30 Ağustos ve Başkomutanlık

Hayatımız moda ile yönlendiriliyor.  Sadece giydiğimiz, gezdiğimiz, yediğimiz içtiğimiz değil, ulusal bayramlarımız bile modaya göre kutlanıyor.

Tarihimizin en büyük bayramlarından bir de şüphesiz 30 Ağustos Zafer Bayramıdır. Bir yandan siyasi iktidar 30 Ağustos zafer Bayramını kutlamamak için her türlü gerekçeyi yaratırken, bizler de özellikle Afyon’daki törenleri sadece Kocatepe’deki Büyük Taarruz kutlamaları ile sınırlıyoruz.

Oysa Atatürk’ün sağlığında ve yakın zamanlara kadar en büyük ve en güzel kutlamalar Büyük Zaferin kazanıldığı, Başkomutanlık Meydan Muharebesinin yapıldığı tarihi alanda gerçekleşiyordu. Afyon, Kütahya, Uşak illerinin kesişme noktasında ve yerleşim yerlerinden uzaktaki savaş alanına 30 Ağustos sabahları yüzbinlerce vatandaş kendiliğinden toplanıp törenleri izler, savaşı ve koşullarını bir kez daha yaşardı.

İşte o müthiş sahnede askerlikten hiç anlamayanlar bile bir başkomutanın dehasını görürdü. Şimdilerde ortalık çakma başkomutandan geçilmediği için bu dehayı kavramanın önemi daha da artmıştır.

Elbette Büyük Zaferi büyük yapan, Büyük Taarruzdaki zamanlama ve kararlılıktır. Ancak 26 Ağustos sabahı başlayan Büyük Taarruzun zafere ulaşmasının başlangıcı Sakarya Zaferinden sonra geri çekilen işgalcileri kovalayan Türk birliklerinin ne pahasına olursa olsun Afyon’un Güneyindeki Kocatepe’yi mutlak surette ele geçirme ve elde tutma başarısında yatmaktadır. Daha önce bölgede hiç bulunmamış olan Mustafa Kemal Paşa, harita okuma bilgisi ile Kocatepe’nin stratejik önemini kavramıştır. Kocatepe’yi görenler bu dehayı daha iyi kavrar.

Aynı harita okuma bilgisini Mustafa Kemal Paşa bozulan işgal kuvvetlerini 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesine girmeye zorladığı savaş alanını seçerken de göstermiş ve zaferi baştan hazırlamıştır. 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruzdaki yıldırım harekatında özellikle Fahrettin Altay komutasındaki Süvari Kolordusu işgal kuvvetlerini adeta bir torbaya sokarak meydan savaşına zorlamıştır.

Savaş alanını gezenler kolayca görebilirler. Savaş alanı etrafındaki alçak tepelerle adeta büyük bir stadyumu andırmaktadır. Savaş alanının etrafının kuşatan tepelerde bugün de taşlarla yazılmış sayılar, savaşa katılan birliklerin numaralarını temsil etmektedir. Türk birlikleri Altıntaş-Çalköy tarafını tutmuş, işgalcilere bir tek Aslıhanlar-Dumlupınar yönü kalmıştır. Torbanın ağzı Dumlupınar yönündedir ve torbanın ağzı büzüldüğü anda düşman ya savaş alanında boğulacak, ya da savaş alanını hızla terk ederek Dumlupınar üzerinden kaçacaktır. Mustafa Kemal Paşa torbanın ağzını öyle bir anda büzecektir ki işgalcilerin bir kısmı savaş alanında boğulurken diğer kısmı bozulacak ve yeni mevzilere yerleşme fırsatı bulamadan İzmir yönünde Türk süvarilerinin ayakları altında ezilecektir. Öyle de olur…

Mustafa Kemal Paşa zaferden öylesine emindir ki savaş karargahını savaş alanının hemen kenarında, şimdi Zafer Abidesinin bulunduğu tepecik üzerinde kurmuştur. Düşmandan bir tüfek kurşunu mesafesinden savaşı yönetmektedir. Oysa Kocatepe’deki karargah çok daha güvenlidir.

Sakarya Zaferine adını veren Sakarya nehrinin ana kolu Porsuk çayının doğduğu noktadan büyük bir zafer ve yepyeni bir ülke doğmuştur.

30 Ağustos akşamı her şey önceden planlanan hedefe ulaşmış ve Mustafa Kemal Paşa 1 Eylül günü Dumlupınar’da karargahını kurduğu mütevazı köy evinden “Ordular… İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri…” emrini vermiştir. Nitekim hemen ertesi günü Yunan Başkomutanı Trikopis Uşak yakınlarında esir edilmiştir.

Bazı gafiller, Atatürk’ün Büyük Zaferini küçümsemek için  “Mustafa Kemal, ilk hedef olarak Akdeniz’i gösterdi. Oysa Yunanlılar İzmir’de denize döküldü” diyebilmektedir. O yıllarda geçerli haritalara baksalar Ege denizi yerine Akdeniz yazısını kolayca görürler. Üstelik doğal kaçış yolları İzmir olduğu gibi, Mustafa Kemal Paşa onları geldikleri yerden, İzmir’den denize dökmeyi hedeflemektedir.

Anayasa hükümlerine bakarak, ya da köşe yazarlarına ısmarlama yazılar yazdırılarak başkomutan olunmuyor. Büyük Nutuk ve meclis zabıtları Atatürk’ün nasıl güçlüklerle ve söke söke Başkomutan unvanını aldığını anlatıyor. Ancak neden ve nasıl Başkomutan olduğu savaş alanından anlaşılabiliyor.

Mustafa Kemal Atatürk bu nedenle Ebedi Başkomutanımızdır…

 

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ

GENEL MERKEZİ

 

Top