As soon as you open an account Bet365 will send you a 10 digit Offer Code via email. Receive Your £200 bet365 Welcome Promo Bonus plus £50 Mobile Promo

Kemalizm-Sosyalizm, Dünyadaki Son Gelişmeler, Şanghay İşbirliği Örgütü  ve “Bir Kuşak Bir Yol” Projesi Üzerine  Korkut Boratav’la Söyleşi

MAKALELER

1. Tam bu kelimelerle olmayabilir ama Atatürkçü olmadan sosyalist olunamaz, diyorsunuz. Neden? Bu sözü açabilir misiniz? 

Asıl meramımı, “aydınlanmacı olmadan sosyalist olunamaz” ifadesi daha iyi anlatır. Zira, modern, (bazılarının yeğlediği ifadeyle “bilimsel”) sosyalizm, aydınlanmanın üçüncü ayağıdır. Aydınlanma, Ortaçağ devletinin, dinin ve paranın vesayetine karşı çıkan düşünsel bir devrimdir. İlk ikisi, Kant’ın temsil ettiği aydınlanmadır. Marx, bunları hem benimseyerek, hem de “paranın vesayetinin reddi” öğesini de ekleyerek sosyalizmi de aydınlanma devrimiyle bütünleştirmiştir.

Türkiye ortamında aydınlanmacılığı Kemalist devrim temsil eder. Ortaçağ devletinin vesayetinin reddi, Türkiye’de Osmanlı düzenine karşı ödünsüz bir meydan okuma anlamına gelir. Saltanatın ilgası, Cumhuriyet ve hukuk devrimi budur. Dinî vesayetin reddi de hilafetin ilgası, laiklik ve bilimsel eğitim öğelerinden oluşur. Sosyalizm, Türkiye’de de bu devrimci dönüşümleri özümseyen ve aşmayı hedefleyen bir hareket olarak görülmelidir. 

Kemalist devrimler Türkiye’nin Müslüman halkı tarafından benimsenmiştir. Dolayısıyla sosyalizm de Müslümanlık ile bağdaşır. Buna karşılık dinî bağnazlığı Osmanlı özlemleriyle bütünleştiren İslamcılık, sosyalizmle bağdaşmaz. “İslamcı sosyalizm” de ciddiye alınan bir akım olamaz.  

 

2. Dünyadaki siyasi ve ekonomik gelişmeleri, çok genel bir anlatımla nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir yandan giderek daha sık krizlerle karşılaşan kapitalizm, emperyalist emellerini gerçekleştirmek üzere özellikle ülkemizin de içinde olduğu coğrafyada mikro milliyetçilik ve mezhep çatışmalarını kışkırtırken; diğer yandan İngiltere, ABD, İspanya ve Yunanistan’da öne çıkan sol hareketler karşısında nasıl bir gelecek öngörüyorsunuz? 

Dünyanın tüm coğrafyalarında halk sınıfları sermayenin sınırsız tahakkümüne tepki göstermektedir. Ancak bu tepkiler bazen neo-faşist, ırkçı, gerici, dinci kanallara; bazen de sola yönelmektedir. Reel sosyalizmin çöküşü sonrasında sol akımlar dağınıklık içindedir. Bu nedenle gerici tepkiler, örneğin Batı dünyasında Trump’ın temsil ettiği neo-faşizm; Ortadoğu’da ise İslamcılık ile öne çıkmaktadır. Neo-faşist ve İslamcı akımların, kapitalizm ve emperyalizmle uzlaşması doğaldır. Bu nedenle er veya geç halk muhalefeti yepyeni biçim ve içerikler ile zenginleşmesi kaçınılmaz olan sosyalizmle yeniden tanışacaktır.

3. Hindistan ve Pakistan Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) tam üye oldular. Bu örgütü ve “düşman kardeşler” olarak adlandırılan bu ülkelerin katılımını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Bu durum, ŞİÖ’nün çok çeşitli karşıtlıklar içinde olabilecek ülkeleri, işbirliği arayışları içinde birleştirebilme potansiyeli taşıdığını gösteriyor. Bu nedenle Türkiye’nin de tam üyeliğini savunmamız gerekir. 

 

-4. “İleri Haber” sitesinde, ülkemizin de yer alacağı “Bir Kuşak Bir Yol” projesini değerlendiren yazınızda: Çin yönetiminin “…bir yandan ‘kaynak tahsisinde piyasaya kesin’ rol tanıyarak uluslararası sermayeye selam vermekte” olduğunu ama “Bir yandan da, piyasa mekanizmalarının etki alanı dışına çıkan ‘kalkınma stratejilerinde, sanayi planlarında eşgüdüm’ çağrıları yaparak, gerçek muhatapları olan devletlere, ‘bizler bildiğimiz işleri sürdüreceğiz,” dediklerini söylüyorsunuz. Ve devam ederek “Bu proje kâr arayışının öne çıktığı, sömürü ilişkilerinin yoğunlaşmasını hedefleyen, emperyalist bir program mı? Çin ve ‘muhatapları’nın ortak çıkarlarından oluşan bir büyük proje mi? diye soruyor ve “Bana göre ikinci senaryo söz konusudur” diyerek sorunuzu yanıtlıyorsunuz. Alıntıladığımız bu değerlendirmeyi bizim için de biraz daha açarak yazar mısınız? 

Çin devlet aygıtı, henüz kapitalist sınıf tarafından fethedilmemiştir. Bu nedenle dış ekonomik ilişkilerinde emperyalist güdülenmelerden çok, ülkeye ait (ulusal) çıkarlar gözetilmektedir. Kapitalizmin motivasyonlarından yalıtılmış ulusal çıkarların önceliği, biçimsel olarak bazı emperyalist politikaları andıran eşitsiz, baskıcı özellikler taşıyabilir. Ancak Çin, dış dünyadaki uygulamalarında bu türden bir sapmadan tamamen değilse bile, büyük ölçüde uzak kalmaya özen göstermektedir. Bunda, ÇKP’nin iktidara, emperyalizme karşı çetin bir mücadeleden sonra gelmesinin etkili olduğunu düşünüyorum. Ülkeler arası ilişkilerde hegemonik yönelişlerin reddi, Çin’in etkili olduğu bağlantısızlar hareketinin ana ilkelerinin başında gelmişti. Çin Halk Cumhuriyeti, uluslararası ilişkilere dönük tüm belgelerinde bu ilkeleri hâlâ hatırlamakta ve hatırlatmaktadır. Bu yöneliş, ulusal çıkarların, “karşılıklı çıkarlar” biçiminde sunulması;  mümkün mertebe de uygulanması sonucunu doğurmaktadır. 

5. Karşı devrimin önlenmesinde siyasi parti, sendika, demokratik kitle örgütlerinin işbirliğinin önemi ve gerçekleştirilmesi konusundaki görüşleriniz nedir?

Bu tür soruların muhatabı, sözünü ettiğiniz partilerin, örgütlerin yöneticileri olmalıdır. Ben böyle bir konumda değilim. 

 

Söyleşi: Feyziye Özberk

 

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Sekreter Yardımcısı

Ankara, 17 Haziran 2017