25 KASIM “KADINA YÖNELİK ŞİDDETE KARŞI ULUSLARARASI MÜCADELE GÜNÜ”

“Çocuklarımızın, bu yoz ve zalim sistemde yetişmesine izin vermeyeceğiz. Bu sisteme karşı savaşmak
zorundayız. Ben kendi adıma her şeyimi vermeye hazırım gerekirse hayatımı da” (Patria Mercedes
Mirabel 1924)
Dominik’te faşist diktatöre karşı mücadele eden Mirabel kardeşlerin 25 Kasım 1960 da tecavüz edilerek
öldürülmeleri nedeniyle dünya tarihinde yerini alan bu gün; kadına yönelik her türlü şiddetin gözler önüne
serildiği, tartışıldığı, önlenmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması, mevcut mekanizmaların çalıştırılması
için kamuoyunun dikkatinin çekildiği bir gün .
Dünyanın hemen her yerinde kadınlar, şekli ve dozu farklı olsa da hayatlarının bir döneminde veya
tamamında şiddetle karşılaşıyorlar. Dünya sağlık örgütü tarafından “kadının bedensel bütünlüğüne sırf kadın
olduğu için yapılan her türlü fiziksel, cinsel veya psikolojik müdahaleler sonucunda kadının zarar görmesi
ve toplum içinde ya da özel hayatında kadına baskı uygulanılarak özgürlüklerinin keyfi olarak kısıtlanması”
şeklinde tanımlanan Kadına yönelik şiddet kavramı, tüm dünya ülkelerinde gelişmişlik düzeyi ne olursa
olsun önemli bir problem.
Ülkemizde de Kadir Has üniversitesinin yaptığı “Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı” araştırmasına
göre kadınların hayatlarında en büyük sorun, Şiddet! Hem de diğer tüm sorunlara büyük fark atarak birinci
sırada…
Kadının bedenine yönelik, gözle görülür ve daha kalıcı izler bırakması nedeniyle fiziksel şiddet daha
fazla gündeme getirilse de istatistikler ekonomik ve psikolojik şiddet oranın en az fiziksel şiddet kadar
olduğunu ortaya koyuyor. Fiziksel şiddet beraberinde psikolojik şiddeti de getirirken ekonomik şiddet
diğerlerinin uygulanabilmesine zemin hazırlıyor… Kadın, fiziksel şiddet ile mücadelede yakınlarıyla,
toplumla, devletle iş birliği yapabiliyorken, ekonomik ve psikolojik şiddetle genelde tek başına başa çıkmak
zorunda kalıyor…
Ailesinde, iş hayatında, evliliğinde karşılaştığı, yaşamak zorunda bırakıldığı olumsuzluklar, çocuk
yaşta evlendirilmesi, erken anne olmaya zorlanması, eğitimden yoksun bırakılması, bir erkeğe bağımlı
yaşamak zorunda kalması, kötü koşullarda düşük ücretle hatta kayıt dışı çalıştırılması, sosyal güvenceden
mahrum kalması ve en temel hak olan sağlık hizmeti için bile babası ya da kocasının onayına muhtaç olması
başlı başına şiddet…
Şiddetle karşılaşan kadınlarla yapılan araştırma çalışmaları, kadınların her eğitim kademesinde
şiddete maruz kalsalar da eğitim seviyesi yükseldikçe ve ekonomik güç arttıkça şiddete uğrama oranın
düştüğünü gösteriyor. Bu da, kadınlar için eğitimin ve ekonomik özgürlüğün önemini ortaya koyuyor.
2014 yılında Aile ve sosyal Çalışmalar Bakanlığı’nın Hacettepe üniversitesi ile birlikte yürüttüğü
“Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması”, Adalet Bakanlığı’nın resmi rakamları, Umut
Vakfı’nın “2018 yılı Kadın Cinayetleri Haritası” (Basına yansıyanlara göre (!) son dört yılda 1760, son bir
yılda 477 kadın cinayeti yaşandı) ülkemizde kadınların uğradığı fiziksel şiddetin boyutlarını gözler önüne
seriyor…
Kadınlar; yaşadıkları taciz, tecavüz ve şiddeti, toplumda kabul görmüş, kök salmış olan; “yaşadığı olayı bir
şekilde ‘hak’ etmiş olduğu” yargısı yüzünden sineye çekmek zorunda kalıyorlar. İşin en kötü tarafı da bu
yargıyı erkekler kadar kadınların da benimsemiş olması. Pek çok kadın, genç kız, bu yargı nedeniyle başına
gelenleri kimseyle paylaşamıyor, yaşadığı her türlü vahşeti kendi içine gömüyor.
Devletin suçluyu mahkum etmesi gerekirken, Taciz, şiddet, tecavüz, hatta kadın cinayetleri davalarında
ceza indirimleri uygulanıyor olması, çoğu zaman suçlunun ceza bile almamasının yanı sıra, toplumun çarpık
bir ahlak anlayışı ile mağduru mahkum etmesi kadınları sessizliğe iten en büyük etken…
Dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de uluslararası anlaşmalar gereği çıkarılan yasalar var elbette
ancak görülüyor ki, yasa yapmak tek başına çözüm değil, toplumun tepeden tırnağa insan yaşamına saygılı
olmayı öğrenmesi gerekiyor. Aksi durumda şiddete maruz kalan, tacize, tecavüze uğrayan, cinayete kurban
giden kadınlar, istatistiklerde bir rakam olarak kâğıt üstünde kalıyorlar.
Yapılması gereken toplumsal anlayışın kadına yönelik tüm olumsuzlukların ortadan kaldırılması
doğrultusunda şekillendirilmesidir ki, mevcut iktidarın bu anlamda samimi hiçbir çabasının olmadığı,
yaşananlarla açıkça ortadadır, çünkü uygulamalarda, iktidarın dünya görüşünün kadına bakış açısı
egemendir ve bu görüşün temel noktası, kadının ikinci sınıf olmasıdır.
Tarikat ve Cemaatleri iş birliği protokolleri ile eğitim sisteminin içine alan iktidar, laik eğitimden
vazgeçtiğini açıkça ortaya koymuştur. Kadını “hizmetçi” ye indirgeyen, toplumsal eşitliği ortadan kaldıran
ifadelere yer veren ders kitaplarıyla, (2011 yılında imzaladıkları İstanbul Sözleşmesi 1. Bölüm Md. 1- b
“Kadına karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınları güçlendirmek
de dahil olmak üzere, kadınlarla erkekler arasında önemli ölçüde eşitliği yaygınlaştırmak;” demesine
rağmen!1
) referansı din olan, kadına şiddeti “hak” gösteren bir anlayışı çocuklara aşılamakta, Diyanet
fetvaları ile kadına yönelik her türlü baskı ve şiddete zemin hazırlamaktadır.
Kadına yönelik her türlü ayrımcılığın, baskının, şiddetin önüne geçilmesi; toplumsal barış, çağdaş bir toplum
için en temel şarttır. Bu nedenle Laik Cumhuriyet’ten, çağdaş bir toplumdan, aydınlık bir gelecekten yana
olan toplumun tüm kesimlerinin, herkesin birlikte mücadele etmesi gerekir. Kadına şiddetle mücadele, planlı
ve sürekli olmak zorundadır. Yılda bir gün farkındalık eylemleri gerekli olsa da yeterli değildir. Özellikle
yerel yönetimlerce çaresizliğin ezberletildiği kadınlarımıza ulaşılmalı, çaresizliklerini ortadan kaldıracak
çözümler üretilmeli, kendi hayatlarına sahip çıkabilmeleri için başta ekonomik özgürlüklerini kazanmalarına
olanak sağlanmalıdır. İktidarın, ülkemizle, Laik Cumhuriyetimizle ilgili planları da ancak böyle bozulabilir.
Unutmayalım ki bir kadın değişirse bir toplum değişir…
Sevil Nazan Keskin
ADD Genel Sekreter Yrd.
Kaynakça:
1-İstanbul Sözleşmesi https://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem24/yil01/ss81.pdf

Top