CUMHURİYETİ MÜCADELE YAŞATIR – Genel Başkanımız Mustafa Hüsnü Bozkurt’un Konuşma Metni

CUMHURİYETİ MÜCADELE YAŞATIR

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Dr. Mustafa Hüsnü Bozkurt’un 36. Demokrasi ve Adalet Haftası Kapsamında düzenlenen “Cumhuriyeti Mücadele Yaşatır” paneli konuşması.

Değerli konuklar, sevgili dinleyenler,

Bu hafta Uğur Mumcu’yu andık. Şimdi Prof. Dr. Muammer Aksoy’u anıyoruz. Söylenecek çok şey var. Hayat tercihlerden ibarettir. Az önce Ankara Barosu Başkanı sevgili Mustafa Köroğlu suskunluğun sonuçlarını, umudun ne olduğunu ve hepimizden, yaşanmış bir hayattan geri nelerin kalacağının hesabını yapmamız gerektiğini anımsattı. Sevgili Zehra Hocam konuşmasını Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle bitirdi. Teşekkür ediyorum. Hayat tercihlerden ibarettir arkadaşlar. Muammer Aksoy’un hayatına bakıyoruz. 1917 yılında Antalya’nın Akseki İlçesi, İbradi köyünde doğmuş. Bugün O’nun adını taşıya bir şubemiz var orada. Şubemizin adı Atatürkçü Düşünce Derneği İbradı Muammer Aksoy Şubesi. Doğduğu yıl olan 1917 yılını anımsayalım. I. Dünya Savaşı’nın sonlarına yaklaşılmış… Öncesinde 1915 Çanakkale’de perişan ettiğimiz emperyalistlere karşı Kanal Harekâtında ve ardından Suriye- Filistin cephelerinde başarılı olamamış Osmanlı… 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi ile de yenilgiyi kabul edip ömrünü tamamlamış. Vatanın her yerinde yokluk, açlık, yoksunluk ve emperyalist işgal var. Üniversite diye var olan Darülfünun ’un ne işe yaradığı belli değil. Pozitif bilim semtine uğramamış. Koskoca ülkedeki 23 lisede okuyan toplam kız öğrenci sayısı sadece 230, çoğu da gayrimüslim çocukları. 137 ortaokul, 4 bin 800 ilkokul var. İttihat Terakki 1908 yılında iktidara geldikten sonra, 1919 yılında ilk kez okullara Türkçe dersi konulmuş, ondan önce Türkçe dersi de yok. 

Muammer Aksoy yokluklar içinde kıvranan bir ülkenin, savaşla yanmış yıkılmış Anadolu’sunun Toroslar tepesindeki ücra bir köyünde dünyaya gelmiş. Babası Kuvayi Milliyeci. Cumhuriyetin ilk milletvekillerinden biri. Muammer Aksoy bütün derslerinden tam not alarak hukuk fakültesini bitirmiş, doktora için Zürih’e gitmiş. Dönünce akademik hayata başlamış. Ülkede Cumhuriyet kurulmuş, harf devrimi yapılmış, dil ve eğitim devrimleri yapılmış, 1933 yılında üniversite reformu yapılmış. O devrim yıllarında akademisyen olmuş bir isim Muammer Aksoy, yani bir eli yağda bir eli balda yaşaması gereken bir adam! Ama tercih. 1957 yılında Demokrat Parti hükümetinin üniversite kanununda yaptığı değişikliklerin, üniversite özerkliğini ortadan kaldırdığını bir bildiri kamuoyuna duyurarak üniversiteden istifa etmiş. CHP’ye üye olup orada siyaset yapmaya başlamış. 1960 ihtilalinden sonra kurulan Kurucu Meclis’te CHP temsilcisi olarak değil, Antalya il temsilcisi olarak görev almış ve 1961 Anayasası’nı hazırlayan komisyonun sözcülüğünü üstlenmiş, yani ülkenin en değerli Anayasa hukukçularından biri Muammer Aksoy. Sonra 1971 faşist askeri cuntası tarafından cezaevine konulmuş. Ancak cezaevinde duvarları inletiyorlar, “Muammer Aksoy’u bu parmaklıkların arkasına sığdıramazsınız”. Dünyanın her yerinden bilim insanları onun tutuklanmasını protesto ediyor. Daha sonra davada aklanıyor, tekrar üniversiteye dönüyor. 1977 seçimlerinde CHP’den milletvekili oluyor. Mecliste Anayasa Komisyonu’nda çalışmalar yapıyor, Avrupa Konseyi temsilcisi oluyor. 12 Eylül 1980 sonrasında yine üniversiteye dönüyor. 1989’da Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) %30 oy alarak Türkiye’nin birinci partisi oluyor. Ben o zaman Konya’dayım. Askeriyeden yeni ayrılmış, SHP’de siyaset yapmaya başlamışım. Konya’da bile 17 ilçenin 11’ini kazanmışız. Cumhuriyet tarihinde ilk defa Konya’da SHP %26 oy oranına ulaşmış. Parti 67 ilin 41’ini kazanmış. “Aman suyu bulandırmayın, ses çıkarmayın, 2 yıl sonra seçim var, SHP iktidara geliyor” söylemleri sarmış ortalığı. Muammer Aksoy tehlikeyi görüyor ve duyarlı arkadaşlarını topluyor. Ülkenin kötüye gittiği yönündeki düşüncelerini onlarla paylaşıyor. “Mustafa Kemal’in fani vücudunun yok oluşundan yararlanan iç ve dış güçler Cumhuriyeti kemiriyorlar, çocuklarımızın geleceğini, laik eğitimi yok etmeye çalışıyorlar. Eğer laiklik olmazsa demokrasi olmaz, Türkiye olmaz, Cumhuriyet olmaz,” diyor. 49 Cumhuriyet aydınıyla 19 Mayıs 1989’da yani Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkıp Millî Mücadeleyi başlattığı tarihin 70. yılında Atatürkçü Düşünce Derneği’ni kuruyor. Bugün de kısmet oldu ben O’nun emaneti bu derneğin genel başkanı olarak buradayım. Her sabah odama girerken “Hüsnü kendine dikkat et, Muammer Aksoy’un koltuğunda oturuyorsun” diyorum, inanın.

Mustafa Kemal, hepiniz bilirsiniz Sabiha Sultan’ın onunla evlenme arzusunu. Ama tercihler! Mondros Mütarekesini tanımıyor, “İngilizler İskenderun’a asker çıkarırsa silahla mukabele ederim” diyor. Sultan fermanına karşım “Silahlarımı teslim etmeye karakterim müsait değildir, yapamam” diyor. Söz geçirilemeyince Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı lağvedilip birliksiz bırakılıyor. Bunun üzerine Cemal Paşa’ya sattığı iki beylik atının parası ile 13 Kasım 1918’de İstanbul’a dönüyor. Haydarpaşa’dan karşıya geçerken, 3 yıl önce Çanakkale’de yendiği emperyalist güçlerin Boğaz’a demirlemiş “Yenilmez Armada” adıyla anılan 61 parça zırhlısı arasından geçerken yaveri; “Ne olacak Paşam?” dediğinde Mustafa Kemal’in yanıtın bilirsiniz “Geldikleri gibi giderler!”

Şimdi, arkadaşlar, dedik ya, insan hayatının seyrini belirleyen tercihleridir. Muammer Aksoy bir akademisyen, saygın bir aydın, dünyaca tanınmış bir bilim insanı, gelmiş 72 yaşına. 72 yaş arkadaşlar. Hani diyor ya Nazım “…Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığından, yaşamak yani ağır bastığından…” Onun 72 yaşında diktiği zeytin fidanı bakın bugün büyüdü, ulu bir ağaç oldu. Kızılay Gökdelen ’deki 16 metrekarelik bir odada kurulan Atatürkçü Düşünce Derneği, bugün 357 şubesi, 48 temsilciliği 86.500’ü aktif 250 bine yakın üyesi ile dev bir ordu oldu.

Mustafa Kemal Sabiha Sultan ile evlenerek saraya damat olup Dolmabahçe Sarayı’nda el bebek, gül bebek yaşamak yerine Bandırma Vapuru ile Samsun’a çıkıp Millî Mücadeleyi başlatmayı tercih ediyor. Boynunda idam fermanıyla, delik potiniyle, belindeki yıpranmış palaskaya ilave delik açtırarak ve Erzurum Kongresi’ne ordudan henüz ayrıldığı için sivil kıyafeti olmadığından Vali’den emanet alınan redingot ve Mazhar Müfit Bey’in uydurduğu pantolon, gömlekle katılıyor. Mücadelesine anacığının iki çeyiz bileziği ile başlıyor, Sivas’ta Mazhar Müfit Bey kürk paltosunu satıyor, Ankara’da Müftü Börekçizade Mehmet Rıfat Efendi’nin (Cumhuriyetin ilk diyanet işleri başkanı) eşiyle biriktirdikleri kefen parası 1.200 lirayı getirir… Vatanı böyle kurtarırlar.

Onların, vatanı işgalden, milleti esaretten kurtarmak için kan revan içinde düşmanla boğuştukları Sakarya Meydan Muharebesi’nin en şiddetli günlerinde, 1 Eylül 1921’de 61 yaşındaki Vahdettin Efendi sarayda nişanlısından ayırdığı 19 yaşındaki Saray bahçıvanının kızı Nimet Nevzat Hanımla düğün kuruyordu. Mustafa Kemal Sabiha Sultan ile evlenmiş olsaydı onun yanında boynunda sırmalarla oturuyor olacaktı. O, Sakarya’da iki kaburgası kırık mücadele etmeyi tercih ediyordu. İşte Muammer Aksoy’un, Mustafa Kemal’in tercihleri arkadaşlar…

Bugün 31 Ocak 2026, herkes tercihleri doğrultusunda bir yerlerde arkadaşlar. Benim tercihim burada olmak, Devrim Şehidimiz Muammer Aksoy’u anmak. Benim tercihim, “Ben Atatürkçüyüm… Ben, cumhuriyetçiyim… Ben lâikim… Ben antiemperyalistim… Ben tam bağımsız Türkiye’den yanayım… Ben insan hakları savunucuyum… Ben, terörün karşısındayım… Ben, yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım. Dün sabaha değin, araştırarak yazdığım hiçbir konuyu yalanlayamadınız. Öyleyse vurun, parçalayın, her parçamdan benim gibiler beni aşacaklar doğacaktır.” diyen Kalpaksız Kuvvacımız Uğur Mumcu’yu yad etmek bugünün doğru tercihidir.

“Laiklik düşmanlığı sadece gericilik değildir, sadece dinici gericilerin işi değildir, onların yanında ikinci sorumluluk siyaset adamlarınındır. Onun da arkasında emperyalist güçler vardır…” diyen Muammer Aksoy’u anmaktır. Ya da başka işlerin peşinde koşabilirsiniz, o da sizin tercihinizdir ve tarih kaydeder.

Herkes tercihleriyle yaşar arkadaşlar. Onun için hayat tercihlerle şekillenir. Bir şeyi unutmayın, bu Cumhuriyet bugün varsa, hepimiz şu salonda özgürce oturuyorsak, Zehra adlı bir hanımefendi profesör unvanı alabilmişse, şu salonun yarısı kadınlardan oluşuyorsa, bir hukuk mektebinde okuyup avukat olmuş genç kardeşim Ankara Barosu Başkanlığı yapıyorsa, Atila Kezek diye bir arkadaşımız Koramiral iken, Deniz Kuvvetleri Komutanı olma yolunda önü açıkken hukuksuzluğa isyan edip üniformasını bırakıp sivil hayata geçebiliyorsa, bunların hepsi birer tercihtir arkadaşlar. Tercihler, tercihler, tercihler… Ya o tercihlerle varız ya da o tercihlerle tarihin çöplüğünde yok olup gideriz. Dönün bakın bakalım, 1919 Mayıs’ının 180 kadar Osmanlı Paşasından bugün kaçını hatırlıyoruz. Hatırladığımız isimler Çanakkale ve Millî Mücadele kahramanları.  Mustafa Kemal Paşa, Ali Fuat Paşa, Kazım Karabekir Paşa, Refet Paşa, Fevzi Paşa, Çanakkale’de Cemal Paşa, belki bir de Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa… Başka? Saysak 10-15 ancak çıkar arkadaşlar.

Tercihler…

İşte 1971’de “bu darbeye karşı çıkıyorum, bu darbe hukuksuzdur” diyen bir Muammer Aksoy var. Başka 12 Eylül 1980 darbesine kafa tutan bir Muammer Aksoy var. Milli petrol davası için geceler boyu mücadele eden bir Muammer Aksoy var. Uğur Mumcu var, Bahriye Üçok var, Ahmet Taner Kışlalı var, Necip Hablemitoğlu var, Gaffar Okkan var, Turan Dursun var…

Şunu söylemek istiyorum arkadaşlar, hiç umutsuz değilim, çünkü bütün umudum millettedir, gençliktedir. Ben bu milletin bu siyaset kurumuna rağmen mutlaka bu karanlıktan kurtulacağına inanıyorum. Çünkü bu aziz millet bundan 106 yıl önce tepesine İngiliz uçakları ile mektuplar attıran Halife Padişah Vahdettin’in değil 38 yaşındaki Mustafa Kemal Paşa’nın arkasından yürümeyi bildiyse, işte o Mustafa Kemal’i yine bulacaktır ve mutlaka Onunla yürüyecektir. Buna inanıyorum ama bu yürüyüş gecikiyor, niye gecikiyor? Çünkü, üniter ulus devletin, Laik Cumhuriyetin değerini idrakten yoksun durumdayız maalesef. Arkadaşlar dünyanın bütün ulus devletleri halkının bütünlüğünü, dil birliğini, bir arada yaşama arzusunu, geleceğe dair tasavvurlarını temsil eden siyasal ve hukuki organizasyonlardır.

Devlet nedir? Bir toprak parçasında (ülke, vatan, yurt) yaşayan, o toprağın bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş insan topluluğunun (millet) oluşturduğu tüzel kişiliktir. Yani, devletin bir toprağı (ülkesi) olacak, o toprakta yaşayan insanları (milleti) olacak, o topraklarda dalgalanan, bütünlüğünü ve bağımsızlığını simgeleyen bayrağı olacak, o toprakta (ülkede) para basma yetkisi, yani ekonomik egemenliği olacak, bir de sınırlarını koruyabilecek, güvenliğini sağlayabilecek gücü olacak ki ona da ordu diyoruz. Devlet böyle oluşur. Şimdi bu devletin ülkesini ve milletini bölmeyi hedeflemiş, bunu da açık açık söyleyen; “Türklerin ve Kürtlerin kurucu unsur olduğu yeni bir devlet kurulmalıdır, bölgesel demokratik özerklik olmazsa olmazımızdır (Türklerde federasyon diye bir korku var, onun için federasyon demiyorum, demokratik özerklik diyorum)”, Dil Birliği olmaz anadilde eğitim (şimdilik 2 giderek 22), 1921 Anayasası esas alınmalı, Lozan değil Sevr olmalı diyen; “Kürt halkı Şeyh Said, Seyit Rıza ne yaptıysa onu yapacak” diye kürsülerde bağıran, “bizim topraklarımızdan ürettiğiniz elektriği bize parayla satıyorsunuz” diye Meclis kürsüsünde konuşan hadsizlere tahammül etmek bir yana, oturup pazarlık etmek de bir tercihtir arkadaşlar. Tescilli vatan haini bir terörist başına “Kurucu önder” demek de bir tercihtir, demokrasi ve laik hukuk devleti mücadelesine ömrünü adayan, milli petrol davasını ülke gündemine sokan, Atatürk Cumhuriyetini yaşatmak uğruna şehit düşen Muammer Aksoy’u anmak da bir tercihtir.

“Türkiye laiktir laik kalacak” demekle Türkiye laik kalmaz. Laiklik de tıpkı insan hayatı gibi onu koruduğunuz, hastalandığında tedavi ettiğiniz, zayıflatılmasına engel olduğunuz zaman yaşar, bırakırsanız ölür. Türkiye Cumhuriyeti’nden Atatürk’ü ve Laikliği çıkardığınız zaman elinize kalacak olan Afganistan’dır. Bir de “Taliban ile ters yanımız yok” diyenler var. İşte o ters yanımız yok denilen Afganistan’da kız çocuklarının okula gitmesi yasaklandı, kadınların sesini duyurması yasak, kadınların evden dışarı çıkması yasak. Halk kastlara ayrıldı: en alttakiler, ortadakiler, daha ortadakiler, en üsttekiler. En üsttekiler için ikaz nedeni bile olmayan bir eylem, en alttakiler için idam nedeni sayıldı ve herkese birbirinin dine bağlılığını kontrol yetkisi tanındı. Yani sokakta giderken biri sizi “sen dine uygun değilsin” diyerek kafasına göre cezalandırabilecek.

Cumhuriyet kubbemizin kilit taşı Atatürk ve laikliktir. Bunları çekerseniz kubbe çöker, herkes altında kalır. Atatürk ile onun devrimleriyle, onun kurduğu üniter, ulus devlet ile, antiemperyalist yapıyla, tam bağımsızlık hedefi ile, milliyetçilikle, cumhuriyetçilikle, halkçılıkla, devletçilikle, devrimcilikle ve laiklikle oynamayın, oynatmayın kardeşim! Yıkılacak o kubbe kalacaksınız altında. Onun için uyarma görevimizdir. Bu görevimizi yapıyoruz. Genel Başkanım Prof. Dr. Muammer Aksoy onun için kurdu bu derneği. Biz siyasi parti değiliz arkadaşlar, kimseden oy istemiyoruz. Kimseden milletvekilliği, makam, rütbe istemiyoruz, dönüp bakarsam namerdim. Ama bu ülkeyi savunmak hepimizin görevidir. Elbette huzur içinde, barış içinde. Barış elbette çok önemli, ama bu coğrafyada ancak laik demokratik cumhuriyet olursanız barış içinde yaşayabilirsiniz.  Suriye’ye bakın, Irak’a bakın, Libya’ya bakın, Yemen’e, Sudan’a, Somali’ye, Afganistan’a bakın, İran’a bakın! Bu ülkede Atatürk ilke ve devrimleri yoksa, ulus devlet yoksa, laik cumhuriyet yoksa ne barış ne de huzur olur.

Hepinizi saygıyla selamlıyor, Genel Başkanım Muammer Aksoy’u saygıyla, hürmetle ve minnetle anıyorum.

Scroll to Top