18 Mart 1915 Çanakkale

18 Mart 1915 Çanakkale

 “Gittiler… Geçemediler… Geçemeyecekler…”

Prof. Dr. Esmeray Acartürk٭

            Balkan Savaşı ve Sarıkamış yenilgisi nedeniyle güç kaybetmiş Osmanlı İmparatorluğu’nu tarihten silmek ve topraklarını paylaşmak için İtilaf Devletleri donanmalarını Marmara Denizi’ne sokmak ve İstanbul’u işgal etmek istiyordu. Gelibolu Yarımadası’nı döve döve zapt edecek bir deniz harekâtına karar vermişlerdi. Savaşın amacı Boğazların geçilerek Rusya ile bağlantı kurulması, Rusya’nın elinde kalan buğdayın Avrupa pazarlarına ulaşımının sağlanması ve bu şekilde Rusya’ya yardım edilerek Rus- Alman yakınlaşmasının önlenmesiydi. Ayrıca İstanbul ve Boğazlar ele geçirilince Osmanlı Devleti’nin Almanya ile bağları kesilip savaşın daha kısa sürede sonuçlanması sağlanabilirdi.1 Bu planı yapan, uygulayan ve aceleyle bitirmek isteyen baş mimar Churchill ve diğer yöneticiler 14 gün içinde İstanbul’a ulaşacağını umut etmişler ancak Türk’ün gücünü, iradesini ve vatan sevgisini iyi değerlendirememişlerdi.1,2

İşgal filoları bütün güçleriyle Çanakkale açıklarına gelmişti. Düşmana göre ciddi mühimmat sıkıntısı yaşayan Türklere karşı yapılacak tek bir büyük saldırı direnişi susturmaya yetecekti. Öyle şiddetli saldıracaklardı ki Türkler çabucak pes edecekti. Aslında Osmanlı donanmasında uygulamalı denizciliğin çöktüğü, mühendislerin gereken ehliyetten yoksun ve bazı gemilerin de silahlarının kayıp olduğu doğruydu. Güçlü iki gemi Yavuz ve Midilli dışında sadece İki gemi Barbaros Hayrettin ve Turgut Reis vardı.

Bireysel hırslarına yenik düşen Enver Paşa’nın da aralarında bulunduğu İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin üst düzey üyeleri de düşman gemilerinin İstanbul’a ulaşacağını düşünüyordu. Şehir panik içindeydi. Padişahın treni kaçış için hazırdı, hazine farklı yerlere dağıtılmış ve kamu binalarındaki önemli arşivler Eskişehir’e taşınmıştı. Önemli kişilerin taşınması için de hazırlıklar yapılıyordu.3,4 Cemal Paşa ise anılarında ‘İstanbul’da herkes düşman donanmasının akşama kadar Sarayburnu’na ulaşacağı kanısını taşıyordu. Ben düşman donanmasının Çanakkale’yi geçmesine asla imkân olmadığı kanısındaydım’ diyordu.

Çanakkale Boğazı 1807 yılında da geçilmeye çalışılmış, 19 Şubat 1807’de düşman Çanakkale Boğazı’na girmiş, büyük kayıp vermiş ama İstanbul’a ulaşmıştı. Amiral Duckworth’un 108 yıl önce Çanakkale Boğazı’nı zorladığı tarih olan 19 Şubat saldırı başlangıcı olarak seçilmiş ve bu tarihte başlayan deniz harekâtı aralıklarla sürerek 18 Mart’ta sonlanmıştı.3 18 Mart öncesi günlerce yapılan yoğun bombardımanla kıyı bataryaları susturulamamış ve düşman gemilerinin bazıları da bu bataryaların atışlarına hedef olmuştu. Londra harekâtın çabuk bitirilmesini istiyordu. 18 Mart’a kadar müttefik filo komutanı olan ve Boğaz’ı geçemeyen amiral Carden görevden ayrılmış yerine de Robeck getirilmişti. Kara birlikleri komutanlığına görevlendirilen General Ian Hamilton da Bozcaada’ya gelmişti.2

            Bundan 103 yıl önce, 18 Mart günü, son darbeyi vurmak isteyen düşman Çanakkale Boğazı’nı geçmek için harekât başlatmıştı. Türkler için ölüm kalım savaşıydı başlayan. Çağın her türlü teknik olanağı ile donatılmış gemilerle gelen, karınları tok, sırtları pek düşman askerlerine karşı vatanını savunan Mehmetçik kısa menzilli eski toplarla, kısıtlı cephaneyle ama yürek gücüyle savaşıyordu. Bir saat bombardımandan sonra tabyalar susmuştu. Düşman tam da başardığına inandığı sırada başladı Türk’ün top ateşi. Bir taraftan 8 Mart sabahı Nusrat’ın döşediği mayınlar, diğer taraftan topçu ateşi düşmanı hiç beklemediği bir duruma düşürdü ve zaferin kazanılmasında büyük rol oynadı.2 Birleşik kuvvetlere karşı Türk Donanması ve topçusunun en şiddetli direnişi gösterdiği savaşta düşmanın işi olanaksız hale geldi. Yaklaşık kırk parça irili ufaklı savaş ve destek gemisinden oluşan donanmanın üç gemisi batırılan bir o kadarı da yaralanıp savaş dışı kalan düşman, Çanakkale’nin denizden geçilemez ve dövülmenin de ne demek olduğunu kısa zamanda öğrenerek, saat 19’da ağır ağır batanlar dışındaki savaş gemileriyle Boğaz’ı terk etmişti.1 Boğaz geçilememiş, İstanbul’a ulaşılamamış ve Türkiye teslim olmamıştı.

 “Harekâtımız Türkler üzerinde tam öldürücü şekilde olacaktır. Türkler geri çekilmeye bile vakit bulamayacaklardır’ diye kendinden ve donanmasından emin olan General Ian Hamilton ise tek günde gemilerini kaybedince, bozgunu izlerken neye uğradığını şaşırıyor ve  Londra’ya yolladığı telgrafta “İstemeyerek de olsa  Çanakkale Boğazı’nın savaş gemileriyle zorlanamayacağı sonucuna varıyorum” diyordu.4  Savaş boyunca askerinin yanında olan ve “…tek bir top kalıncaya kadar ateş püskürteceğiz, o da sönmeye mahkûm olunca yiğitcesine tüfeklerimizle saldıracağız, düşmana asla boyun eğmeyeceğiz” diyen, kendisine “18 Mart Çanakkale Kahramanı” unvanı verilen, Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa (Çobanlı) ise yenilgiyi seyrederken “Gittiler… Geçemediler… Geçemeyecekler…” diyordu.3

Churchill’in Çanakkale seferi konusundaki ısrarına karşı gelen Amiral Fisher geleceği görmüş ve “Bütün tabyalar imha edilse bile Çanakkale Boğazı’nı topa tutmak mevzii bir başarıdan öte bir şey getirmez, kara ordusu olmadan fazla başarı elde edilemez” demişti. Birinci görüşünde haklıydı ama ikinci görüşünde yanılıyordu. Zira 19. Tümen ile 25 Şubat’ta Çanakkale’ye gelen, müttefik filo 3-4 Martta Seddülbahir’e çıkarma yaptığında düşmanı denize dökme emrini veren Mustafa Kemal’i henüz tanımamıştı. Aynı İzmir’de olduğu gibi denize dökülen düşman sandallarına binip kaçmıştı.

                Yenilgiyle saygınlıkları sarsılan düşman 25 Nisan’da Arıburnu ve Seddülbahir’e asker çıkararak kara savaşlarını başlattı. Gelibolu Yarımadası’ndaki savaş ayrı bir destandır. Bugün Çanakkale’de kazanılan zafer hurafelere dayandırılmaya çalışılmaktadır. Çanakkale Zaferini yüzyılın dâhisi Mustafa Kemal Atatürk’ün iradesi, öngörüsü ve O’nun önderliğinde savaşan kahraman Türk Askeri kazanmıştır.

Çanakkale’de yazılan destan Türk ve dünya siyasi tarihinde önemli bir role sahiptir ve tarih sahnesinden silinmek istenen bir milletin varlığını dünyaya haykırışı olmuştur. Sonuçta peş peşe yaşanan yenilgilerin ardından kazanılan zafer Türk’ün moralini yükseltmiş, Mustafa Kemal ilk kez büyük ve yenilmez bir komutan olarak kendini kanıtlamış ve 1919’da başlayacak olan milli mücadelenin ilk kıvılcımlarını ateşlemiştir.1  Bu zafer emperyalizm ve onun içerideki destekçilerine diz çöktürmüş ve “hasta adam” denilen bitmiş bir imparatorluktan çağdaş bir devletin doğuşunun başlangıcı olmuştur. Bağımsızlığımızın temeli bu savaşta atılmış ve bu başlangıç Kurtuluş Savaşımız ile devam etmiştir. Bu gerçeği bütün dünya bilmekte ve saygıyla karşılamaktadır. İngiliz generali Aspinall-Oglander kitabında “Türk askerinin savaş ve dövüş hususunda haiz bulunduğu vasıfların başlangıçta lâyıkıyla takdir edilmemiş olması, İngilizler için felâket olmuştur. Türk askerinin ne yaman muharip olduğunu, İngilizler kendileriyle dövüştükten sonra tecrübeyle anlamışlardır. Tek bir tümen komutanının yoğun çabasının, sadece savaşın gidişinde değil, belki de askeri harekâtın yazgısı ve hatta bir ulusun geleceği üzerinde çok derin bir etki yaratması tarihte pek nadirdir,” diye yazmaktadır.5

Ne yazık ki 31 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi ile İtilaf Devletleri’nin Çanakkale ve İstanbul Boğazı’ndaki tabyaları işgal etmelerinin önü açılmıştı. İngiliz donanmasına ait zırhlılar İstanbul Boğazı’na girip demirlediğinde ve toplarını Osmanlı Devletinin merkezi karargâhı olan Dolmabahçe Sarayı’na çevirdiğinde de Mustafa Kemal “Geldikleri gibi giderler” diyerek gelecek zafer konusunda kararlılığını ifade etmişti.

İngiliz Başbakanı Winston Churchill de savaştığı düşmanı ulu önder Atatürk’ün ölümü ardından “Türkiye’yi savaş sırasında kurtaran ve Türk Ulusunu yeniden yaşama kavuşturan Atatürk’ün ölümü sadece ülkesi için bir kayıp değil Avrupa için de bir kayıptır. O’ndan sonra her kesimin döktüğü gözyaşı bu büyük kahramana ve çağdaş Türkiye’nin Ata’sına yapılan yerinde bir davranışın yansımasıdır.” Bugün heykelleri yıkılan, resimleri kaldırılan, aymazların hakaretlerine maruz kalan Mustafa Kemal Atatürk Çanakkale’de doğmuş, Samsun’da, Erzurum’da, Sivas’ta ve bütün Anadolu’da yaşamıştır. Aymazların bilmediği ise ne yaparlarsa yapsınlar O’nun asla unutulmayacak ve yaşamaya devam edecek olmasıdır.

Hem Çanakkale Boğazı’nda hem de Gelibolu’da düşmana geçit vermeyen kahraman komutanlara, askerlerimize, Mustafa Kemal Atatürk’e, bugün de vatanımız için savaşan Mehmetçiklere, gazilerimiz ve şehitlerimize saygıyla, minnetle…

 

٭ADD Bilim Danışma Kurulu Üyesi

 

Kaynakça

1.      Tuncoku M. Çanakkale 1915. Buzdağının Alt. Türk Tarih Kurumu Yayınları. Ankara, 2002.

2.      Ahmet U. 18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Savaşı. Seddülbahir 1915 Müzesi Yayınları. Ankara, 2012.

3.      Forrest M. Şahi Toplardan Savaş Gemilerine Çanakkale Boğaz Savunması. Çeviren İsmail Hakkı Sönmez. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. 1. Basım, İstanbul, 2017.

4.      Fewster K., Başarın V., Başarın H.H. Gelibolu 1915. Savaşla Başlayan Dostluk. Çeviren: İbrahim Keskin. 1.Basım, Sistem Yayıncılık Bayii ve Kitabevleri, İstanbul, 2005.

5.    Aspinall-Oglander C.F.  Gallipoli Vol. 1and 2. Official History of the Great War Other   Theatres.  Naval & Military Press, United Kingdom, 2011.  

                            

 

 

Top