41. Yılında Türkiye’nin Kıbrıs Kararlılığı

Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 41. yılını kutluyoruz. Bu anlamlı günü, Suriye’nin kuzeyinde ABD ve İsrail’in yaratmaya çalıştığı Kürt Koridoru’na müdahale hazırlıklarının yapıldığı günlerde kutlamak ayrı bir anlam taşıyor. Kıbrıs Barış Harekatı’dan bugünlere çok önemli dersler kaldı. En önemlisi de devletimizin kararlığı… Öyle kararlılık gösterildi ki, kriz başladı 5 günde Ada’ya çıktık ve tarihi başarıya imza attık. İşte o başarının öyküsü:

KİRAYA VERMİŞTİK
Kıbrıs, 1571 yılından 1878 yılına kadar Osmanlı yönetiminin bir parçasıydı. 93 Harbi (1876-1877 Osmanlı-Rus Harbi)’ni kaybedince, İngilizlerin desteğini almak için Abdülhamid tarafından ‘kiraya’ verildi. 1914 yılında başlayan Cihan Harbi’yle birlikte, İngilizler Ada’yı ilhak etti. 1923 Lozan Antlaşması’nın dışında kaldı. Ancak Türkiye, Kıbrıs’a olan ilgisini hiç azaltmadı. 1959 yılında ‘Garantör devlet’ olduk. 1960 yılında da Ada’da iki taraflı Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Yunanlılar her fırsatta Ada’yı ilhak etmenin yolunu aradı. 1963-64 arası Türklere yoğun baskı ve yıldırma siyaseti uygulandı ve Türkler göçe zorlandı. Binlerce Türk, Ada’da çadırlarda tecrit edilmiş şekilde yaşamak zorunda kaldı. EOKA terör örgütü kanlı cinayetlere imza attı. Dünya seyretti… Türkiye ayağa kalktı ve 1964 yılında Ada’ya müdahale etme kararı aldı. Uçaklarımız alçak uçuş yaptı… Gemiler yola çıktı ancak ABD baskısıyla geri döndük. Ünlü ‘Johnson Mektubu’yla ABD müdahalede kendi silahlarının kullanılmasını istemiyordu. Bizi tehdit ediyordu. Buna rest çeken Başbakan İsmet İnönü “Yeni bir dünya kurulur ve biz de orada yerimizi alırız” cevabını verdi… Süreç içinde Rumlar, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yaşatmadılar. Ada’yı istikrarsızlığa sürüklediler… 15 Temmuz 1974 günü de Marariyos’a karşı Nikos Sampson darbesi gerçekleşti. Bununla Ada’yı Yunanistan’a ilhak edeceklerdi ki, Türkiye ‘Garantörlük Antlaşması’ gereği Ada’ya müdahale etti.
OLDU BİTTİYE İZİN YOK
Evet 15 Temmuz günü ilhak amaçlı darbe oldu. Türkiye de bunu tanımadı ve 20 Temmuz günü Ada’ya müdahale etti. Yani 5 sıcak günde bu tarihi karar alındı ve başarıyla uygulandı. 14 Ağustos 1974 günü de İkinci Barış Harekâtı ile bugünkü sınırlara ulaştık ve KKTC’nin yolu açıldı. Bugün Ada’da 30 bine yakın askerimiz var ve tüm baskılara rağmen Ada’da Türk varlığı devam ediyor.  Geçen 40 yılda kimsenin de burnu kanamadı. Ecevit’in 20 Temmuz sabahı açıkladığı gibi “Türk ordusu Ada’ya barış ve huzur getirdi. Hem de Rumlara da.”
KİMSE DURDURAMADI
Kıbrıs Barış Harekâtı’nın yapıldığı dönem, Başbakan Bülent Ecevit ve Yardımcısı da MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan idi. Daha altı aylık hükümetti. ABD ve Batı, Ecevit’in ‘sol’ çizgisinden rahatsızdı. Onu yıpratmaya çalışıyordu. Ecevit o dönemde ABD sopası olan haşhaş ekimi yasağını, 1 Temmuz günü kaldırdı. Ülkesine uyuşturucu geliyor diye Türkiye’ye baskı yaparak, 12 Mart 1971 yönetimine bu yasağı koyduran ABD, yasağın kaldırılmasına büyük tepki gösterdi. ABD Senatosu Türkiye’ye ambargo kararı aldı. Bunu Kıbrıs çıkarmasını da bahane ederek uygulamaya soktu. ABD o günlerde Türkiye’yi NATO’dan çıkarma ve İstanbul Sultanahmet Camii’ni bombalama tehditlerinde de bulundu. Ecevit tehditlere karşı “Duvarları yıkarız” cevabını verdi. CHP İzmir Milletvekili Süleyman Genç ise o günler için, “Türkiye sistemin dışına çıktı. Bunun için cezalandırıldı” açıklamasını yapar…
DARBEYE MÜDAHALE
İlginçtir bu baskıların yoğunlaştığı günlerde 15 Temmuz 1974 günü Kıbrıs’ta Yunan cuntası destekli Nikos Sampson darbesi gerçekleşti. Bir anlamda Ecevit’e gözdağı verilmek istendi. Ama Ecevit bu oldu bittiyi kabul etmedi ve kararlı bir duruşla bu oyunu bozdu. Aynı gün tuplanan MGK, Ada’ya müdahale kararı aldı. Hazırlıklar hızlandırıldı. Türk ordusu kısa süre içinde hazırlandı ve bölgeye intikal için Mersin’de yığınak yaptı. Genelkurmay Başkanı Org. Semih Sancar, “Biz hazırız. Ne emredilirse onu yapacağız” dedi. Bir yandan da diplomatik görüşmeler trafiği başladı.
RUSYA DESTEKLEDİ
Türkiye’yi ‘iknâ’ çabaları arttı. ABD tehditleri hemen başladı… Dışişleri Bakan Yardımcısı Joseph Sisco, Ankara’ya gelerek Başbakan Ecevit’le görüştü. Türkiye’yi kararından vazgeçirmeye çalıştı. İlginçtir Sisco’yla yapılan son görüşme sırasında, Türk uçak ve gemileri Ada’nın yolunu tutmuştu. Sisco bunu duyduğunda kıpkırmızı oldu. Washington’a eli boş döndü. Soğuk Savaş yıllarında yapılan bu müdahaleye Sovyetler Birliği de -Türkiye’yi yanına çekmek için- “30 bin kişilik bir birliği vermeye hazırız” dedi. TBMM harekâtın arkasında durdu ve tarihi kararı onayladı.
AMFİBİ HAREKAT
İlk etapta Girne Pladini plajına 3 bin kişilik birlik çıkarıldı. İlk kez kara-hava ve deniz’den müşterek bir operasyon yapıyorduk. Baskın taarruz şeklinde yapılan amfibi harekâtta aynı anda 70’e yakın helikopterle de indirme yaptık. Paraşütçüler, komandolar, SAT ve SAS’lar görevdeydi… Kıbrıs’ta uyguladığımız yöntemler, birçok ülkede askeri ders olarak okutuldu. Türkiye 10 yıl önceden çıkarma gemileri yapmaya başlamıştı. Bu sefer geri dönme olmayacaktı. Devletin hazırlığı tamdı. Halkın da desteği görülmeye değerdi. İlk gün amaç Girne açıklarında bir gedik açarak Lefkoşa’ya doğru ilerlemek ve Türk köylerini ablukadan kurtarmaktı. Beşparmak dağlarında bir süre sıkıntı çektikse de bunu Mehmetçiğin kahramanca direnişiyle ertesi günü aştık. Çok önemli köprübaşını tutmuş olduk. Emir ve destek kıtaları geldiği an Lefkoşe ve ötesine geçmek an meselesiydi.
HALKI BİRLEŞTİRDİ
Türkiye’nin görülmedik kararlı tutumu dünyayı şaşkına çevirdi. Ankara’ya yoğun baskı gelmeye başladı. Hükümetin kararlı tutumu baskıları göğüsledi. Halk da seferber olarak Hükümete tam destek verdi. Harekât her kesimden vatandaşımızı birleştirmiş ve milli gururu ayağa kaldırmıştı. Ecevit kahraman, Türk ordusu da gözbebeğiydi…Yunanistan’a bir fırsat verildi. Ateşkes ilan edildi… Bu arada Yunanistan’da da cunta devrildi. Cenevre’de görüşmelere oturuldu. Türk ordusu da bu sırada ikinci harekât için hazırlıklarını yaptı… O günlerin Dışişleri Bakanı Turan Güneş, yoğun diplomasi trafiği içindeydi. Birinci görüşmelerden sonuç alınamadı. Batı yine her zamanki gibi işi yokuşa sürüyordu. Artık ikinci harekâta başlamaktan başka çare yoktu. O da Cenevre’de görüşmelerin çıkmaza girdiği dönemde oldu. 14 Ağustos 1974 günü verilen emirle, Türk ordusu üç gün içinde ‘Attila Hattı’ olarak isimlendirilen hedefe ulaştı ve Magosa-Lefke sınırı çizilmiş oldu. O günlerde Cenevre’de bulunan Dışişleri Bakanı Güneş’in “Ayşe tatile çıksın” parolası tarihi harekâtı başlattı.
Türk ordusu Ada’nın yüzde 35’ini aldı. Operasyon gecesi sabaha kadar uyuyamayan Başbakanı Bülent Ecevit, Türk uçakları Kıbrıs semalarındayken şu tarihi konuşmayı yapmıştı: “İnsanlığa ve barışa hizmette bulunacağız. Umarım kuvvetlerimize ateş açılmaz. Biz aslında savaş için değil barış için; Rumlara da barış getirmek için Ada’ya gidiyoruz.”
ZAFER TEPE’YE ADINI VERDİ

12 Haziran 2007 günü Ümraniye’de ‘el bombaları bulundu’ yalanıyla başlayan Ergenekon tertibi çerçevesinde 15 Haziran 2007 günü tutuklanan E. Yüzb. Muzaffer Tekin, bir Kıbrıs kahramanıydı. Barış Harekatı’na teğmen olarak katılan Tekin, burada gösterdiği kahramanlık nedeniyle Üstün Cesaret Madalyası aldı. Kıbrıs’ta aldığı tepeye ‘Zafer Tepe’ ismi verildi. Ergenekon tertibi çerçevesinde 5 Ağustos 2013 günü açıklanan kararda ‘İki kez ağırlaştırılmış müebbet’ ve 117 yıl hapis cezası alan Tekin, 10 Mart 2014 günü tahliye olmuş ve kanser tedavisi gördüğü hastanede 1 Nisan 2015 günü hayatını kaybetmişti.
3 Eylül 1974 tarihli Milliyet’teki köşe yazısında Hasan Pulur, Muzaffer Tekin’i onun gönderdiği mektuptan bir yabancı gazeteciye şöyle anlatır:
“Burun buruna olduğumuz düşman bizlerin ağırlığını kaldıracak güçte değil. Üzerine gitmede tereddüt etmediğimiz bu yaratıklar, Türk askerinin gücünü bir kere daha anladılar.”
“Ölümü hiç düşünmedim. Şayet ölümü düşünseydim o beni çoktan bulmuştu bile”
“Bu an çok mutluyum. Allah’ım bana bu günleri gösterdiği için O’na sonsuz şükran borcum var.”

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: TEHDİTLERE BOYUN EĞMEDİK!
Harekâtın Başbakanı Bülent Ecevit,12 Ocak 2003 günü İstanbul’da yapılan bir toplantıda çıkarmanın perde arkasına ilişkin önemli açıklamalar yaptı: “Türkiye 15 Temmuz 1974’te garantör olarak askeri harekâtı başlatma kararını vermek zorunda kaldı. Çünkü o gün Yunanistan cuntası, Kırıs’ta darbe yapmıştı. Yunanistan darbesiyle Türkiye’deki haşhaş sorunu arasında bir bağlantı vardı. (…) Onun için, biz haşhaş ekimini kaldırma konusunda kararlıydık; ama ABD de yasağın devam ettirilmesinde kararlıydı.

Şimdi inanılmaz gibi görünüyor ama, o aylarda Amerikan yönetiminin üst düzeyinde yer alan uzmanlar, yöneticiler akıl almaz şeyler söylüyorlardı. Örneğin “NATO’dan çıkaralım”, “6’ncı Filo İstanbul’u topa tutsun”, “Sultan Ahmet Camii’ni topa tutalım”, “Haşhaş ekimi yapılan köyleri havadan bombalayalım” diyorlardı. Fakat, biz bu tehditlere boyun eğmedik ve aldırış etmedik; çünkü haklı olduğumuza inanıyorduk.
Haşhas yasağı ve darbe
Amerikan baskısına karşın kaldırma kararını aldık. 1 Temmuz 1974 günü Bakanlar Kurulu, hükümetimizin bu kararını, yani haşhaş yasağını kaldırma yasasını yayınladı. Aynı gün, Yunan Dışişleri’nin önde gelen üç büyükelçisi görevlerinden istifa ettiler. Çünkü belli ki, cunta rejiminin çok haksız ve sakıncalı bir karar alacağını görmüşlerdi. Yani, o gün darbe kararı verilmişti. 15 Temmuz günü de Türkiye’ye karşı Yunanistan’ın cunta rejiminin darbesi yer aldı. Belli ki, haşhaş konusundaki Amerikan tepkisinden yararlanarak, Yunanistan, Türkiye’ye ağır bir darbe kararını vermişti.
Haşhaş yasağına karşı aldığımız tedbirleri Türkiye’de hiç kimse içine sindiremedi. Milliyetçi geçinen bazı kimseler bile, “Amerika’yı nasıl karşımıza alabiliriz? Bu büyük bir risktir” diyorlardı. Çünkü Türkiye’nin gücünü bilmiyorlardı.
KIBRIS DAVASININ BÜYÜK KAHRAMANI RAUF DENKTAŞ: ÖLSEK DE GAM YEMEYİZ ARTIK

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, hayatını Kıbrıs davasına adadı. 1963 yılında başlayan Türklere yönelik terör saldırılarına karşı da Dr. Fazıl Küçük önderliğinde Ada’da halkla birlikte mücadele etti ve Türk halkının haklarını uluslararası zeminde savundu. 1974 müdahalesiyle 11 yıldır çekilen çileler son buldu. Bağımsız KKTC’nin yolu açıldı. Ada’ya da gerçek manada barış geldi. 2012 yılında kaybettiğimiz Denktaş, anılarında o günlerin heyecanını şöyle kaleme alır:
‘GELMİŞLERDİ İŞTE’
20 Temmuz: Sabah beş. Bayrak radyosu beyanatımı vermeye başladı. ‘Bugün, bu anda kahraman Türk silahlı kuvvetleri Kıbrıs’ın her yanında havadan ve denizden çıkarma yapmaktadır. Gazanız mutlu olsun. (…) Sabırlı olunuz, harekâtın zaferle bitmesini bekleyiniz.’ Ve birden bire derinden top sesleri… Hemen arkasından Gönyeli ovalarına yağan paraşütler. Etrafa baktım. Ağlayanlar çoktu. Yere kapanmış toprağı öpenler vardı. Ben de ağlamaktaydım. Her yerde, herkesin yürüyüşü bile değişmişti. Başlar dik. Gözlerde sevinç ve gurur vardı. Ölsek de gam yemeyiz artık diyordu herkes. Geldiler ya… Her Türk’ün içinde Rum’un yıllarca, sınırlardan çalıp dinlettiği ve bizimle alay ettiği ‘Bekledim de gelmedin’ şarkısının uyandırdığı öfke ve acı vardı: Gelmişlerdi işte!  Savaş filmlerindeki manzara! Helikopterler inip kalkıyor. Her tarafta koşuşan askerler. Mehmetçik Kıbrıs’ta rüyada gibiyiz. (…) Meğer Yunan Alayı ile Türk Alayının ölüm kalım savaşı verdikleri bir esnada aralarında bayrak sallayarak geçmişiz. Allah’ın öldürmediğini kul öldürmüyor.
Oğlum Raif yeşilhat üzerinde çarpışmakta. Arkadaşları Rum radyosunu dinlemekte. ‘Türk askeri adaya çıkmadı’ teranesinden etkileniyorlar. Hastane koridorları şehitlerle dolmaya başlamış, gömemiyorlar.” (Rauf R. Denktaş, Kıbrıs Elli Yılın Hikâyesi, Akdeniz Haber Ajansı Yayınları, İstanbul, 2008, 447-464)
Kaynak: Aydınlık Gazetesi / Ercan Dolapçı
Top