14 MART TIP BAYRAMINDA SAĞLIKTA ŞİDDETE HAYIR !

Sağlıkta şiddetin temelinde Hükümetin uyguladığı sağlık politikaları yatmaktadır.
Sosyal devlet anlayışı hakim devlet yapılanmasında, sağlık hizmet sunumu devlet tarafından ücretsiz olarak verilir. Hasta sağlık personelince ,aldığı eğitime gereği tıp bilimine uygun olarak değerlendirilir,teşhis ve tedavisi yapılarak hastanın sağlığına kavuşması sağlanır.
Ancak serbest piyasa ekonomisi kurallarını sağlık hizmet sunumunda uygulamak, hastayı yani insanı metalaştırmak anlamı taşımaktadır. Artık hasta=müşteri, hastane=işletme durumuna düşmektedir.2003 yılında uygulamaya konulan ve Dünya Bankası tarafından desteklenen Sağlıkta Dönüşüm Programıyla sağlık hizmeti özelleştirilmeye başlandı.Artık insan merkezli yaklaşımın yerini ticaret aldı.
İlk özelleştirme uygulaması birinci basamak sağlık hizmetlerinde yapıldı. Alile Hekimliği uygulaması ile devlet Aile Hekimlerinden hizmet satın alır hale geldi. Cumhuriyet dönemi kurulan tüm ekonomik değerlerimiz özelleştirme adı altında yabancılara peşkeş çekildiği gibi, sağlıkta dönüşüm programıyla ortaya atılan Şehir Hastaneleri uygulamasıyla da sağlık tamamen özelleştirilmeye çalışılıyor.
Özelleştirme, müşteri memnuniyeti mantığını getirdi. Sağlık politikası biraz oy kaygısı, birazda özelleştirme anlayışını yerleştirmek amacıyla, halkın memnuniyeti söz konusuysa her istek yerine getirilmelidir anlayışı doğdu. Bilimsel olmayan, gayri tıbbi istekler yoğunlaştı. Hastalar kendi belirlediği ilaçların yazılmasını ister hale geldi. Teşhis amaçlı kullandığımız tahlilleri kendileri ister oldular. Özellikle birinci basamakta önceleri muayene olmaya gelen, şimdi ilaç yazdırmaya geliyor.’’Muayene olmak’’ deyiminin yerini,’’ ilaç yazdırma’’ deyimi aldı. Öğrenciler kendisinin rapor hakkı olduğuna inanıp, zorla usulsüz rapor istemeye başladılar. İnsan sağlığı temelinde yerleşmiş sağlık ahlakı yok oldu.,
Uygunsuz istekleri hekimler tarafından yerine getirilmeyen hasta ve hasta yakınları şiddet uygulamaya başladılar. Şiddet sonrası şikayetci olunduğunda tehditler savruldu. İfade vermeye giden sağlık personeli, şiddet uygulayanların elini kolunu sallaya sallaya yüzlerine gülerek çıkıp gitmelerine şahit oldu. Güvensiz çalışma ortamı motivasyon eksikliğine, aşırı iş yükü meslekte tükenmişliğe yol açtı.
Yasalar, yeterince caydırıcı olmadığından giderek şiddet artmaya başladı.
Sağlıkta şiddeti önlemek için öncelikle, yazılı ve görsel basın etkin kullanılarak, yaygın bilgilendirme kampanyaları düzenlenmelidir. Halka öncelikle bilimsel değerlere itibar etmesi gerektiği, bilginin, uzman kişilerin toplumun en önemli değerleri olduğu, dövülmesi değil, korunması, saygı duyulması gerektiği bilinci yerleştirilmelidir.
‘’Beni Türk Hekimlerine emanet ediniz’’ diyerek kendi değerlerine sahip çıkan,yetişmiş insan gücünün ne kadar önemli olduğunu vurgulayan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı ve minnetle anıyorum.

Sağlık çalışanları kamu görevi yapmaktadır. Görev esnasında gösterilen şiddet, tehdit, hakaret, yaralama, mobbing suçlarının yanında ’’Kamu hizmetlerinden yararlanma hakkının engellenmesi ‘’suçunun da işlendiği unutulmamalıdır.
Sırada bekleyenlerin, hizmet almaları engellenmektedir. Acil, hayati tehlikesi olan bir hastaya müdahale edilememesi sonucu hayatını kaybetmesine neden olmanın, telafisi yoktur.
Tüm bunlar dikkate alınarak caydırıcı yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
Bilinmelidir ki şiddet insanlık onuruna yapılan çirkin bir saldırıdır.İnsanlık yaşayacak,insanlık onuru şiddeti yenecektir.

Dr.Arif Güvenir
Atatürkçü Düşünce Derneği GYK üyesi ve İç Ege Bölge Sorumlusu

Top