ATATÜRK DEVRİMİNİN EĞİTİM HALKASI KÖY ENSTİTÜLERİ

Atatürk halkı iyi bir eğitimden geçirmeyi, daha savaşlarda cepheden cepheye koştuğu yıllarında, kahraman askerlerin vatan ve millet için nasıl can verdiklerini yaralanıp sakatlandıklarını gördüğünde aklına koyuyor. O insanların, bir de iyi bir eğitimden geçtiklerinde, ülkeyi bayındırlaşmada neler yapabileceklerini düşünüyor. Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında, Öğretmenler Birliğinin Ankara’da toplandığı Eğitim Kurultayını cepheden gelip açarak nasıl bir eğitim gerektiğinin ipuçlarını veriyor. Savaşı kazanacağını anlayan yabancı gazeteciler kendisine zaferden sonraki önceliğini sorduklarında, hiç duraksamadan onlara, “kadınıyla erkeğiyle, halkı iyi bir eğitimden geçirmek” olduğunu söylüyor.
Çöken Osmanlı İmparatorluğu’nun enkazından yeni bir Cumhuriyet yaratırken, toplumsal ilerlemede kadınla erkeğin, aynı hak ve görevlere sahip olacağı bir toplum ve aile yaşamını kurduğu yeni düzenin önkoşulu olarak görüp, böyle bir eğitimin önüne set çeken geleneksel ve dinsel engelleri, yasalarla kaldırarak öğretim birliğinin önünü açıyor. Batı’nın, yüzyıl savaşları denen ve önü alınamaz köylü solu çatışmalarından, din savaşlarından sonra ulaştığı aydınlanma aşamasını Atatürk kendi toplumuna böyle kazandırıyor. Din eğitimi camilere ve ailelere kalıyor. Yeteri kadar imam-hatip okulu da açık bırakılıyor.
İzmir’de Cumhuriyet’in ilânından bile önce toplanan İktisat Kongresinde “Türk halkının eline silah kadar makine de yaraşır” diyerek ekonomide sanayileşmeye, eğitimde teknolojiye işaret eden Atatürk’ün eğitim amacında, nüfusun yüzde sekseni olan, “milletin efendisi” dediği ve en ilkel üretim araçlarıyla çalışarak ülkeyi beslemek zorunda olan köylü kesimi başta geliyor. Yabancı uzmanlardan da yararlanılarak yeni bir eğitim düzenlemesi yapılıyor. Böylece, Cumhuriyet düzeninin ayaklarından biri uygarlık örneği aydınlanma eğitimi temeline dayanıyor. Kadınların eğitimi, meslek edinmesi, iyi bir teknik eğitim siyaseti özlenmesi, fabrikalar yapılması gibi yenilikler başlıyor.

Bolluk ve Mutluluk Yaratacak Lâik Eğitim
Ancak, gelenekçi din ve baskıcı toprak düzeninden yeni çıkmış bir toplumda çağdaş eğitimi kurmak kolay değil. 1933’te Cumhuriyetin onuncu yıl dökümü yapıldığında, ekonomi ve eğitim alanında yapılanların kentlerde bir hayli gelişme sağlasa da, köylüye ulaşmadığı, ulaştığı yerde de Batı örneği tüketici eğitimin köylünün işine yaramadığı anlaşılıyor. Atatürk nüfusun yüzde seksenine yönelik bir eğitim için sorumluları yeniden uyarıyor. Kendi eğitimcilerimizce kendi gerçeklerimiz ve gereksinmelerimiz doğrultusunda yeni bir eğitim düzenlemesi istiyor, bakan üstüne bakan değiştiriliyor. Tek parti CHP’nin 1935 yılında yaptığı kurultayda tartışılan bu konu, parti programında yeni bir eğitim için maddeler olarak yer alıyor.
1935’te Milli Eğitim Bakanı olan Saffet Arıkan, alışılmamış bir eğitimci arayıp o sırada Gazi Eğitim Enstitüsü Yöneticisi İsmail Hakkı Tonguç’u bularak partinin eğitim programını ona okutuyor. Tonguç “çok güzel ama hayal” deyince, güzel hayali hayata geçirmek için çağırdığını söylüyor. Kısa süre sonra bir basın toplantısı yaparak “Anadolu’ya eğitim çıkarması yapıyoruz” diyor Saffet Arıkan. Köylere beş yılda öğretmen yetiştirinceye kadar küçük köyler için sekiz ayda eğitmen yetiştirilme projesi, Atatürk’ün de önerisiyle hemen uygulanıyor. Bu çalışmalar sırasında köy enstitülerine temel oluşturacak üretici eğitim yöntemini deneyip çok iyi sonuç alıyorlar.
Atatürk’ün ölümünden sonra Arıkan üzüntüsünden hasta oluyor. Yeni Bakan Hasan Ali Yücel işi kaldığı yerden sürdürerek 17 Nisan 1940’ta köye yarayacak öğretmen ve yardımcı kişiler yetiştirmek üzere 3803 sayılı Köy Enstitüleri Yasası çıkıyor. Eğitmen kursları enstitülere bağlanarak görevini sürdürüyor. Bu yaşa göre açılan 21 Köy Enstitüsü, kendi kesimlerine giren il köylerinin kültür ve eğitim merkezleri olarak hizmet vermeye başlıyorlar. Bu bağlamda köy enstitüleri bir çeşit bölgesel örgütlenmedir. Eğer sürseydi bugün yaşanan bölgesel sorunların hiçbiri olmayacaktı. Örneğin, Soma’da bir madencilik lisesi ya da madencilik yüksek okulu olabilir, aynı Kur’an kursu gibi parasız madencilik kursu olabilir, madende çalışanların burnu bile kanamazdı.
Köy Enstitüleri, Atatürk’ün öncülüğü, esin kaynağı ve uygulamalarıyla, birkaç devlet adamı, eğitimci ve öğretmenlerce öğrenci katılımı ve halk imecesi katkısıyla başarılan büyük bir atılım ve eğitim seferberliğiydi. Kalkınmayı ve demokratikleşmeyi destekleyici yerli bir düzenlemeydi. 1955’te herkes ilköğretimden geçecek, 1949’da herkes mesleğe yönelik sekiz yıllık eğitimini tamamlamış olacak, demokrasi eğitim görmüş insanların bilinciyle kurulacaktı. Köy enstitülerinin ilk, orta ve yüksek öğretiminde ülke kalkınması ve çağdaşlaşma yönünde bir bütünlüğü vardı.
Amerikalı eğitimci Fay Kirby’nin saptamasına göre, sistemin dünya çapında yeni ve çözümleyici olan, hattâ 21. Yüzyıla da ışık tutacak özelliği, eğitim ve ekonomi ilişkisi bağlamında getirdiği üretici eğitim yöntemi ve bu yöntemin eğitim ekonomisi ve eğitim kültürüne kazandırdığı zenginliktir. İş içinde eğitim yaparken, ortaya çıkan ürünler eğitimin giderini büyük çapta karşılayıp hattâ sıfırlayacağı için, en uzaktaki küçük köylere bile eğitim götürülebilecek, taşımalı eğitim diye bir eğitim cehennemi olmayacaktı. Köy Enstitülerinde birinci sınıfta motorculuk dersi vardı. Bugün de olsa trafik kazaları olmayacak, bayramda ve tatilde insanlar ölmeyecekti.
Tonguç “lâik eğitim birey ve toplum için bolluk ve mutluluk yaratıcı olmalı” derken bunları getiriyordu.

Pakize TÜRKOĞLU
Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nden

Top