın kayıtlardan silinip sıfırlanması gerektiğini belirlemiş de, 2005,2006 ve 2007 yıllarıyla ilgili Defter kayıtlarında görüleceği gibi kendisinin ödenti yapmadığını neden tespit edememiş, bana fiilen tek kuruşluk bir ödentisinin olmadığını dürüstçe neden aklına getirememiş acaba!? Ki, durum buyken, muhasebeci Seffa İngenç’in bana gönderdiği ve 15 Ocak 2013’te elime geçen taahhütlü mektubunda;

  “2012 yılına ilişkin üyelik ödentinizi 31.12,.2012 tarihine kadar ödemediğiniz tespit edilmiştir. Dernek tüzüğümüzün 8/a maddesi hükmüne dayanarak, Yönetim Kurulumuzun (Ek-A) 02.01.2013 tarih ve 147 sayılı kararı ile 31.12.2012 tarihi itibariyle Dernek üyeliğinizin düşürüldüğünü ve durumun tarafınıza bildirilmesine karar verilmiştir.” denilmekteydi. Muhasebeci Sefa İngenç’in kendisinin benim dönemimde fiilen tek kuruşluk bana bir ödentisi yokken, ki, Dernek Vezne Defteri ve makbuz kayıtlarında 205-2006-2007 yıllarıyla ilgili ödentisi olmadığından 2008’deki o yönetime girme hakkının dahi olmadığını neden düşünmek istememiştir acaba!?  

  Ki, bana böyle bir yazı gelinceye dek benim işlemsel olarak alacaklı konumumu hiç bir kimseye dillendirmemişken, (ki, üyeliğimin düşürülüşüne dair böyle bir yazı bana gelinceye dek, kuruluşunu sağladığım Karasu ADD’ye üye kaydettiğim ve kendi yönetimlerindeyken benim üyeliğimin düşmesine imza atanların da aidatlarına dair ödenimimim oldu diye bunlardan da alacaklı olduğumu düşünmek dahi aklıma gelmemişken) bana yönelik bu yazı, üyelik düşürülüşümle ilgili böyle garip bir tutum nasıl bir dayanışma, nasıl bir anlayış, nasıl bir insanlıktı! “Bu tutum, gafletten ziyade namertliktendir, alçaklıktandır.!” diyenler herhalde haksız sayılmazlar.! (Gerçi, “2012 aidatını zamanında ödemediğiniz tespit edilmiştir.” savıyla kuruluşunu gerçekleştirdiğim bu dernekten üyeliğimin düşürülüşüyle ilgili mektubun bana geldiği günü Karasu PTT havalesi ile gönderdiğim 40.ooTL aidat ücreti alınmayınca, gereği 24.oo TL aidat ödentisini de, benim yönetimim zamanında cebimden açtığım ve 2012’de 21 TL’den fazla, 24 TL’den az meblağı olan Dernek banka hesabına yatırdıydım.!)

  (Ki, Karasu ADD kongrelerinde kongre günü hazirun listesi, üstü yazılmış bir boş kağıt yığınıyla değil, ismiler yazılmış biçimde oluşmalıdır.. Kuruluşunu gerçekleştirdiğim derneğin kongresi hazirun listesinde ismimim ilk sırada olması  ya da ismimin bulunmayışının farkındalığının oluşması acaba zoruna mı giderdi namerdin ya da namertlerin.!)

 

  (Ki, başkanlığım dönemimde   yazılarıma-demeçlerime yer veren kimi il basınında,  başkanlığımın bitmesinden bir süre sonra yazılarıma yer verilmez oldu..  “Yazılarıma neden yer verilmiyor?” diye zaman zaman yaptığım tepkilerime sonunda ilginç bir cevap aldıydım! Seffa İngenç’çe yazılarıma yer verilmemesi şikayetinde bulunulmuş.! Gerçi, gecikmeme vesile olan eşimin dükkan temizliğinin uzaması nedeniyle salona geç gittiğimden içeri girdiğimde salonda bulunmalarına şaşırdığım, Divan üyeliğine önerilmelerine ve seçilmelerine tepki gösterdiğim üye olmayanlardan ve yazmanı ilçe BBP ilçe başkanınca oluşturulan Divan’ca oylama öncesi konuşturulmadığım, onca ısrarıma rağmen söz hakkı alamadığım kendi başkanlığı dönemindeki o kongreye dair “Türk Bayrağı ve Atatürk Resminin Bulunmadığı ADD Kongresi” bahisli bir haber bir il basınında çıkınca, o gazeteye o haberin yalan olduğunu ve tekzip edilmesinin gerektiğini çeşitli hukuksal gözdağı ifadelerle diretmişse de olayın doğruluğu karşısında o olayın ve haberin doğruluğunu kabul etmek zorunda kalmış.! İlçe basınımızda önceden çıkan yazılarıma dair bana yönelik böyle bir durum var mı bilmiyorum, fakat, Karasu Haber’e, “Ahde Vefa” yazıma yer vermesine bir hayli tepki göstermiş.!)  Ki, benim yazılarımın ve demeçlerimin içeriği, dernek amacına yönelikti, Atatürk Yolu ile ilgiliydi..  

  

  Aydınlık güzel yarılarımız için;

  “Bu memleket tarihte Türk’tü, bugün de Türk’tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.”(1921) sözüyle Türklüğün, Türkçe’nin ve Türkiye’nin önemini belirten,

  “Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla olur.”(1922) sözüyle millî ekonominin, ulusal kalkınmanın yerli üretimle sağlanacağını dillendiren,

  “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh.”(1931) diyerek “Barış”ın daima sürmesi gerektiğini öğütleyen,

  “Türk milletinin istidadı ve katî kararı, medeniyet yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir.”(1924) öğüdüyle, bu güzel vatanın aydınlık güzel yarınlarının millî dayanışma azmi ve kararlılığının önemini vurgulayan,

  “Yurt sevgisi ona (vatana) hizmetle ölçülür.”  diyerek bu kutsal vatan için daima azimle ve dürüstçe çalışılması gerektiğini söyleyen, ulusallığımıza ve bağımsızlığımıza onurluca sahip çıkılmasının ehemmiyetini belirtmek için nice öğütlerde bulunan millî büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü iyi anlamalıyız; yolundan dosdoğru gitmeliyiz..

 

  Ahde vefayla andığımız, minnet ve şükran duyduğumuz Millî Mücadele’mizin şanlı şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin kutsal emaneti bu güzel Ülkemizin, Türkiye Cumhuriyeti’mizin kalkınması, vatanımızın ve milletimizin huzur ve refaha kavuşması, yarınlarımızın daima aydınlık olması, Atatürk İlkelerinin ve Türk Devrimleri’ni rehber edinen Atatürk Yolu sayesinde mümkündür. Atatürk Yolu’nda bu kutsal vatan için azim ve çaba, sosyal faaliyetlerde maddi çıkar peşinde koşuşmayan tüm gerçek Atatürkçülerin millî görevidir.

  

  Atatürk Yolu’nda çaba; özveri gerektirir, Vatana, Ay yıldızlı al bayrağa gönülden sadakat gerektirir, vatan millet için daima dürüst çalışma gerektirir.. Dünkü işgalden “Kurtuluş”umuzun öncüsü ve “Kuruluş”umuzun sağlayıcısı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile oluşan Atatürk Yolu, dünün o işgalcisi ve şer sevr paylaşım özlemcisi o haçlı emperyalist düşmanlarca ve işbirlikçileriyle sinsice yeniden karartılmak istenilen bu güzel Anadolu’muzun ufuklarını daima aydınlatacaktır.. Yeter ki Atatürk Yolu’ndan sapmayalım.. Yeter ki, Atatürk Yolu’nda azim ve kararlılıkla dürüstçe dosdoğru gidelim.

                                                                Kemal KOÇÖZ  (Eğitimci)

                                                           ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği

                                                                      Karasu Şubesi Kurucu eski Başkanı

 

Top