Şeyh Sait Ayaklanması (11 Şubat 1925)

 

Lozan Antlaşması 24 Temmuz 1923’de imzalandı. Daha önce, 1 Nisan 1923’te Atatürk Lozan’da ve Devrim yolunda kendisine ayakbağı olabilecek 1. Dönem TBMM’ne seçim yenileme kararı aldırmıştı. 2 Ekim’de İtilaf orduları İstanbul’u boşalttı. Devrimin önünde engel kalmamış gibiydi. Cumhuriyet ilan edildi, (29 Ekim 1923), Halifelik kaldırıldı, Eğitim Birliği Yasası kabul edildi, Şeriye Mahkemeleri kaldırıldı. ( 8 Nisan 1924)

Devrim gemisi tam yol ilerliyordu. İlerlerken küflenmiş, çürümüş olan feodalizm-şeyhlik ağalık düzeni çatırdıyor, yıkılmaya başlıyordu. Yüzyıllardır bu ülkeyi kaplamış olan ve az daha Türkleri, Türk Devletini yok oluşa götürecek olan ortaçağ karanlığı aydınlanmaya yüztutuyordu. Fakat bu gidişi yavaşlatabilecek adımlar da atılmaktaydı. Halifeliğin kaldırılmasından iki ay sonra (20 Nisan 1924) liberal diye nitelenebilecek bir anayasa kabul ediliyordu. Üstelik, Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı (yani kendisi) için istemiş olduğu üç yetki reddedilmişti: 1-) Cumhurbaşkanlığının 7 yıl olması. 2) Gerektiğinde TBMM’yi dağıtabilmesi. 3-) Ordunun fiili başkomutanlığı.

Ayrıca, 17 Kasım 1924’te Atatürk’ün devrimciliğini onaylamayan, onun diktatörlüğe yönelmekte olduğunu düşünen kimi savaşım arkadaşları, yani Kazım Karabekir (başkan), Rauf Orbay (2.başkan), Adnan Adıvar (2.başkan), Ali Fuat Cebesoy (Genel Yazman), bir muhalefet partisi kurdular. Adı Terakkiperver (ilerleme seven) Cumhuriyet Fırkası (partisi) idi. Tüzüğünde tutucu yönelimini belli eden, dine saygılı oldukları hükmü yer alıyordu.

Derken Türkiye’de Ortaçağın en koyu olduğu bölgesinde silahlı bir isyan başladı. İsyanın

elebaşısı Palu’lu (Elazığ) bir Nakşibendi şeyhi olan Şeyh Sait’ti. Zaza aşiretinin önderiydi.

Şeyhlik dışında Suriye’ye koyun satıyordu. Zengin oldu ve Halep’e gidip gelmeleri sayesinde bölgede birçok ilişkiler kurdu. 11 Şubat 1925 günü Ergani’ye (Bingöl) bağlı Piran köyünde isyan başladı. İsyan kısa zamanda yayıldı. Bingöl, Elazığ’ı ele geçirdi. Telgraf telleri kesiliyor, devlet binaları yağmalanıyordu. Sait kendisini Emirül Mücahidin ilan ediyor, jandarma ve askerle çarpışıyordu. Şeriat ve halifelik geri getirilecek, bir rivayete göre halife Abdülmecit’in oğullarından biri, başka bir rivayete göre Abdülhamit’in oğlu Selim halife yapılacaktı. İsyanın bir özelliği birçok aşiretlerin ve Kürt ileri gelenlerinin ayaklanmaya karşı tavır almalarıydı.

İsyan çıktığında iktidarda olan Fethi Okyar hükümeti yeterince kararlı olmadığı için çekilmek zorunda kaldı. Yerine 4 Mart 1925 tarihinde İsmet İnönü hükümeti kuruldu.

İsyanın kökünü kazıyabilmek için Takrür-i Sûkun (huzuru sağlama) yasası çıkarıldı. Devrimin çok partili sistem içinde yürümeyeceği anlaşıldığından Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatıldı. (3 Haziran 1925)

15 Nisan 1925 günü Şeyh Sait ve bazı elebaşılar yakalandılar. Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir devlet olduğu için isyan iki ayda bastırılabilmişti. Sait ve arkadaşları Diyarbakır’da İstiklal Mahkemesinde yargılandılar. Sait ve adamlarından bazıları idam cezasına çarptırıldılar. 27 Mayıs 1925 günü idam cezaları uygulandı.

Bir takım kanıtlar İngiltere’nin ayaklanmayı kışkırtıp destelemiş olduğunu gösterir gibidir.

O sıra Türkiye ile İngiltere Musul konusunda çekişme halindeydiler. İngiltere sorunu Milletler Cemiyetine götürmüş, o da konuyu araştıracak bir komisyon belirlemişti. İsyan, komisyon raporunu vermeden önce çıkmıştı. Böylece İngiltere’nin “Kürtler Türkiye’yi istemiyor” tezini destekleyecek nitelikteydi. Yalnızca manevi ile olsa, İngiltere desteğinin isyancıları nasıl yüreklendirdiğini tahmin etmek zor değildir.

İsyanın niteliği konusunda tartışmalar vardır. Doğru olan görüşe göre isyan Atatürk Devrimine karşı, feodal, ortaçağcıl (gerici) bir harekettir. Başka bir görüş de isyanın Kürt ulusçuluğunun bağımsız Kürdistan kurmak isteyen Kürtçülerin hareketi olduğunu savunmaktadır. Gerçi isyan elebaşıları arasında Kürt ulusçuları vardı, fakat ayaklanmanın önderi Sait mahkemede Kürtçülük davası gütmediğini söyledi. Daha önemlisi, birçok Kürt aşiretleri ayaklamaya karşı çıkmışlardı. Ayrıca, ulusçu bir hareketten söz etmek için bilinçli bireylerden oluşan bir ulusun (Kürt ulusunun) olması gerekir. Aydınlanmamış, birey ve yurttaş olamamış bir halk, aşiretlerin, şeyh ve ağaların kuludur. Yıllar sonra bile ve Amerikalıların bütün çabalarına karşın, Kuzey Irak’ta aşiret bağlarını aşan bir Kürt ulusu yaratılamamıştır. Şeyh Sait isyanında kimi önderlerin ideolojisinden çok, kitlelerin hangi ideolojide olduğu önemlidir.

Prof. Dr. Sina AKŞİN

 

Top