Atatürk’ü Timsaha Yem Etmek

Maddi değerlerine bile sahip çıkamayan Türkiye manevi değerlerine sahip çıkabiliyor mu?

Adının başına “kızıl” sözcüğü koymadan anmadığımız Çin Halk Cumhuriyeti binlerce yıllık imparatorluk eserlerini, “Yasak Şehri” koruyarak milyonlarca turist çekiyor. Rusya’da sosyalizm yıkılalı çeyrek yüzyıl geçti. Ancak Sovyetler Birliğinin kurucusu Lenin’in mumyası halen yerinde duruyor ve her gün önünde uzun ziyaretçi turistlerin kuyruğu görülüyor. Aynı Lenin Çarlık dönemine ve hanedanına son verdiği halde Kremlin sarayını korumuştu.

Bizde ise dillerinden “milli ve manevi değer” kavramı düşmeyen iktidarlar, hele hele Osmanlı hayranı AKP ne Osmanlı mirası tanıyor, ne de Türkiye’nin en büyük marka değeri Atatürk’ün anısına ve eserlerine sahip çıkıyor. (Bir başka marka değeri Nazım Hikmet üzerinden Rusya büyük gelir sağlıyor) Aslına bakarsanız Atatürk’ün büyüklüğü altında ezilerek ve O’nunla yarışamayacaklarını bildikleri için tarihten kazıma yoluna gidiyorlar.

O kadar da haksızlık etme diyeceklere çarpıcı bir örneği sunacağız.

Bizim için Atatürk mü değerlidir? Yoksa Ugandalı siyahi bir futbolcu mu? sorusunu sorduğumuzda “elbette Atatürk değerlidir” diyenler yanılıyorlar.

Hepimizin bildiği gibi AKP iktidarının kurucusu her şeyden anlıyor. Ama futboldan çok daha fazla anlıyor. Bu nedenle kulüp başkanlarını da, Milli Takım Antrenörünü de, taktiğini de, Federasyon Başkanını da o belirliyor. Sadece o kadar mı? Türkiye’de yapılacak statların mimarisinden kent içindeki yerlerine kadar o belirliyor. Bu arada isimlerini koymayı da ihmal etmiyor.

Türk sporunun kuruluşuna büyük katkıları nedeniyle hemen her şehirde stadyumlara Atatürk adı verilmiş. Bazıları bunu abartılı bulabilir. Ama örneğin Bursa’daki Atatürk Stadının yapılışı için o zamanın büyük parası olan 1000 TL’yi cebinden vermiş.

AKP iktidarı AB talimatına uygun olarak her yerden Atatürk resimlerini kaldırıyor. Denk getirirse caddelerden kaldırıyor, PKK militanlarının Atatürk büstlerini yakmasına ya da büstlerle futbol oynamasına ses çıkartmıyor. Şimdilik stadyumlardan Atatürk adını kaldıramıyor. Ama Anadolu şehirlerindeki futbol taraftarlarının ağzına bir parmak bal çalarak “size daha modern ve daha büyük bir stat yapalım” diyerek kentin uzak bir köşesine başka bir adla yeni bir stadyum inşa ediyor. Artık kentin merkezinde kalan eski stadın büyük ve değerli arazisine de alışveriş merkezi olmaktan başka işlev kalmıyor. Böylece bir taşla birkaç kuş vurmuş oluyorlar.

Kayseri ile başlayan bu süreç, Konta, Eskişehir, Sakarya, Antalya, Giresun, Sivas, Afyon ve diğer illerimizde devam etmektedir. Buralarda yapılan bu statların adlarının sonuna eskiden gladyatörlerin dövüştükleri, İspanya’da boğa güreşlerinin yapıldığı “arena” sözcüğü eklenmektedir. Bu illerde statların yeni adları iyi kötü bir anlam taşımaktadır.

Bütün bunlar içinde belki de hiç sorgulamadığımız stat ismi ise “Bursa’daki “Timsah Arena” stadıdır. Bu isim hiç sorgulanmamaktadır. Sorgulanması da olası değildir.

Kent takımları o kentin en güçlü partisidir. İktidarı ile muhalefeti ile herkes bulunduğu kentin futbol takımına destek vermek zorundadır. Şampiyon da olsa, holiganı da olsa, cinayet de işlese, şike de yapsa tablo değişmez. Hele bu kente siyasal rüşvet olarak yeni bir stat yapılırsa bunu sorgulama cesaretini gösteren aforoz edilir.

Bursa’da hiç kimse “Timsah Arena” olayını sorgulayamaz. Bu stadın yerini de malum şahıs tespit etmiştir. Stat taşkın sular kapsamında ve dere yatağındadır. Zemini çürüktür. İnşaatı yapan firma batmış ve işçilerinin maaşını bile ödeyemezken firma kurtarılmıştır. İnşaat sırasında kule vinç lodos nedeniyle yıkılmış, bir kişi ölmüş bir kişi de ağır yaralanmış ama hiç kimseden ses seda çıkmamıştır. Ve bu stadı borç batağı içinde yüzen, bütün ülkeye su satacak kadar suyu bol, ancak ülkenin en pahalı suyunu halkına içiren Bursa Büyükşehir Belediyesi inşa etmektedir. Üstelik böyle bir görevi de yoktur.

Nasıl olsa, inşaatına Atatürk’ün bağışladığı 1000 TL ile başlanan Atatürk stadı yıkılacak ve yerine AVM yapılacaktır. Ne kadar harcandığı ve daha ne kadar para yutacağı belli değildir.

Bilinen tek şey vardır. Ağlamaktan sorumlu Başbakan Yardımcısı seçim yasakları başlamadan bitirilmesi ve açılış töreni yapılabilmesinin önünde engel kalmaması talimatını vermiştir.

Gelelim yazının başlığındaki “Atatürk’ü timsaha yem etme” konusuna…

Stadın adı neden Timsah? Bursa ile timsahın ne ilgisi var? Bursa’nın bir zamanlar ipeği dolayısı ile ipek böceği yani tırtılı meşhurdu. Şimdi eser bile kalmadı. Kestanesi meşhurdu.

Şimdi kestane, ya Karadeniz bölgesinden ya da Nazilli Bozdoğan taraflarından geliyor. Şeftali derseniz, şeftali bahçeleri artık konut, AVM, ya da fabrika arazisi oldu. Havluculuk Denizli, Antep ve Tokat’lılar arasında paylaşıldı. Bıçakçılık Erzurumlularda. Otomobil fabrikaları yabancılara gitti. Zeki Müren’i de Bodrumlular kaptı.

Bu durumda Bursa’ya, değil Bursa’da Türkiye’de bile yaşamayan Timsah kaldı.

Bursaspor, 1994-95 sezonunda Uganda’dan Mususi adlı sempatik bir futbolcu transfer eder.

1995 yılında Bursaspor UEFA kupasında başarı gösterir. Karlsruhe maçında penaltılarla elenerek kupaya veda eder. Bu maçta Bursaspor’un attığı golden sonra Mususi ilginç Timsah yürüyüşünü yapar. O tarihten sonra 42 yıllık takımın adı “yeşil timsahlar” oluverir.

Bursaspor’a “timsah” adını veren Mususi 1996 yılında 16 Yaşında bir öğrenciye tecavüz suçundan hapis yatar. 1997 Yılında Çanakkale Dardanelspor^da oynarken Uganda’dan geç döner. Nedeni araştırıldığında ülkesinde motosikletli bir gence çarparak kaçtığı ve ölümüne neden olduğu için hapiste olduğu anlaşılır. 13 Aralık 2005 tarihinde ülkesinde AİDS virüsü nedeniyle genç yaşta ölür.

İşte Bursa Atatürk stadının adını verdiğimiz “timsah” mucidi Mususi de böyle biri. Kötü adam demek istemiyoruz. Sadece Atatürk’ü timsahlara kim için ve ne kadar kolay yem ettiğimizi haykırıyoruz…

Lütfü KIRAYOĞLU

21.02.2015

 

Top