ADD Genel Başkanı Tansel ÇÖLAŞAN:Meclis Başkanı “Anayasa’yı ihlâl” Suçu İşlemiştir

Hukuk ve Devlet düzeninin akla ve çağdaş bilime dayanmasını sağlayan Laiklik İlkesi; yüzyıllar boyu şeriat kurallarının egemen olduğu bir imparatorluğun mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti’nde, BATI’da taşıdığından çok daha kapsamlı bir anlama ve işleve sahiptir.

Atatürk’ün ve Türk Anayasa’larının benimsediği laiklik ilkesi; bir yönü ile; kişilerin vicdan ve ibadet özgürlüklerini güvence altına alırken, diğer yönü ile de; Türkiye Cumhuriyeti bakımından özel bir anlam ve olağanüstü bir önem taşıyan “toplum düzeninin akla, bilime ve halkın iradesine” dayanması ilkesine güvence kazandırmıştır.

Laiklik ilkesinin bize özgü bu ikinci yönü, “iman ve ibadet ile hiçbir ilgisi bulunmayan ve yalnızca toplum yaşamının düzenlenmesine ilişkin dinsel kaynaklı kuralların” hukuksal, siyasal, ekonomik ve sosyal sorunların çözümünde artık asla egemen olmamalarını öngörmektedir.

Atatürk; Türkiye Cumhuriyeti’nin benimsediği Laikliğin en önemli ayırıcı niteliğinin “din kurallarının hiçbir biçimde ve hiçbir koşul altında Devlet düzenine müdahale edememesi” olduğunu vurgulamak gereğini duymuştur.

1961 ve 1982 Anayasaları, Türkiye Cumhuriyeti’nin niteliklerini belirleyen başlangıç kısımlarında ve 2. Maddelerinde; sadece laiklik ilkesini değil, aynı zamanda “Atatürk’ün tüm ilke ve devrimlerini ve çağdaşcılığını” da Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli olarak ilan etmişlerdir.

1923’ten, hatta 1908’den beri tüm ilerici adımların kaldırılmasını hedef alan ve “sadece vicdanlarda yer alması gereken inançların, Devlet ve toplum yaşamında egemen olmasını” isteyen zihniyet sahipleri; bunu örtülü ya da açık, ama sürekli olarak yapmaya devam etmişlerdir.

Bugün bu zihniyet ne yazık ki iktidardadır ve kendi görüşlerini hayata geçirecekleri “yeni” bir Anayasayı halka dayatmaya çalışmaktadırlar.

Meclis Başkanının “yeni Anayasa dindar bir Anayasa olmalı ve laiklik yer almamalı” lafı bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Bu açıklamanın dayanağı, bu kişinin başkanı olduğu Birlik Vakfı’nın 2012’de hazırladığı Anayasa taslağıdır. O metinde daha servis edilmemiş hükümler de var; Anayasanın “Allah lafzı” ile başlaması, dini yemin ve dini eğitim.

Ayrıca, parlamenter sistem yerine, başkanlık sistemi öngörülen bu taslakta, mevcut Anayasa’da yer alan ve Cumhuriyet’in değiştirilemez niteliklerinin yer aldığı ilk 4 madde de yok. Şimdilik sadece 1. Maddede “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” hükmü var. Toplumun İslami değerlerle yeniden yapılandırılması amaçlanmaktadır.

Taslakta şimdilik, Türkiye Devleti’nin “ülkesi ve milliyetiyle bölünmez bütün” olduğu hükmü duruyor. Ama mahalli idareleri düzenleyen maddede, özerklik hükmü konarak, ileride değiştirileceğinin işareti de verilmiş ve bu nedenle nitelikli çoğunluk aranmadan Anayasa değiştirilmesine veya yeni bir Anayasa yapılmasına da olanak tanınmıştır.

Bu taslak metin aslında iktidar partisinin görüşünü yansıtmakta ve içeriği kamuoyuna parça parça servis edilerek “zihinlerde yer etmesi ve kabulü” amaçlanmaktadır.

Tehlike; zamanında yeterince önemsenmeyerek gerici, bölücü ve Cumhuriyet karşıtı güçlere yerinde, yeterli ve gerekli cevap verilmemiş olması, hukuk dışı her türlü yola başvuran bu zihniyetin açıktan, korkusuzca hedefine yol almasını kolaylaştırmıştır.

Bunun en önemli nedeni de birlikte Cumhuriyetçi bir güç oluşturulamamasıdır.

Bugün Türkiye’nin önündeki en yakın tehlike Anayasa Tuzağı’dır. Rejim değiştirilmek istenmektedir: “Çağdaş, laik, demokratik, hukuk devleti, üniter/tekli devlet modeli olan Atatürk Cumhuriyeti’nin yerine, bir ortaçağ toplumu ve teokratik, faşist bir rejim ve Kürdistan kurulmak istenmektedir.

Demokratik bir mücadele için başta Cumhuriyet’in yanındaki siyasi partiler olmak üzere tüm Cumhuriyetçi güçlerin ulusal birlik oluşturmalarının zamanıdır.

Yemininde, laik Cumhuriyete ve Atatürk devrim ve ilkelerine bağlı kalacağına, namusu ve şerefi üzerine yemin ederek göreve başlayan Meclis başkanı bu söylemi ile Anayasa’yı ihlal etmiştir. Gereğinin yapılmasını bekliyoruz.

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ

Top