1 KASIM 2015 GENEL SEÇİMLERİ ÖNCESİ YAYINLANAN ANKETLERDEKİ YANILGININ NEDENİ NE OLABİLİR?

Av. Özgün ŞİMŞEK

SUSKUNLUK SARMALI
Bir kişinin yada grubun savunduğu fikir, mensubu olduğu toplumun “genel-geçer görüşüne” yada diğer adı ile “toplumsal algısına” uygun değilse, bu kişi toplumdan dışlanma korkusu nedeniyle konuşurken kendisini kısıtlar veya fikrini söylemekten vazgeçer. Örneğin; 102 kişinin hayatını kaybettiği Ankara katliamı sonrası medyada, AKP iktidarının gerekli önlemleri almadığı, gerçekleştirilen eylemden önce canlı bombaları biliyor olmasına rağmen bir şey yapmadığı, eylemden sonraki tutumlarınında kabul edilebilir olmadığı yolunda yapılan haberler, siyasi demeçler toplumda AKP’ye karşı olanların seslerini yükseltmesine, AKP oy veren veya oy vermeyi düşünen bir kısım kişilerin ise susmasına, fikrini yüksek sesle söyleyememesine neden olmuştr. Aynı kişiler fikrinin veya kendi fikrine yakın görüşlerin toplum nezninde yaygınlaşmaya başladığını sezerse, bu kez fikrini yüksek sesle söylemeye başlar. Bu durum Alman Siyaset bilimcisi Elisabeth Noelle Neumann tarafından “suskunluk sarmalı” teorisi olarak adlandırılmıştır. Bu kavram 1974 yılında ortaya atılmıştır. Suskunluk Sarmalı teorisi; çeşitli konular hakkında, toplumda bir kesim çekinmeden konuşabilirken başka bir kesimin doğruları söyleme konusunda niçin suskun kaldığı sorusu üzerine kuruludur. Teori sadece ‘iki kutbun’ birbirine olan etkisini incelemek üzerine kurulu değildir. Hangi fikrin, siyasi görüşün, kanının, yaklaşımın, inanışın, geleneğin, tezin, anti-tezin, felsefenin vs. doğru hangisinin yanlış saptamasını yapmaya çalışmaz. Birden fazla algının bir arada yaşadığı ‘iklim içinde’, ‘Suskunluk Sarmalı’ teorisi eğilimlerin ne yönde olduğunu ve zamanla değişiklik gösterip göstermediğini araştırır. Burada şunuda belirtmek isterim; Suskunluk Sarmalı teorisinin ayrık faktörlerinden birisi de, doğru bildiklerinin toplum nezninde “kabul görmeyeceğini” bilen ve/fakat kaybedecek bir şeyleri olmadığına inanarak veya inanmayarak sarmaldan çıkmış, her zaman azınlıkta kalacağının farkında olarak görüşlerinden taviz vermeyen kişi yada grupların varlığıdır. Kitle iletişim araçlarının özellikle medyanın etkisiyle ve çoğu zaman bizzat medyanın sürekli tekrarlaması ile yaratılmaya çalışılan ve en sonunda baskın gelen ‘genel-geçer görüş’ bir diğer adla ‘Toplumsal Algı’ yada daha tarihsel adıyla “halkın görüşü” ile fikirleri farklı kişiler yada gruplar, özellikle dışlanma korkusuyla doğru bildiklerini söyleme konusunda kendilerini kısıtlamakta, suskun kalmaktadırlar. Bu grup, ancak kendi görüşlerinin halk nezninde yaygınlaşmaya başlaması halinde doğru bildiklerini yüksek sesle dile getirmeye başlamaktadırlar. Buradaki püf nokta “halkın görüşü” kavramının ne olduğudur. İnsanların dışlanmaktan çekindiği “halkın görüşü” kavramının somut bir tanımı yapılabilirmi, her hangi bir konuda halkın görüşü nedir? sorusuna  somut bir açıklama getirilebilir mi? bu açıklama/tanımlama ne kadar tutarlı olabilir?

‘Halkın görüşü’ tabiri ilk kez 18. yüzyılda Fransa’da ortaya çıkmıştır. Tabir sürekli tartışılagelmiştir ve ne tür bir bilimsel sınıf içinde değerlendirileceği konusunda elle tutulur bir gelişme sağlanamamıştır. Alman tarihçi Oncken: “-Halkın Görüşü- kavramı hakkında iyi bir fikir beyan etmeye yeltenen, bu kavramı tanımlamaya çalışan herkes kısa zaman sonra Proteus adlı bir varlıkla karşı karşıya geldiğini farkedecektir. Proteus öyle bir varlıktır ki kendini ardı ardına binlerce kılığa sokabilir. Bu kılık değiştirme gözle görünür veya görünmez, aciz veya etkili olabilir, kendini bize sayamayacağımız kadar çok değişime uğramış şekilde sunabilir. Kendine o kadar güvenir ki, onu sımsıkı tutsakta her zaman bir yolunu bulup parmaklarımız arasından sıvışıp kaçmasını bilir. Tüm bu akıntı, tek bir formül içine hapsedilerek ifade edilemez. En nihayetinde, kime sorarsanız sorun ‘Halkın Görüşü’ tabirinin ne olduğunu bilirler ama açıklayamazlar.” Şöyle bir söz de söylenir: “Fikirler tarihi müzesinin bir üyesi olan ‘Kurmaca’ sadece ve sadece tarihi bir meraktan ibarettir.”

Birçok bilim insanı, ‘Halkın Görüşünün’, toplumsal olayların cereyan ettiği yer ve zamana göre değişiklik gösterdiği konusunda hemfikirdir. ‘Sorumluluk hissi taşıdığını varsayan’ kişiler toplumu ilgilendiren herhangi bir konu hakkında fikir beyan ederek ‘Halkın Görüşünün’ oluşmasında önemli rol oynar. Uzun zamandır Türkiye’de halkın görüşünün oluşmasına yalnız başına bir siyasetçinin etki ettiğini görmekteyiz. Bu görüşün oluşması bir kişiye bırakılmamalı, “sorumluluk hissi taşıyan” bilimadamlarının, siyasetçilerin ve hukukçuların katkı sunması gerekmektedir.

1898’de Amerikalı sosyolog Edward Ross ‘Toplumun Görüşü’ kavramını ‘ucuz ve zahmetsiz’ olarak nitelemiştir.

Halkın görüşü  kavramının ne olduğu ile ilgili tartışmalar halen devam etmektedir. Elisabeth Noelle-Neumann ‘Suskunluk Sarmalı’ teorisini 1970’lerin başında oluşturmaya başlamıştır. ‘Suskunluk Sarmalı” ‘toplum görüşünün ortaya çıktığı bir suret olabilir; yepyeni bir toplum görüşünün yavaş yavaş gelişmeye başladığı bir süreç ya da eski bir fikrin günümüze uyarlanmış bir hali olabilir’ diyen Noelle- Neumann teorisini destelemek üzere şu değerlendirmeleri yapmaktadır;

  • İnsan ‘sosyal’ bir varlık olarak, çevresinden dışlanmaktan korkar. Doğası gereği, çevresi tarafından saygı görme beklentisi içindedir.
  • Dışlanma riskini bertaraf etmek, çevresi içinde ‘popülaritesini’ ve saygınlığını korumak için, bireyler; çevrelerini, çevrelerindeki değişimleri dikkatle takip eder. Ne tür ‘görüş’ ve ‘tarz’ların yaygın olduğunu ve yeni görüş, yeni tarzların gelip gelmediğini sürekli kontrol eder. Eğer ‘yeni’ler geldiyse, bunları keşfeder keşfetmez hemen uyum gösterir; topluma ‘yabancı’ durumuna düşmemeye çalışır. Ankara Katliamı sonrası toplumda yaşananlar buna örnektir.
  • Fikirlerin/görüşlerin ve davranışların ‘durağan’ olduğu alanlar ile ‘değişime açık’ olduğu alanlar diye iki grup oluşturulabilir. Görüşlerin görece kesin ve durağan olduğu alanlarda (örneğin ‘gelenek / töre / ritüel’), kişi bu ‘geleneğe’ uygun sözler söyleyip topluma uyumlu bir profil çizebilir ya da bu ‘geleneğe’ karşı beyanlarda bulunuyorsa ‘dışlanma’ riskini göze almış olması gerekir. Görüşlerin değişime açık veya tartışmalı olduğu alanlarda ise kişi, ‘toplum tarafından dışlanmasına neden olmayacak ‘genel-geçer’ görüşleri bulmaya çalışır.
  • Kişiler ve/veya gruplar, fikirlerinin ve/veya fikirlerine yakın olan görüşlerin toplumda yagınlaşmaya başladığını sezerse, artık toplum içinde kendilerinden emin, korkmadan konuşmaya başlar. Tam tersi durumda ise, kişiler, fikirlerinin toplum nezdinde zemin kaybettiğini sezdikleri anda, artık içine kapanık bir şekilde konuşmaya başlar. 1 kasım seçimlerinden once çevremizdeki onlarca insandan AKP’ye oy vereceğini söyleyen sayısı tek-tük iken, seçimlerden sonra etrafımızdaki onlarca kişiden anlamlı bir kesmin AKP ye oy verdiğini kendi ifadelerinden anlamak mümkün olmuştur. En yaygın göstergesi ise sanal ortamda görülmektedir. Seçimlerden sonra AKP yanlısı yazılarda gözle görülür bir çoğalma yaşanmıştır.
  • ‘B’ fikrini savunan kişiler suskun kalırken ‘A’ fikrini savunan kişiler çok konuşuyorsa, bu ikilemin ‘toplum’ üzerinde mutlak etkisi vardır: Hararetle savunulan bir fikir göründüğünden daha güçlü olduğu intibasını topluma verirken, kısık sesle savunulan bir fikir göründüğünden daha zayıf bir intiba verebilir. Buna örnek olarak ta, 17-25 aralık yolsuzluk operasyonları sürecini verebiliriz. Bu süreçte Fettullah Gülen cemaati, paralel yapı olarak yüksek sesle ve sürekli dile getirilmiş ve yolsuzluk iddalarının hükümeti devirmek için bu örgüt tarafından kurgulandığı ifade edilmiştir. Yüksek sesle ve sürekli dillendirilen bu görüşün halkta karşılık bulduğu görülmektedir. Dün yüksek sesle sürekli dile getirilerek, ergenekon terör örgütünün varlığına inandırılan toplum, bu gün bu inancı yaratan görüştekilerin paralel yapı tanımlaması ile silahlı bir terör örgütü olduğuna inandırılmıştır.
  • Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: ‘Sarmal’ sürekli değişim halinde olan bir süreçtir. Kişiler ve/veya gruplar çevrelerindeki değişimi takip ederek kendilerini bunlara uydurmaya çalışır. Bir görüş artık yaygınlığını kaybedip geri plana düşmeye başladığında kişiler saf değiştirip ‘yükseliş trendine’ giren görüşe yaklaşır. Genel seçimlerin tamamında bu durum gözlemlenebilir. 1 kasım seçimlerinden once Eylül ve Ekim başlarında ortaya çıkan baskın ulusalcı görüş, seçime yaklaşıldığında yerini dışlanma korkusu/kaygısı ile iktidara yakın duran kazanır görüşüne bırakmıştır.
  • Noelle-Neumann’a göre ‘dışlanma korkusu’ sarmalın başlangıç noktasını oluşturur. Psikolog Solomon Asch’ın yaptığı deneyde; deneklere birinde üç farklı uzunlukta çizgi, diğerinde tek bir çizginin olduğu iki kart dağıtılır. Çizgiler A, B, C ve X harfleriyle adlandırılmıştır. Soru üç çizginin olduğu kartta hangi çizginin diğer karttaki X çizgisiyle aynı uzunlukta olduğudur. Deneyin yapıldığı odadaki bütün denekler B çizgisinin X ile aynı uzunlukta olduğunu söylerken, bir denek aslında C çizgisinin X ile aynı uzunlukta olduğunu görür; ve gerçeği gören bu deneğin hangi cevabı vereceği deneyin yapılma amacıdır. Denek doğru olanı gördükten sonra fikrinin arkasında duracak mıdır? Yoksa odadaki diğer deneklerle ters düşmemek; ‘konformizmin’ dışına çıkmamak için o da B çizgisini mi seçecektir? Çalışma sonucu: Aynı uzunlukta olan C çizgisini seçen denek yani doğru olanı yapan denek, gruptan ‘dışlanmamak’ için, sessiz kalıp gruba uyum gösterme yoluna girmiştir. Bu deney çok kısa gözükmesine ve farklı koşullarda farklı sonuçlar verebilecek bir potansiyel barındırdığı intibası vermesine rağmen; sonuçlarına baktığımızda ‘Suskunluk Sarmalı’ teorisini destekleyen en basit ve en öz deneydir.
  • Suskunluk Sarmalı Teorisi bir noktaya daha işaret eder. ‘Suskun Azınlık ↔ Sessiz Çoğunluk’ denilen iyi eğitimli ya da daha müreffeh bir hayata sahip (‘müreffeh & refah’ kelimeleri hem maddi anlamda hem moral anlamında birleşik veya tek tek değerlendirilebilir) kişi/gruplar ve ‘özgürce düşünen’ diye tabir edilen kişi/gruplar, genellikle toplumun onların ‘fikirleri’ hakkında ne düşündüğü ile ilgilenmezler, ‘dışlanmaktan’ korkmazlar ve bu yüzden her zaman konuşabilirler. Çünkü bu kişiler için savunulan görüşün doğruluğu, toplum tarafından ‘dışlanmak’ veya ‘saygı görmek’ kavramlarının çok çok üzerinde kabul edilmektedir. Teoriye göre ‘Sessiz Çoğunluk’: Nonconformist / Konformist olmayan; toplumda ‘genel-geçer’ diye tabir edilen çeşitli değerlere, fikirlere, geleneklere vd. rağbet etmedikleri için dışlanmış, kaybedecek bir şeyleri olmadığı için özgürce konuşmaktan korkmayan kişi/gruplar ve Avangard / Yenilikçi / Öncü; yaşadıkları zamanın çok ötesinde değerlere sahip ve bu değerleri yaşadıkları zamanın içine getirmeye çalıştıkları için toplum içinde her zaman bir ‘azınlık’ olarak kalmış aydın, sanatçı ve reformcu kişi/gruplardır.

Yıllardır süregelen bu tartışmalar şunu ortaya koymaktadır; toplumsal görüş her zaman doğru oluşmayabilir, bunun günümüzdeki temel nedeni ise iletişim araçlarının özellikle yazılı/görsel ve sanal medyanın algının oluşumundaki etkin gücüdür. Bu güç hangi kişi/yada gruplar tarafından etkin biçimde kullanılırsa, o kişi yada grubun görüşü doğrultusunda toplumsal görüş ortaya çıkar. Böyle durumlarda da  toplumsal görüş, egemen görüş/baskın görüş, diğer kişi yada grupların doğrularını söylemesini  kısıtlayabilir. 1 kasım öncesi yaşanan süreci biraz da bu teoriye gore değerlendirmekte fayda vardır. Zira özelikle Eylül ve Ekim aylarının başlarında, ekonominin iyi sinyaller vermemesi, artan terör olayları, Ankara katliamı, bu konularda duyarlı olan kesimin sesini yükseltmelerine, yüksek dozdaki eleştirilerin yaygınlaşmasına neden olmuştur. Özellilkle AKP iktidarına karşı dile getirilen bu tepkinin büyüklüğünün ne boyutta olduğu; tepkiyi gösterenlerin seslerinin yüksekliği nedeniyle, aslında AKP ye oy veren ve vermeyi düşünen anlamlı bir kesimin sessiz kalmasına, AKP’yi destekleyecekleri konusunda açıklama yapmamalarına neden olmuş ve bu nedenle anlaşılamamıştır. 1 kasımda yaşanan sonucun nedenlerinden birisi budur. Ancak sadece bu neden ile sonucu açıklamak mümkün değildir.

UTANGAÇ MUHAFAZAKAR ETMENİ
Britanya’da ki 1992 genel seçimlerinde Muhafazakar Partinin İşçi partisini %7,6’lık bir oy farkı ile geçmesinin nedenlerini açıklamaya çalışan bir görüştür.

Britanya’da 1992 genel seçimlerinden önce yapılan son anketler, Muhafazakar Partiyi, işçi partisinin 1 puan gerisinde göstermiş, ancak yapılan seçim sonucunda Muhafazakar parti, işçi partisinde  %7,6 oranında fazla oy alarak seçimi kazanmıştır. Anket firmalarının yanılgısı %8,5 civarında olmuştur. Bu yanılgının nedenlerini araştırmak üzere bir çalıştay düzenlenmiş ve bu çalıştay sonunda %8,5 luk hata payının %2 lik bir bölümünün muhafazakarlar seçmenlerin eğilimlerini açıklamaya yanaşmamalarından kaynaklandığı saptanmıştır. Seçim günü yapılan sandık çıkış anketlerinin sonuçları da bu araştırma sonucunu desteklemiştir.

TOPLUMSAL CAZİBE YANLILIĞI
Toplumsal cazibe yanlılığı, bir kişinin içerisinde yer aldığı kitle tarafından beğenilmesi, benimsenmesi için takındığı tutumu açıklamaya yarayan bir araştırma terimi olarak karşımıza çıkar. Buna örnek olarak şunu verebiliriz; insanlara “yurtsevermisiniz?” diye sorduğunuzda abartılı yanıtlar alabilirsiniz, bu yanıt doğru olabilir, ancak abartılmış olması nedeniyle doğru değerlendirme yapmamamıza de neden olabilir. Nitekim 1 kasım seçimlerinden önce yaşanan olaylar nedeniyle ortaya çıkan ulusal tepkinin dozajının yüksek olması, tepki gösterenlerin bir kısmının hedefine AKP iktidarını koymasıyla aynı sonucu ortaya çıkartmamıştır.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; “suskunluk sarmalı”na takılan utangaç muhafazakar seçmen, anket firmaları tarafından yapılan anketlerde gerçek görüşünü söyleyememiştir. Bu durum ile sarmala takılan ve olayların akabinde oluşan baskın görüş ile aynı tonda tepki gösteren kitlenin abartılı cazibe yanlılığı, anket firmalarının  yanılgısının esas nedenlerinden birisi olmuştur diyebiliriz.

 

kamuoyu_sonsuzluk_sarmaliKaynak:
Kamuoyu Suskunluk Sarmalının Keşfi
Elisabeth Noelle – Neumann

 

 

 

 

 

 

 

 

Top