Atatürk ve Kooperatifçilik

Atatürk ve Kooperatifçilik

 

Lütfü Kırayoğlu (ADD Genel Sekreter Yardımcısı)

Kapitalizmin tekelci aşamaya geçtiği, sömürü çarklarının acımasızca çalıştığı ülkelerde üretimden, tüketime, hayatın pek çok alanında fertlerin güçlerini ve küçük olanaklarını birleştirerek kendini koruyup geliştirdiği organizasyonlardan biri de kooperatifçiliktir.

Tüketicilerin korunması amacıyla başlayan bu hareket, başta tarım olmak üzere, ürünün hasadından kredilendirilmesine, depolanmadan ara ve son ürün elde edilmesinden tüketiciye ulaştırılmasına kadar, her alanda örgütlenen insanların kurduğu birlikler uzun yıllar tekellere karşı bir korunma aracı olabilmiştir. Zaman içinde kredi kooperatifinden sulama kooperatiflerine, yapı kooperatifinden eğitim kooperatifine kadar her alana yayılmıştır. Kooperatifçiliğin tarihine baktığımızda ilk önemli örneği İngiltere’de görüyoruz.

“Rochdale İngiltere’de bir kasabadır. Charles Howarth adlı bir işçi önderliğinde 28 işçi 1844 yılı sonunda, bir tüketim kooperatifi kurar. Herkes 1 İngiliz lirası sermaye koymuştur. 10 lira kira vererek bir dükkan açarlar. Ortaklardan biri haftada iki akşam bu dükkânda tezgâhtarlık yapıyordu. İlk günlerde şeker, sabun, yağ, un ve biraz mum vardı. Bu ortaklara güven duyulmadı ve alay konusu oldular. Ama onlar aldırmadılar. Tüketim maddeleri satan dükkân sahiplerinin kışkırtmaları da olmuş, bu da morallerini bozmamıştı. Kooperatifin programı çok genişti:

1) Ortaklarına zorunlu tüketim maddelerini sağlamak

2) Ortakların konut gereksinimini karşılamak

3) Ortakların çocukları için okullar açmak

4) Ortakların gereksinim duydukları tüketim maddelerinin üretim olanaklarını aramak

5) Ortakların istihdam sorununu kurulacak işyerlerinde çözmek üzere arazi satın almak ve bunları işletmek gibi amaçlar sıralanmıştı.

İlk yıl iyi sonuç almışlar, ortak sayısı 28’den 74’e sermaye de 180 İngiliz lirasına yükselmiş. Bu başarılı denemeden sonra, 5 yıl içinde İngiltere’nin çeşitli yerlerinde yüze yakın kooperatif kurulmuş. Bu başarının sırrı ne idi?

Rochdale öncüleri gerçekçi insanlardı. İlk günlerde başlıca amaçları ihtiyaç maddelerini kendi kooperatiflerinden, bakkaldakinden daha ucuza sağlamaktı. Kooperatifi bir hayır derneği olarak görmemişlerdir. Başlıca amaçları ekonomikti. Savaşmak istedikleri özel tüketim mağazalarının yolunu aynen onlar da izlediler.

Kabul ettikleri ilkeler:

1) Dükkânlarında mallar piyasa fiyatına satılacak, ancak daha malın daha iyisi satılacak

2) Her ortağa satın aldığı ölçüde fiyat farkı ödenecek, yani kârın oluşumuna kim katkıda bulunmuşsa, kârın bölüşülmesinde onun yararlanması söz konusuydu

3) Peşin satış yapılıyordu

4) Ortaklığın demokratik olarak yönetimi, katılma payına bakılmaksızın bütün ortaklar aynı hak ve yetkilere sahipti

5) Siyasal ve dinsel tarafsızlık geçerli kuraldı

6) Ortakların tasarruflarını yatırmasına imkan sağlaması ve dışarıdan fazla faiz verebilmesi sağlanmıştı.” (Prof. Dr Ziya Gökalp Mülayim’den aktaran Prof. Dr. Cengiz Çakır)

İlk kooperatifler tüketiciler tarafından kurulsa bile en başarılı kooperatifler tarımsal alanda kurulmuş ve yaygınlaşmıştır.

Feodalizmin parçalanmasından sonra kırsal kesimdeki büyük tarım arazilerinin sahibi olan kentsoyluların gelişen tarım araçlarını da kullanarak artan verim ile tarım ürünlerini çok daha ucuza üretebilmeleri, buna paralel olarak ürünün pazara sunulmasında da tekel oluşturmaları tüketiciden önce üreticinin güçlerini birleştirmesi gerekliliğini dayatmıştır. Devasa tarım plantasyonlarına karşı küçük üreticinin başka türlü ayakta kalma şansı kalmamıştır.

Geçen yüzyılın başlarında Çarlık Rusya’sını  ortadan kaldırılıp dünyanın ilk sosyalist üretim ilişkilerinin ortaya çıkması devasa devlet çiftliklerinin üretime geçmesi, buna paralel olarak bazı devletlerde büyük kamu çiftliklerinin kurulması da küçük üreticinin birleşmesini zorunlu kılmıştır.

Küçük üretici toprakları arasındaki sınırları kaldırıp ortak çiftlikler oluşturmayı başaramasa bile, üretim araçlarının ortaklaşa kullanımından tarım girdilerinin daha düşük fiyatlarla elde edilmesi, kredilendirme, destekleme alımları ile üreticinin ürününü tüccara düşük fiyattan kaptırmasının engellenmesi, depolama, pazara ulaştırma, taban ve tavan fiyatlarının belirlenmesi ile hem üretici hem de tüketici korunabilmiştir.

Bu yolla küçük toprak sahiplerinin elde edilmesi zor olan tarım aletlerini borçlanarak elde etmesi ve düşük kapasitede kullanması yerine, ortaklaşa kullanımı modeli de geliştirilmiş, sulama birlikleri ile kırsal kesimde su savaşları da önlenmiştir.

Pek çok ülkede başarıyla uygulanan bu model uzun yıllar ülkemizde de başarı kazanmış devasa üretim ve tüketim kooperatifleri oluşmuş, üreticinin ve tüketicinin umudu olmuştur.

Türkiye gibi kaynakları yetersiz, eğitim olanaklarının sınırlı, bilgiye ulaşmanın zor olduğu ülkelerde kooperatifçilik her alanda güçlerin birleştirilmesine, kaynak israfını önlenmeye yönelik özel bir ortaklık modelidir. Ancak her nedense ülkemizde “komünist işi” olarak görülmüş ve özellikle 1950 sonrası her türlü engel konularak önlenmiştir. Başta tarım olmak üzere üretim kooperatifleri, tüketim kooperatifleri, yapı kooperatifleri, okullarda eski yıllarda kantin kooperatifleri ve son zamanlarda kültür kooperatifleri ortaya çıkmıştır.

Son 20 yılda kooperatifçiliğin gerçek hedefi olan üretim ve tüketim kooperatifleri sessizce hayatımızdan çıkarken bunların yerini taşıma vb. yapay kooperatifler almakta, kooperatifler sessizce hayatımızdan çıkmaktadır. Var olan kooperatiflerin önemli bir kısmı kâğıt üzerinde olup faal değildir. Üretim kooperatifleri ile temin tevzi kooperatiflerinin üçte biri faal iken tüketim kooperatiflerinin beşte bir faaldir.

Atatürk Kooperatifçiliğin de önderi

Bu topraklarda demokrasinin ilk nüvesi olan I. Meşrutiyetin kurucusu olan Mithat Paşa, yoksul köylülerin kredi ihtiyacını sağlamak üzere 1863 yılında Pirot (şehirköylü) kasabasında Memleket Sandığı adı altında bir çeşit kooperatif kurmuştur. Bugün Sırbistan sınırlarında kalan o yılların Niş Valisi Mithat Paşa’nın kurduğu bu sandık, Rumeli’de giderek yaygınlaşacak ve 15 Ağustos 1888 tarihinde Ziraat Bankası adını alacaktır. Esas amacı tarımdaki köylüyü desteklemek olan Ziraat Bankasının kurucusu olarak adını yazdıran II. Abdülhamit 1884 yılında zindanda boğdurduğu Mithat Paşanın bu alandaki fikirsel mirasının da üstüne oturmuştur. Ancak ülkemizde kooperatifçiliğin gerçek kurucusu ve destekleyicisi her alanda olduğu gibi Mustafa Kemal Atatürk olmuştur.

Atatürk çok genç yaşlarda kooperatifçilikle tanışmış, Sofya Askeri Ataşesi olarak görev yaptığı 27 Ekim 1913 ile 20 Ocak 1915 arasındaki 15 aylık süre içinde Bulgar köylüsünün kalkınmasını incelemiştir. Sofya’da bulunduğu süre içinde Binbaşı Mustafa Kemal, Bulgar köylüsünün kalkınmasındaki mucizede kooperatiflerin rolünü beynine kazıdı.

Atatürk, işte bu nedenle 1920’den ölümüne kadar geçen süre içinde Türk kooperatifçilik hareketine öncülük etmiştir. Bu bağlamda, özellikle çiftçilerin kooperatifleşmesi konularında konuşmalar yaptığı, yasaların çıkarılmasında egemen rol oynadığı bilinmektedir. Atatürk bunlarla da yetinmemiş, eylemiyle de kooperatifleşme hareketine katkıda bulunmuştur. Örneğin iki kooperatifin kurucu ortağı olmuştur. Bunlardan biri, tarımsal amaçlı bir kooperatif olan Tarım Kredi Kooperatifi’dir. Diğeri ise, Ankara Memurları Tüketim Kooperatifi’dir.

Atatürk’ün kooperatifleşme konusunda yaptığı bazı konuşmalar şunlardır:

“Ben de çiftçi olduğumdan biliyorum, makinesiz ziraat yapılmaz, el emeği güçtür, Birleşiniz. Böylece makine alınız” (24 Ağustos, 1925 Kastamonu)

 “Mesela; Kooperatifler. Şurada burada halk ya da münevverlerin teşebbüsü ile fiili sahasına geçen kıymetli hasılalar görülmektedir. Hükümetimizin de bu gibi teşebbüsleri takviye etmesi lazımdır. Hükümeti Cumhuriyet bu lüzumu tabii idrak etmektedir” (27 Ocak 1931, İzmir Halk Fırkası Kongresi)

“Kanaatim odur ki, muhakkak suretle birleşmede kuvvet vardır.  Kooperatif yapmak, maddi ve manevi kuvvetleri, zekâ ve maharetleri birleştirmek demektir. …Müstahsillerin birleşmesinden şahsi menfaatlerini haleldar olacağını düşünenler tabii şikâyet edeceklerdir.” (1 Şubat 1931, İzmir Ticaret Odası)

“Kooperatif teşkilatı, her yerde sevilmiştir. Kredi ve satış için olduğu gibi istihsal vasıtalarını öğretip kullandırmak için de kooperatiflerde istifayı mümkün görüyoruz” (1 Kasım 1936, TBMM Açış Konuşması)

“Köyde ve yakın köylerde müşterek harman makinelerini kullandırma köylülerin ayrılamayacağı bir adet haline getirilmelidir. Zirai sanayi bilhassa üzerinde meşgul olacağımız mevzu olacaktır. Bu arada sütçülüğe, süt sanayine önem vermekteyiz. Sırasıyla; şehir ve kasabalarımızın temiz ve ucuz süt mamulatı ihtiyacını temin edecek fabrikalar tesisinse ve bununla ahenkli bir surette köylerdeki sütleri kıymetlendirecek ve satışı kolaylaştıracak kooperatifler teşkiline çalışılacaktır” (1 Kasım 1937, TBMM Açış Konuşması)

Atatürk döneminde çiftçilerin örgütlenmesi ve kooperatifleşmesi doğrultusunda çıkarılan başlıca yasalar şunlardır:

– 1924 yılında Zirai Birlikler Kanunu çıkarılmıştır. Aynı yıl, kooperatiflerin ticari şirketlerden sayılmasına ilişkin fıkra, Ticareti Beriye Kanunu’na eklenmiştir.

– 1925 yılında tüketim kooperatifçiliğiyle ilgili yasal bir düzenleme yapılmıştır.

– 1926’da 856 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda kooperatiflerin diğer şirketler arsında yer almasına ilişkin bir değişiklik gerçekleştirilmiştir.

– 1929 yılında ise Zirai Kredi Kooperatifleri Kanunu kabul edilmiştir

– Daha sonra 1935 yılında da 2834 sayılı Tarım Satış Kooperatifleri Kanunu ile 2836 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri Kanunu çıkarılmıştır.

Atatürk, kurucusu olduğu Cumhuriyet Halk Partisi Programları’na da kooperatifçilik konularında maddeler koydurmuştur. Örneğin, 1931 tarihindeki CHP 3. Büyük Kongresi’nde resmi programın iktisat bölümünün 4. maddesinde “Çiftçimizi kredi ve istihsal kooperatifleri gibi iktisadi teşekküllere mazhar etmek ve teşekkülleri terakki ve tekâmül ettirmek gayedir” denilmektedir. Yine, 1935 yılında yapılan CHP 4. Büyük Kongresi’nde kooperatifçilikle ilgili 10. madde şöyle kabul edilmiştir; “Partimiz, kooperatifçiliği ana prensiplerinden sayar. Kredi kooperatifleri ile toprak ürünlerinin hakiki değerlerinden üretmelerini faydalandıracak olan satış kooperatiflerinin kurulmasına ve çoğaltılmasına önem vermekteyiz. Türkiye Tarım Bankası, tarım kooperatiflerinin ana bankasıdır”.

Atatürk, kooperatifçilik konularında çalışma yapmak üzere bir derneğin kurulmasını da gerçekleştirmiştir. 1931 yılında İstanbul Üniversitesi’ne bağlı “Türk Kooperatifçiliği Derneği”ni kurdurmuştur. Bu dernek daha sonra Ankara’ya taşınmış ve halen “Türk Kooperatifçilik Kurumu” olarak varlığını sürdürmektedir. Özetle, Atatürk’ün gerek üretim gerekse tüketim sürecinde kooperatifleşmeye büyük önem verdiği gözlemlenmektedir. O, özellikle kırsal kesimde küçük ve orta ölçekli işletmeler için girdilerinin ortaklaşa sağlanmasında olduğu kadar ürünlerinin değerlendirilmesinde kooperatiflerin işlevini en iyi bir şekilde görmüş ve değerlendirmiştir. 

 

Ülkemizde 60 yaş ve üstündekiler, ilkokuldan başlayarak kooperatifçiliğin çocukluk çağında nasıl özendirildiğini anımsarlar. O yıllarda okullarda şimdiki gibi ticari firmaların işlettiği kantinler yoktur. Okullarda zorunlu ihtiyaçlar kooperatifler eli ile sağlanırdı. Daha ilkokulda çocuklar biriktirdiği küçük cep harçlıkları ile okul kooperatifine ortak olur, aynı zamanda nöbetleşe satış görevlisi olurlardı. Yıl sonunda kooperatif ortaklarına kâr payı dağıtır, aynı zamanda tasarruf alışkanlığı oluşturulurdu.  

 

Ne yazık ki ülkemizde kooperatifçilik önceleri sadece yapı kooperatifçiliğine indirgenmiş daha sonra banka kredilerinin pazarlanması amacı ile yapı kooperatifçiliği de katledilmiştir. Bugün kooperatifçiliğin bu durumda olması yeniden hayata geçirilemeyeceği anlamını taşımıyor.

Top