19 Mayıs’ın Yüz Birinci Yıldönümü

‘ Bunlar (Anlaşma Devletleri) işte böyle yalnız demir – çeliğe, silah kuvvetine dayanırlar. Bildikleri şey yalnız madde! Bunlar hürriyet uğruna ölmeye karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar. Biz Anadolu’ya ne silah ne cephane götürüyoruz; biz ideali ve inancı götürüyoruz.’

​​​​​​​Mustafa Kemal Atatürk / 16 Mayıs1919

Osmanlı Devleti’nin “intihar belgesi” olarak değerlendirilmesi gereken 30 Ekim 1918 tarihli “Mondros Mütarekesi” imzalandıktan sonra İngiltere, anlaşma hükümlerini de çiğneyerek 3 Kasım 1918’de Osmanlı coğrafyası sınırları içerisinde olan Musul’u işgal etmiş ve gözlerini stratejik önemdeki İskenderun-Antakya sancağına dikmişti.

O sırada Adana’da bulunan Yıldırım Orduları Grup Kumandanı Mustafa Kemal Paşa, İskenderun Sancağı’nın, dolayısıyla İskenderun Körfezi’nin de kontrol altına alınmak istendiğini görmüş, ayrıca İstanbul Hükümeti’nin, söz konusu bu startejik hamleye de seyirci kalma pozisyonunda olduğunu anlamış ve dönemin İstanbul Hükümeti’ne bir telgraf göndererek; İngiltere, bu adımı attığı taktirde emri altındaki 7’nci Ordu güçleriyle karşı koyacağını bildirmiştir. Mustafa Kemal’in bu sert çıkışı, onun İstanbul’a geri çağrılmasının gerekçesini oluşturur.

Bir tren yolculuğu ile 13 Kasım 1918’de  İstanbul’a gelen Mustafa Kemal Paşa, kendisini almaya gelen birkaç arkadaşı ile birlikte Haydar Paşa Garı’ndan tekne ile karşıya geçerken; Marmara Denizi’ne demirlemiş emperyalist devletlere ait 55-60 civarındaki zırhlı arasından geçmek zorunda kalmış ve bu sırada o ünlü ‘geldikleri gibi giderler!’ sözleri de dudaklarından dökülmüştür.

Daha o günlerde böylesine kararlı bir duruş sergileyen Mustafa Kemal, İstanbul’da tam altı ay kalarak bir görevleAnadolu’ya geçişin yollarını aramıştır. Bu süre sonunda üstlenmiş olduğu “9’ncu Ordu Müfettişliği”görevini nasıl elde ettiğini anlamak için de İstanbul’da geçirmiş olduğu bu altı ayı derinlikli olarak incelemek gerekir.

Mustafa Kemal Paşa, Bandırma Vapuru ile 16 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a hareket etmeden bir gün önce, yani 15 Mayıs 1919 tarihinde de İzmir, emperyalist devletlerin maşası Yunan ordusu tarafından işgal edilmiştir. Mustafa Kemal, yukarıya alıntıladığımız felsefi derinliği olan sözlerini de, Bandırma Vapuru’nun Kız Kulesi açıklarında işgalci güçler tarafından arandığı ve düşman zırhlıları arasından geçtiği sırada, İstanbul’u terk ederken söylemiştir.

O günlerde ülkenin içerisinde bulunduğu durumu kavramak için Mustafa Kemal Paşa’nın, 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında verdiği Büyük Söylev’deki; ‘1919 yılı Mayısı’nın 19’ncu günü Samsun’a çıktım, genel görünüm şuydu: …’ cümlesi altındaki kısa ve öz betimlemeyi okumak ilk planda yeterli olacaktır.

Milletlerin tarihinde dönüm noktaları vardır. 101’nci yıldönümünde olduğumuz 19 Mayıs 1919 tarihi de Türk Milleti açısından önemli bir dönüm noktasıdır. O gün, yasömürgeleştirilmiş ve parçalanıp bölünmekte olan bir devlette, bağımsızlık ve dirilişin  meşalesi yakılmıştır.

Fevzi Çakmak’ın bu konudaki değerlendirmesi şöyledir: ‘Eğer o günlerde bir tayyareden memlekete bakarsanız, yer yer yanan ateşler görürüdünüz, bunlar ışıldayan çoban ateşleriydi, hepsini birleştirecek alev lazımdı, işte o da Mustafa Kemal’in meşalesiydi.’

Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a ayak bastığında, İstanbul Hükümeti’nin  9’ncu Ordu Müfettişliği kapsamında kendisine yüklediği görevi değil,  kendi zihninde şekillendirdiği Milli Mücadele stratejisini uygulamaya başladığı biliniyor. Fevzi Çakmakın dediği gibi, “çoban ateşleri”ni (Müdafaa-i Hukuk güçleri / milli güçler) süreç içerisinde bir meşale etrafında toplamış ve onları  destansı bir bağımsızlık mücadelesi hedefine kilitlemiştir.

Çok zor koşullar altında, yokluklar ve yoksunluklar içerisinde verilen ve yaklaşık dört yıl devam eden bir Milli Mücadele sonunda,  20’nci yüzyılın emperyalist saldırısının Anadolu coğrafyası üzerinde nasıl püskürtüldüğü, geldikleri gibi nasıl gönderildikleri gerçeği tarihin sayfalarına asla silinmeyecek bir biçimde kazınmıştır.

Büyük Atatürk bilindiği gibi, 19 Mayıs’ları gençlere emanet etmiş ve bu onurlu gün, gençliğin “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaya başlamıştır. Özünde “genç fikirli” olmak, doğruyu gören ve anlayan “gerçek fikirli”olmak demektir.

O halde 19 Mayıs’ları, bu kısa anma yazısı çerçevesinde değinilen kimi yönlerini ötelemeden kutlamakta yarar olduğu düşüncesindeyiz.

19 Mayıs 1919’un 101’ nci yıldönümünde, başta bağımsızlığımız olmak üzere sahip olduğumuz her şeyimizi borçlu olduğumuz Büyük Atatürk’ü, onun mücadele ve dava arkadaşlarını, tüm yurtseverleri rahmet, minnet ve şükranla anıyor, her yaştan gencin 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramıcoşkusunu yürekten paylaşıyoruz.

Doç. Dr. İhsan Tayhani

Lefke Avrupa Üniversitesi

Fen- Edebiyat Fakültesi

Tarih Bölümü Başkanı

Top