“İkinci Ordu”: Öğretmenler…

Öğretmenler Günü kutlu olsun. Bugün Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e “Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği” sıfatının verilişinin ve O’nun bu sıfatı kabul edişinin 87. yıl dönümü.

Ne yazık ki öğretmenlerimizden bazıları kendilerine armağan edilmiş bu özel günü küçümseyip kabul etmemektedir. Bu tavır hem Atatürk’ü, hem de O’nun öğretmenlik mesleğine verdiği büyük önemi küçümseme anlamına geldiği gibi yakın tarihi hiç bilmemek anlamına geliyor.

Öğretmenler Günü kutlamalarının 12 Eylül faşist darbesi sırasında resmileştirilmiş olması asla Atatürk’ü ve O’nun öğretmenlik mesleğine verdiği önemi küçültemez.

Büyük Atatürk bir asker olduğu, işgal altındaki bir ülkeyi kurtarma görevi ile karşı karşıya kaldığı ve ömrü savaş alanlarında geçtiği için askere önem vermiştir. Ama o daha büyük önemi öğretmenlere ve öğretmenlik mesleğine vermiş, dahası “milletin öğretmeni” olabilmeyi başarabilmiştir. Bu nedenledir ki daha savaş alanlarının tozu çizmelerinde iken öğretmenlerle toplanarak onlara “ikinci ordu” adını vermiştir. Buradaki “ikinci ordu” Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki görev paylaşımı anlamında 2. ordu değil, aydınlanma savaşında görev alacak ayrı bir savaşçı gurup anlamındadır.

Öğretmenlerimizin 92 yıldan bu yana, ama özellikle 65 yıldır verdiği mücadelenin tam bir aydınlanma savaşı olduğunu teslim etmemiz gerekiyor.

Mustafa Kemal Atatürk İşgalcilerin denize dökülmesi ve Mudanya Mütarekesinin hemen ardından ayağının tozu ile geldiği Bursa’da 27 Ekim 1922 günü, halkla ilk önemli buluşmasını Şark Tiyatrosunda öğretmenlerle gerçekleştirmiş ve tarihi önemdeki şu sözleri söylemiştir:

“Şimdi karşınızda içime dolan en içten duyguyu, izninizi alarak, açıklayayım: İsterdim ki çocuk olayım ve sizin ders vermekle ışık saçan çevrenizde bulunayım, sizden feyiz alayım, siz beni yetiştiresiniz. O zaman ulusum için, daha faydalı olurdum. Ama ne yazık ki artık elde edilemeyecek bir isteğin karşısındayım. Bu isteğin yerine başka bir dilekte bulunacağım: Bugünün çocuklarını yetiştiriniz. Onları ülkeye, ulusa yararlı insanlar yapınız…

Ordularımızın kazandığı zafer, sizin eğitim ordularınızın zaferi için yer açtı, yol hazırladı. Gerçek zaferi siz kazanacak, siz koruyup sürdüreceksiniz, bunu başaracağınızdan kuşkum yok. Sarsılmaz bir inançla ben ve bütün arkadaşlarım, sizi gözeteceğiz, sizin karşılaşacağınız bütün engelleri kıracağız…”

Atatürk, “eğitim ordusu” söylemini daha da açarak 24 Mart 1923 günü Kütahya’da öğretmenlere hitaben şöyle seslenir:

“…Ülkemizi ve toplumumuzu gerçek hedefine, mutluluk hedefine eriştirmek için iki orduya gereksinim vardır. Biri vatanın yaşamını kurtaracak asker ordusu, öbürü de ulusun geleceğini yoğuran bilgi ordusu. Bu iki ordunun ikisi de değerlidir, büyüktür, verimlidir, saygındır. Ama bu iki ordudan hangisi daha kıymetlidir, hangisi öbürüne yeğlenir? Kuşkusuz böyle bir seçim yapılamaz. Bu iki ordunun ikisi de yaşamsaldır.”

“Yalnız siz bilgi ordusu mensupları; sizlere mensup olduğunuz ordunun kıymetini ve kutsallığını anlatmak için şunu söyleyeyim ki, sizler, ölen ve öldüren birinci orduya, niçin öldürüp, öldüğünü öğreten bir ordunun mensuplarısınız.

…Bir ulus, bilgi ve kültür ordusuna sahip olmadıkça, savaş alanlarında ne denli parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin ayakta kalabilmesi, ayakta kalacak sonuçlar verebilmesi, ancak bilgi ve kültür ordusu sayesinde olanaklıdır. Bu ikinci ordu olmadan birinci ordunun elde ettikleri söner gider.”

İşte Atatürk’ün büyüklüğü buradadır. Bu konuşmanın üzerinden yaklaşık 1 yıl geçtikten sonra ilk büyük devrimini 3 Mart 1924 tarihinde “Eğitim Birliği Yasası” ile yapar. Öğretmenleri baş tacı eder. Derslerine girdiği sınıflarda, öğretmenin elinden kürsüsünü almak yerine öğrencilerin arasına oturur. Gerektiğinde kara tahtanın başına geçerek öğretmen olur.  Öğretmen maaşlarını milletvekili maaşlarının üstünde tutar.

Bu nedenledir ki Cumhuriyeti yıkmak isteyenler, ilk büyük saldırıyı bu “ikinci ordu” üzerine yapar. Öğretmenler, yıllarca ezilir, sürülür, hapisler yatar, dövülür, öldürülür. Pazarlarda limon satmak durumunda kalır. Hakkını aramak için mücadele ettiğinde yediği biber gazının etkisinden kurtulmak için gözlerine limon sürmek zorunda kalır.

“Taşımalı eğitim” adı altında öğretmenler, köylerden sürülerek çıkarılır. Köylerde önderlik imamlara bırakılır. “Kindar ve dindar nesil” böyle yaratılacaktır.

“İkinci ordu”nun yenilip sindirildiğine inandıktan sonra da ABD’de ikamet eden “hocaefendi” emrindeki “dindar ve kindar neslin” (Onlar altın nesil diyor) polisleri, savcıları ve hâkimleri ile “birinci ordu” üzerine yürüyerek, koskoca bir orduyu esir aldılar. Hapse tıkıp şanlı ordudan “zanlı ordu” yarattılar.

Şimdi “kumpas” gerçekleri açığa çıksa da, esas gerçek şudur, ki “ikinci ordu” yıkılınca, “birinci ordu” da ayakta kalamaz.

“İkinci ordu”muzun nefer ve komutanlarının Öğretmenler Günü kutlu olsun.

Lütfü KIRAYOĞLU
ADD GYK Üyesi

23.11.2015

 

Top