Algı Operasyonlarına Karşı Gerçekler

Son yılların en çok kullanılan kavramlarından biri algı… Herkes kendi dünyasından bu kavramı anlamaya ve anlatmaya çalışıyor. Ancak Türkiye gibi geri kalmış ülkelerde konuların bile tamamen bağımsız bir ortamda tartışılmasını beklememek gerekir. Zira tartışma zemini bile başka bir algı operasyonunun etkisi altında oluşturulmuş olabilir. Örneğin Türkiye’nin son 30 yılına damga vuran Kürt Sorunu böyle bir etkiyle tartışılmaya mahkum ediliyor. Emperyalizme ve onun yüksek çıkarlarına hizmet etmek için adeta yalvaran PKK ve türevi unsurlar tartışma konusu edilmezken tüm sorunun demokratikleşme ya da demokratik olamama sorunu olduğu zihinlere enjekte ediliyor. En fazla kullanılan örnek ise Diyarbakır Cezaevinde uygulanan insanlık dışı şiddet. Sesi çok çıkan, medyada neredeyse sınırsız şekilde konuşma imkânı bulan bir kısım ayrıcalıklı gazeteci, aydın(!) için “Kürtlerin başkaldırmasının haklı bir sebebi var çünkü çok acı çektiler.” Sadece bu cümle bile birkaç noktada algı operasyonlarının başarılı olduğunu gösteriyor. Öncelikle Kürt kelimesi, sorun kelimesiyle beraber kullanıldığında tüm Kürtler aynı kefeye konmuş oluyor. AKP’li, PKK’lı, CHP’li, MHP’li, korucu demeden Kürt milliyetine ait olan herkes onlar istese de istemese de aynı kefeye konmuş oluyor. Konu “acılar” üzerinden ele alındığındaysa aslında şiddet meşru görülmeye başlanıyor. Çünkü elinde silah olan bir örgüt var ve 30 yıldır işlediği cinayetlerin haddi hesabı yok. İşte bu noktada, konunun uluslararası boyutu da perdelenmiş ve gözlerden kaçırılmış oluyor. Hemen yanı başımızda Suriye’de, Irak’ta, İran’da Kürt etnik grubunun başka kolları belli hedefler için kullanılırken Türkiye’de hala bazıları Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananları anlatabiliyor. Elbette orada ve başka yerlerde yaşanan hukuksuzluklar, acılar araştırılsın, unutturulmasın ve cezalandırılsın. Fakat insanların acıları sömürülerek başka acılar da unutturulmasın. Hiçbir acı başkalarının acılarına da tercih edilmesin.

Oysa içinde bulunduğumuz bu kargaşa döneminde incelikli algı operasyonlarıyla, özellikle genç nesil hedef alınıyor. PKK’nın eli kanlı bir terör örgütü olduğu gerçeği IŞİD’e karşı savaşan, elinde gitar olan, cici çocuklar algısıyla değiştirilmek isteniyor.

Peki, PKK’nın öldürdüğü on binlerce asker, polis, öğretmen, işçi, korucu, doktor, çoban, kadın, çocuk, bebek ne olacak? Bunların hepsini unutacak mı bu millet? PKK, ABD’nin Ortadoğu planlarında gönüllü olarak savaşıyor diye eli kanlı teröristlerin “çiçek çocuklar” olduklarını kabul mü edeceğiz?

Kanaatime göre dünyanın neresinde olursa olsun bir toplum “gerçeklere” sırtını döndüğü anda yok olur. ABD ve emperyalist odaklar rahat etsin diye terör örgütü PKK’yı ve elebaşı Öcalan’ı meşru görmek, onları barış elçileri olarak kabul etmek, sadece algı operasyonlarına boyun eğmek demek değildir. Aynı zamanda bu coğrafyada köle olarak yaşamayı kabul etmek demektir.

Kaynağı ne olursa olsun, nereden gelirse gelsin tüm algı operasyonlarına karşı tutunacağımız tek şey “gerçektir.” Varsın satılık gazetecilere yalan haberler yaptırsınlar. Varsın katillerden barış güvercini yaratmaya çalışsınlar. Varsın kelimelerin, kavramların anlamını değiştirip milletimize karşı silah olarak kullansınlar. Türk milleti, gerçeğe sahip çıktığı sürece eninde sonunda bu ablukayı yaracaktır. Gerçeğin, şartlar ne olursa olsun açığa çıkmak gibi bir âdeti vardır. Algı operasyonları hızla koşan bir atlete benziyorsa gerçek de kararlı şekilde koşan maratoncuya benzer.

Algı operasyonunun mühimmatı yalansa milletimizin mühimmatı da gerçektir. Kim ne derse desin! Kim yalanı baş tacı ederse etsin! Kim algı operasyonlarına umut bağlarsa bağlasın! Türk milleti 1.000 yıldır olduğu gibi yine gerçeğin itici gücüyle zafere ulaşacaktır. Tüm algı operasyonlarına gerçeğin gücüyle karşı koyacaktır.

 

Kaynak: Aydınlık Gazetesi / Koray GÜRBÜZ

 

Top