50 YILDIZLI BAYRAĞI GÖNDERE ÇEKENLER

Tarihsel süreci incelediğimizde Ortadoğu’da paylaşım savaşları iki tarafın çarpışması üzerine kuruludur.

1.      Tarihi yapmak isteyenler

2.      Tarihi yazmak isteyenler

 

  Tarihi yapmak isteyeyenler Ortadoğu’nun çocuklarıydılar; Şam’ın, Kahire’nin, Bağdat’ın, Beyrut’un, Kudüs’ün toprak kokusunu aldılar ve kutsallığı sadece mabetlerde değil hürriyet mücadelesinde aradılar. 11. Yüzyıl’da Avrupa’nın yayılmacıları geldiler bu topraklara, kılıçlarıyla geldiler. Katletttikleri sadece insan değil medeniyetin ta kendisiydi. İşte, medeniyeti katletmek isteyenler de tarihi yazmak isteyenlerdi. Zengindi Ortadoğu… Ticaret yollarının kavşağı, Doğu Akdeniz’e açılan kapıydı. Avrupa’nın hala başaramadığı “Akdeniz’i Ekümenikleştirme” ereğine giden yolda kilit taşıydı. Akdeniz’i ekümenikleştirmenin yolu, Katolik Avrupa’nın kılıcıyla Ortadoğu’yu ziyaret etmesini gerektiyordu. (Avrupa’nın egemen anlayışında  ekümenikleşmenin (evrenselleşmenin) yolu özünden vazgeçmeye dayanır.) Haçlı Seferleri adını verdiğimiz bu “ziyaretler” ev sahipleri tarafından pek hoş karşılanmadı. Ortadoğu, bugün olduğu gibi dün de emperyalizme direndi. 11. Yüzyıl’ın emperyalistlerinin 21. Yüzyıl’ın emperyalistlerinden tek farkının askeri teçhizat farkı olduğunu söylersek abartmış olmayız, zira tarih bunu itiraf ediyor. Ne ilginçtir ki yüzyılımızda kendini “İslam Devleti” olarak adlandıran eli kanlı terör örgütünün yaptığı maddi ve manevi kıyımı-kırımı 11. Yüzyılda Haçlılar yaptı. Görünürde mabetlerin kutsallığı merkeze alınarak yapılan savaşların kazananı ne tek tanrılı dinlerin kitapları ne de mabetleri oldu. Kazananlar vardı elbette: Avrupa’nın sarayları… Ortadoğu deyince yüzyılımızda yine aynı yüzleri görüyoruz ve aynı erekleri: tarihi yazmak isteyenler, tarihi yapmak isteyenler. Buradaki fark ise 21. Yüzyıl’daki fotoğrafın daha belirgin olması. Teknolojinin nimeti olsa gerek!

 

  11. Yüzyıl’dan beriye gelelim. 20. Yüzyılın kapılarını açalım. Osmanlı İmparatorluğu’ndan “kaderlerinin tayini” iddiasıyla kopa(rtıla)n Araplar, Fransız ve İngiliz emperyalistlerinin bayrağı altında yaşadılar on yıllar boyunca. Cumhuriyet de oldular ama kimin cumhuriyeti olacaklarına karar vermeleri epey zaman aldı, hala kararlarını verebilmiş değiller aslında. Karar verecek gibi oldular. Örneğin Mısır’da Cemal Abdülnasır tam karar veriyordu ülkesinin kimin cumhuriyeti olduğuna ki ömrü yetmedi, 52 yaşında hayata veda etti. Lübnan’da çıkan Le Jour gazetesi Nasır’ın ölümünü “100 milyon Arap yetim kaldı” manşetiyle duyurdu. Suudi Arabistan Kralı Faysal hariç tüm Arap liderler cenazesine katıldı. Arafat ve Ürdün Kralı Hüseyin hıçkıra hıçkıra ağlarken, Libya lideri Muammer Kaddafi üzüntüden iki kez bayıldı. Suudi kralın Nasır’ın cenazesine katılmayan tek Arap lider olması herhalde kulak ya da boğaz ağrısından olmasa gerek! Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin mimarı olan Nasır, açıkça Ortadoğu’da tarihi yazmak isteyenlere meydan okumuştu ve tarihi yapma niyetindeydi. Çok bilinen bir gerçektir ki Suud Ailesi, bu coğrafyada tarihi yazmak isteyenlerin yanında oldu, yapmak isteyenlerin değil. Nasır sonrası Mısır’ın durumu ise hiçbir zaman hallice olmadı. Ortadoğu’nun tarihini yazmak isteyen denizaşırı kumandanlar oyuncaktan zaferlerine erişmişlerdi. Kaydadeğer bir noktadır ki Nasır, Mısır’da Müslüman Kardeşleri etkisizleştiren başat kişidir. 2011’deki “lazerli devrim” den sonra Mursi önderliğinde başa gelen Müslüman Kardeşler’i.

 

  Bu noktadan hareketle Ortadoğu’nun siyasal islamcılarının da tarihi yazmak isteyenlerin yanında durduğunu söyleyebiliriz tarihi yapmak isteyenlerin değil, çünkü kadim coğrafyanın mirasına yani bereketli toprakların bereketli fikirlerine ilk kurşunu sıkanlar siyasal islamcılar oldu. Kurşunun çıktığı silahlar ya ABD bandrollüydü ya da Avrupa. Şarlman’ın çocuklarıyla, Çay Partisi’nin çocukları onlar: oyuncaktan zaferlerin plastikten kumandanları. “Zaferler neden oyuncaktanmış” diye sorabilirsiniz. Bu kavramı bize kadim Ortadoğu’nun deslerle dolu tarih sayfaları dayatıyor. Bir seçim değil bizim için. Ortadoğu’ya bakın; bölündü, parçalandı, yaralandı, katledildi ama hala bir umut yeşeriyor bu topraklarda ve umut denizaşırı kumandanların en büyük korkusunu oluşturuyor. Lübnanlı yazar Emin Maluf “Tünelin ucunda ışık görünmese bile, ışık varmış gibi yürümek ve ışığın görüneceğine inanmak gerekir” sözünü acaba Ortadoğu’nun umudunu yitirmeyen direnenleri için mi söyledi bilmiyoruz ama bildiğimiz şu ki/şu olmalı ki oyuncaktan zaferlerin de sonu geldi. 1956’da Süveyş’i bombalayanların hüsranını bugün Suriye’yi bombalayanlar yaşıyor.

 

  Son model Ortadoğu paylaşım savaşının iki bayrağı var: Birinde 50 yıldız var, ötekinde direniş. Direnişin bayrağını tutanlar özüne dayatılan yabancılaşmaya, Ortadoğu’nun ekümenikleştirilmesine, ilk Haçlı ziyaretinin yapıldığı 1096’dan öteye süregelen ekonomik paylaşım ereklerine meydan okuyor. 50 yıldızlı bayrağı en az 50 “şey” tutuyor diyelim. “Şey” diyelim çünkü 50 yıldızın tarafında olanları Ortadoğu’nun hiçbir  dili tanımlayamıyor, yetersizlikten değil. “Şeyler” bu kadim toprağa çok yabancı, alabildiğine köksüz “şeyler”. 50 yıldızın gölgesinde yaşamak istemeyenler ise kadim toprakların gücüne dayanıyor. Tarihte kahramanlarla ilgili binlerce yazıya rastlayabilirsiniz aynı zamanda zavallılarla ilgili de binlerce yazı bulabilirsiniz.

 

  Ortadoğu’nun zavallıları çağımızın 50 yıldızlı bayrağını göndere çekenlerdir. Çağımızın kahramanları ise bağımsızlık bayrağını yükseltmeye devam ediyor. Ortadoğu’yu paylaşım savaşında ideolojik çarpışma ise antiemperyalizm ile küreselcilik arasında yaşaıyor. Avrupa’nın “genç, yakışıklı, eşcinsel” politikacıları küreselciliğin başat aktörleri. Karşılarında ise yaşlı toprakların güçlü halklarını buluyorlar.  Küreselciliği yoksulluğun ilacı olarak yansıtma gafletine düşen içerdeki bozguncular ise Beyaz Ev’in, Elysee Sarayı’nın ve 10 Numara’nın müdavimleri oldular. Antiemperyalizmin küreselcilik zehrine çaresi ise ulusalcılık. Nasır’ın Arap milliyetçiliğinin tetikleyici gücü bu. İran’ın petrollerini millileştirerek hem Batı’nın medenilerini hem de çölün Bedevileri’ni rahatsız eden Musaddık’ın gücü de bu. Ulusal güce sırtını dayayan bu kahramanlar şimdi bedenen kadim topraklarda olmasalar da tarihi yapma gayretleri Ortadoğu’nun neredeyse tüm başkentlerinde yankılanıyor.

Bitirmeden…

Emperyalizme karşı bağımsızlık bayrağını dalgalandıran ve 50 yıldıza iyi gözle bakmayan Suriye’nin yurtseverlerine selam olsun!

 

 

Gazi ÖMEROĞLU

 

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Yönetim Kurulu Üyesi

ODTÜ Tarih Bölümü

 

 

Top