23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMIBağımsız Olmayan Bir Ulus Kendi Ülkesinde Egemen Olamaz!

 

Türk Milli Mücadelesi  “milli egemenlik” ve “tam bağımsızlık” ilkeleri üzerinde gerçekleşmiştir; Onun içindir ki bu Mücadelenin ürünü Türkiye Cumhuriyeti’nin temel aldığı  Atatürk ilkelerin öncül ilkeleri olarak milli egemenlik ve tam bağımsızlık kavramları çok önemlidir.

Türk Bağımsızlık Savaşı’nın her aşamasında milli egemenlik, mücadelenin lideri tarafından adım adım geliştirilerek nihayet cumhuriyet ile taçlandırılmıştır. Lider, Samsun’a çıktığında ülkenin içerisinde bulunduğu olumsuz durumu Nutuk’ta sıraladıktan sonra kendi kararanı açıklar: ”… o halde milli hâkimiyete dayanan, kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak! Samsun’dan İstanbul’a gönderdiği ilk resmi rapor, 22 Mayıs 1919 tarihlidir ve bu raporda da millet egemenliği vurgusu dikkat çeker: Millet yekvücut olup hâkimiyet (egemenlik) esasını, Türklük duygusunu hedef ittihaz etmiştir (kabul etmiştir).”

Millet egemenliği kavramı, Anadolu’da Atatürk’e eşlik eder ve her durakta sesini yükselterek kararlarda kendisine yer bulur. İlk durak Amasya’dır ve Türk Milli Mücadelesi’nin ihtilal beyannamesi olarak da kabul edilen 22 Haziran 1919 tarihli Amasya Tamimi’nde: Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” ibaresiyle milli egemenlik haykırışı vardır. Daha sonra Erzurum ve Sivas Kongre kararlarında : Kuvayı Milliyeyi âmil  ve iradeyi milliyeyi hâkim kılmak esastırilkesi, kararların uygulama gücünü gösterir. Unutmadan yazmalıyım: Sivas’ta çıkarılan gazete; “İradeyi Milliye”, Ankara’da çıkarılan ise “Hâkimiyeti Milliye”dir.

Atatürk Ankara’ya gelmesinden bir gün sonra 28 Aralık 1919’da yaptığı açıklamada: “Teşkilatımızda Kuvayı Milliye’nin amil ve iradei milliyenin hakim olması esası kabul edilmiştir. Bugün bütün cihanın milletleri yalnız bir hakmiyet tanırlar: Millet Hakimiyeti…” diyerek Ankara’da daha Büyük Millet Meclisi (BMM) açılmadan millet hakimiyetini müjdeler. BMM açıldığında “hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” ibaresi yer alır ve bu ibare 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilatı Esasiye kanununda da yer alır.

Bu yazıda bağımsızlık ile millet egemenliği kavramına vurgu yapmamızdaki amaç BMM’ne giden süreci doğru algılayabilmek, egemenliğin ilk defa bir Müslüman ülkede nasıl el değiştirdiğine vurgu yapmak ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını selamlayabilmektir.

Bayramın Ulusal Egemenlik boyutu tarihten de anlaşılacağı üzere BMM’nin açılışı ile ilgilidir. O halde bu süreci kısaca bir hatırlamakta fayda vardır. Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin İstanbul’da 12 Ocak 1920’de açılması ve 28 Ocak’ta Erzurum ve Sivas Kongre kararlarında şekillenen Misak-ı Milli’yi gizli oturumda kabul etmeleri ve Ocak 1920’de başlayan Maraş direnişinin başarıya ulaşması İtilaf Devletleri’nin tepkisini çeker.

12 Şubat’ta Fransızlar Maraş’tan çekilir ve 17 Şubat’ta dünya dillerine çevrisi tamamlanan Misak-ı Milli ilan edilir. 28 Şubat’ta Londra’da toplanan Galip Devletler “artık Türkiye’ye karşı harekete geçmek gerektiği” kararını gündemlerine alırlar ve 10 Mart 1920 günü İstanbul’u işgale karar verirler. İşgalden bir gün önce 15 Mart, günü 150 Türk aydını tutuklanır. Sonra şehir işgal edilir ve tutuklamalara da devam edilir. 16 Mart  akşamı meclis sarılır, Rauf ve Kara Vasıf tutuklanır. 18 Mart’ta Mebusan Meclisi “resmi görüşmeleri” erteleme kararı alır.

16 Mart’ta Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Hey’et-i Temsiliyesi Adına Mustafa Kemal imzalı protesto metni yayınlandıktan sonra 19 Mart’ta “olağanüstü yetkilere sahip bir meclis”in Ankara’da toplanması hususundaki Heyet-i Temsiliye bildirisi valiliklere, bağımsız sancaklara ve kolordu komutanlarına gönderilir. Ankara’da meclisin açılması egemenliğin İstanbul’daki saltanat makamından alınması ve sona ermesi anlamına geldiği için İstanbul’un bu duruma tepkisi gecikmez.

Öncelikle saltanat makamının çok güvendiği Damat Ferit (5 Nisan) dördüncü defa sadrazamlığa atanır. Sadrazamlık dolaysıyla Bab-ı Âli’de yapılan törene ilk defa bir İngiliz subayı katılır. Bu katılım egemenliğin millete geçmesini İngilizlerin de istemediğinin kanıtıdır. Damat Ferit 8 Nisan günü Milli Hareketi bastırmak için; halife-padişahın manevi nüfuzundan başka silah kullanacağını, Bandırma bölgesinde Anzavur’dan başka İzmit, Bolu, Trabzon, Kayseri ve Harput taraflarına da bazı kişilerin isyan çıkramak ve Kuvayı Milliyeyi boğmak üzere gönderileceğini, bildiri ve fetvaların uçakla Anadolu’ya dağıtımı, hatta Hindistan’a ulaştırılmasını, Anadolu’ya İngilizlerin “ajan” göndermesini ve tamamıyla İngilizlere uygun bir siyaset izleyeceğini İngiliz Yüksek Komiseri’ne söyler. Atatürk de:  “Düşman süngülerine dayanan Damat Ferit Kabinesini tanımıyoruz” diyerek tepki gösterir.

İstanbul Hükümeti, egemenlik savaşına devam eder ve 11 Nisan günü milliyetçi liderleri ve Milli Mücadele’yi red ve inkâr eden fetvayı yayınlatır. Aynı gün Takvim-i Vekâyi Gazetesinde yayınlanan beyannamede  Kuvayı Milliyeciler için şu tanımlama yapılır:Bir takım fitne-fesat, hırs ve menfaat düşkünü insanlar Teşkilât-ı Milliye adı altında toplanarak… devletin başını gövdesinden ayırmaya çalıştıkları…”

11 Nisan’da padişahın buyruğuyla Meclisi Mebusan kapatılır. 18 Nisan kararnamesiyle Kuvayı İnzibatiye kurulur. Aynı gün çıkarılan ikinci bir kararnameyle K.İnzibatiye için 1.250.000 lira ödenek ayrılır. Sadrazam Damat Ferit Paşa aynı zamanda Harbiye Nazırı vekili olduğu için K. İnzibatiye’nin sevk ve idaresini elinde bulundurur.  Anlaşılacağı üzere, milli egemenliği kayıp etmek istemeyen İstanbul saltanat ve hükümeti İngilizlerle işbirliği yapmaktan çekinmemektedir. Hatta K.İnzibatiye Kocaeli-Sakarya-Bolu-Gerede istikametinden Ankara’ya doğru hareket ederek milli egemenliğin millete geçmesini yani BMM’nin açılmasını engellemek isteyecektir.

İtilaf Devletleri de BMM’nin açılmasını ve Misakı Milli’nin hayata geçirilmesini engellemek istemektedir. Galip devletler de BMM açılışı sürecinde Misak-ı Milliye karşı Sevr’i hayata geçirmenin telaşı içerisine girerler ve BMM’nin açılmasından dört  gün önce İtalya’nın San Remo şehrinde toplanarak  Sevr’de Türklere zorla kabul ettirilecek olan anlaşma tasarısının ana hatlarını belirler.

BMM’nin açılması bir yandan egemenlik kavramı üzerinden İstanbul’a ve onun çıkardığı iç isyanlara karşı mücadele edilerek diğer yandan da İtilaf Devletlerinin Misakı Milliye karşı Sevr’i hayata geçirebilmek için Yunan ve Ermenilere karşı bağımsızlık mücadelesini zorunlu kılar.

İstanbul ve İtilaf Devletlerine rağmen meclisin açılmasıyla egemenlik millete geçmiş ve bağımsızlık mücadelesinin zaferle sonuçlanmasından sonra da ulusal egemenlik Cumhuriyet ile taçlandırılmıştır. Bağımsız olmadan egemenliğin kullanılamayacağı bilinci oluşabilsin ve Türk Milleti bir daha bağımsızlığını ve egemenliğini kaybetmesin diye de ulusal egemenlik çocuklara bayram olarak hediye edilmiştir. Çünkü bireyler de devletler gibi bağımsız (özgür) olmadan egemenliklerini (iradelerini) kullanamazlar. Bu bilinçle; Anadolu’da gerçekleşmiş bu müstesna tarihi olayın simgesi 23 Nisan günü, nesillerden nesillere aktarılmak üzere, çocuklara (tüm Dünya çocuklarına) Atatürk’ün bayram armağanıdır. Kutlu olsun!

 

Halil Özcan

 

Top