Tansel Çölaşan: 2017 YILI HEM DÜNYADA, HEM DE TÜRKİYE’DE BARIŞ YILI OLSUN

Atatürk’ün inançla savunduğu Yurtta ve dünyada “barış” içinde yaşamanın tek yolu, ulusların bağımsızlık ve egemenliğine saygının esas olacağı bir dünya düzeninin sağlanmasından geçiyor.

Çağımız değerler sisteminde ise etnik ve dini temeldeki ayrışmalar, UYGARLIKLAR arası çatışma projeleri, uluslararası terörün emperyalizmin aracı olarak kullanılması  gibi nedenler ekonomik refah toplumunun ve demokrasinin,  dolayısıyla dünya barışının önündeki en büyük engeller  olmaya devam ediyor.

Dünya 21. yüzyılda yeniden “Uygarlıklar arası çatışma” çığlıkları  arasında ortaçağa doğru hızla yol alıyor.

Türkiye’de  bugün, Atatürk’ün ölümünden, ama özellikle 1946’da çok partili siyasi hayata geçildikten sonra “sözde” demokrasi kahramanı siyasiler eliyle kurucu değerlerden uzaklaşmanın ve giderek emperyalizme teslim olmanın ağır bedelini ödemekte.

ABD 1980’lerde küreselleşmeyi yeni dünya düzeni olarak dayatırken Ortadoğu’da BOP’un ideolojik altyapısı da hazırlanmış, bu çerçevede: ılımlı, giderek siyasi İslam’ın laik-demokratik yapının yerini alacağı, ulusun etnik, dini, mezhepler temelinde ayrışacağı ve ülkenin siyaseten bölüneceği bir Türkiye planlanmış, 2002’de bu amaçla AKP iktidara getirilmiş, devletin tüm kurumları bu zihniyete teslim edilmiştir. İşte bu kadrolar misyonları gereği 14 yılda milleti etnik, dini, mezhepsel temelde ayrıştırıp hem ülkeyi bölünmenin eşiğine, hem de ulusal menfaatler dışlanarak üst akıla dayalı, yanlış politikalarla iç ve dış kaynaklı terör ve şiddet olaylarının hedefi haline getirmişlerdir.

Bugün Irak ve Suriye silah yoluyla, savaşla bölünmüştür. Türkiye ise demokratik (!) yoldan, Anayasa ile bölünmek istenmektedir. Bombalar ise, sürecin uzamasından hoşnut olmayan iç ve dış kaynaklarca patlatılmaktadır.

2007’de yeni anayasa  ile başlayan bu süreç, 2011’de “açılım”la  birlikte sivil anayasaya, 1 Kasım’da Başkanlığa dönüşmüş, bugün ise partili Cumhurbaşkanı adı ve “ya başkanlık ya bölünme” tehdidi altında dayatılmaktadır.

Amaç Rejim Değişikliğidir; kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sistemi esas alan laik-demokratik düzen yerine tek adam diktatörlüğünde ortaçağ ve bölünme. Üst aklın istediği budur.

Türkiye’nin 200 yıllık Anayasa ve parlamenter sistem geleneği vardır. Emperyalizme karşı verdiğimiz Ulusal Kurtuluş Savaşı, Mustafa Kemal öncülüğünde “ortak aklın ve dayanışmanın” değerini, önemini kavramış kadrolarca kurulan Büyük Millet Meclisi eliyle yürütülmüş, kazanılmış ve Cumhuriyet bu GAZİ Meclis tarafından ilan edilmiştir.

Şimdi, bu şanlı tarih, birileri planladı, birilerinin işine geldi ve iki siyasi parti anlaştı diye silinemez.

Kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sistemi işlevsiz kılacak, yasama, yürütme ve yargı yetkisini tek adamın insafına terk edecek monarşik bir yapı, bölünmüş bir Türkiye ve ortaçağ kabul edilemez.

Cumhuriyet’in kurucu ilkeleri dün ve bugün olduğu gibi yarın da bizler için yol gösterici niteliktedir.

Ülkemizin içine düşürüldüğü bu kaos ortamından çıkması için de tek yol, Atatürk’ün “yurtta barış, dünyada barış” temel ilkesini kavramak ve siyaseten yol haritası yapmaktan geçmektedir.

Atatürk, sadece tehlikeyi atlatana kadar sığınılacak bir liman değildir.

Ülkeyi yöneten zihniyet Cumhuriyetle kavgayı bırakmalı, politikalarını üst akla göre değil, Ulusal menfaatlerin gerektirdiği şekilde, tam bağımsız ve uluslar arası camiada eşit egemen bir ülke olarak belirlemeli, hem ülke hem de dünya barışına katkı koymalı, geçmişin sorumluluğunu da taşımalıdır.

2017 yılı Yurtta ve Dünayada BARIŞ YILI olsun.

 

Tansel ÇÖLAŞAN

Atatürkçü Düşünce Derneği

Genel Başkanı