AĞALAR VE BEYLER İSTEDİ DİYE…

Tonguç Baba’nın anısına…

AĞALAR VE BEYLER İSTEDİ DİYE…

Çifteler ve Hasanoğlan Köy Enstitüleri’nde müdürlük ve öğretmenlik yapmış Rauf İnan, Nisan 1974’te Halkevleri dergisine yazdığı “Yeni bir gün doğacaktı köyün kaderine” başlıklı yazısında; 1945 sonrasını anlatırken, ilk önce Köy Enstitülerinin yalnız ve tek başına bırakıldığını, ardından enstitüleri kuran Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ile İsmail Hakkı Tonguç’un, son olarak da, o enstitülerde çalışan Atatürkçülerin, oradan yetişen çocukların yalnız bırakıldığından söz eder.

İnan’a göre, enstitülere dikilmiş olan Kuvayi Milliye bayrağı indirilmiş, enstitülerde uygulanan Atatürk ülküsü kurutulmuştur.

Köy Enstitüleri’nin kurucu kadrosunun önderi kabul edilen İsmail Hakkı Tonguç, henüz bozkır aydınlanmasını gerçekleştirilecek bu okullar açılmadan birkaç yıl önce (Eylül 1938) Ülkü dergisinde köy eğitimini irdelerken, köyde o günlerde en önemli eğitim kurumunun aile olduğunu belirterek, “Muhafazakar karakterde bir terbiye vermekten başka bir şey yapmayacak olan bu müesseseden (aile) inkılapçı karakterde bir terbiye vermesini, böylelikle köy hayatında yapılacak bazı değişiklere rehberlik etmesini bekleyemeyiz” demektedir. Tonguç, Cumhuriyet’in yaşamın her alanında yaptığı değişikliklerin köy yaşamına da yansıtılması gereğinden söz ederek, “Okul terbiyesini iş terbiyesiyle muvazi (koşut) gidebilecek şekle getirmek tedbirleri aranmak lazımdır” görüşünü savunmaktadır. Köyde devrimci bir atılım için iş içinde eğitimine, o eğitimden çıkan eğitimcilerin sürekli köyde kalmasına ve köyün eğitimle ilgili işlerini görmesine, köyün kız ve kadınları ile ilgili işlerini de yapacak kadın eğitmenler yetişmesine gereksinim olduğunun altını çizmektedir.

Tonguç’a göre, yılda 3 bin eğitmen yetiştirerek, 10-12 yıl içinde “köyün içinden fethedilerek, oranın hayatında esaslı değişiklikler yapmak” olasıdır.

İşte, 1945 sonrası, İsmail Hakkı Tonguç ve onun önderliğinde gerçekleştirilen Köy Enstitüleri’nin yalnız bırakılması bu yüzdendir.

“Köyü içinden fethetmek” demek, toptan bir aydınlanma, bilinçlenme, dolayısıyla ağaya, beye, giderek dünya egemenlerine karşı durmak; toptan bir kurtuluşu sağlamak olacağından; Tonguç’un kendi ifadesiyle “Cumhuriyet’in önünde duran en büyük ve bakir sorun” olan köyün, dolayısıyla tüm toplumun uygarlaştırılmasının önü kesilmiştir.

Neden ve kimler tarafından kesildiğine ilişkin iki örnek, soyutu somuta indirgememize yardımcı olacaktır:

İlk örnek; Köy Enstitüsü mezunu eğitimci, yazar Talip Apaydın’ın, kendisiyle yaptığımız bir söyleşide aktardığı bir anısıdır:

Talip Apaydın henüz okula başlamamıştır. Babası, Emin Sazak’ın çiftliğinde ortakçıdır. Çiftliğe özel arabalarla konuklar gelmiş, kuzu çevrilmekte, eğlence düzenlemektedir. Babası, Talip Apaydın’ın elinden tutmuş, Emin Sazak’ın önüne kadar götürmüş. “Emin Bey” demiş, “14 yıl askerlik yaptım. Bir karış toprağım yoktur. Senin çiftliğinde ortakçıyım. Bu çocuğun anası yoktur. Yetim mektebine sokuver de okusun.”

Emin Sazak, babasına “Kaç yaşındasın?” diye sormuş. 45 yaşında olduğunu öğrenince, “Yaşlanmışsın” demiş, “Götür bu çocuğu çalıştır. Okursa, yarın sana baba demez. Dinini de unutur.”

Toprak ağası, Emin Sazak hiç ister mi, yoksul ortakçısının oğlu okusun, öğretmen olsun, bir yandan haksızlıkları romanları ile, yazıları ile gündeme getirirken, öbür yandan çocukları eğitip köye bilinç taşısın!

İstemez.

İstemediği için de, CHP’nin Köy Enstitüleri ve toprak reformunu destekleyen kadrolarına karşı Emin Sazak Demokrat Parti’nin kurulmasına önderlik edenlerin arasına katılır.

Diğer örnek:

İkinci Dünya Savaşı sonrası Türkiye Marshall Yardımı ve Truman Doktrini ile kuşatılır. “Hür dünyanın korunması ve sınırlarının genişletilmesi” amacını güden bu kuşatma, dünya ağa ve beylerinin, yani uluslararası tekellerin çıkarlarının korunması anlamına gelir.

O yüzden, dünyanın “ağa”larından biri, Nelson A. Rockefeller, ABD Başkanı Eisenhower’a mektup yazarak, Marshall Planı’nın ABD’ye politik ve askeri nüfuz alanı yaratması gerektiğini belirterek, Türkiye ve benzeri ülkeleri “oltadaki balık” olarak nitelemiştir.

Uluslararası tekelci Rockefeller, Türkiye gibi ülkelerde “bağımsızlık eğiliminin artırılmaması” gerektiğini vurgulayıp “İktisadi yardımı öyle yapalım ki, bize düşman muhalifleri zararsız kılsın” demektedir.

Rockefeller’in düşman muhalifleri kim? Bağımsız düşünebilenler, bağımsız davranabilenler…

Dünyanın ağası Rockefeller ister mi, İsmail Hakkı Tonguç bağımsız düşünebilen, davranabilen öğretmenler yetiştirsin, onlar da kendileri gibi öğrencilere aktarsın bağımsızlığı.

İstemez.

İstemediği için CHP’nin içindeki bağımsızlıkçılar, Kuvayı Milliyeciler ayıklanır, uzaklaştırılır, Köy Enstitüler kapatılır, İsmail Hakkı Tonguç çok sevdiği mesleğinden ve çocuklarından uzaklaştırılır.

Sonrası bellidir. Türkiye’nin 1945’ten bu yana siyasi yaşamına bir bakın, neler olduğunu irdeleyin, Cumhuriyet devrimleri ve Cumhuriyet devrimcileri neden kaynayan kazanlara atılmıştır, neden ülke kardeş kavgalarına sürüklenmiş, aydınları da süründürülmüştür, apaçık bellidir.

IŞIK KANSU

……

Kaynakça:

Halkevleri Dergisi, Nisan 1974, Sayı: 90

Ülkü Dergisi, Eylül 1938, Sayı: 67

Çocukluğa Yolculuk, Işık Kansu, Bilgi Yayınevi, Mayıs 2002

Emperyalizmin Tuzaklarındaki Ülke-Oltadaki Balık, Emin Değer, Otopsi Yayınları, 7. Basım, 2004

Top