Sinan Meydan: SENİN OLMAYAN ŞEYİ KAYBEDEMEZSİN!

“Adalar, Lozan Antlaşması’ndan 10 Yıl Önce Kaybedilmişti”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz günlerde “Birileri bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştılar. Şöyle bağırsan sesinin duyulacağı adaları biz Lozan’la verdik.” diyerek Ege adalarının Lozan Antlaşması’yla “verildiğini” iddia etmişti.

Ancak, Türkiye Lozan Antlaşması’nda Meis Adası dışında önemli bir ada kaybetmedi.

   Ege Adaları ve 12 Ada’nın neredeyse tamamı, 1923 yılındaki Lozan Antlaşması’ndan yaklaşık 10 yıl önce kaybedilmişti. İsmet Paşa, Kasım 1922’de Lozan görüşmeleri için İsviçre’ye giderken 12 Ada’da İtalyan ordusu, Ege Adalarında da Yunan ordusu vardı.

En iyisi en başından anlatalım:

Adaların kaybedilme sürecini doğru anlamak için sırasıyla şu antlaşmaları bilmek gerekir.

1.Edirne Antlaşması: (14 Eylül 1829): 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda imzalandı. Savaş sırasında, Yunanistan’ın bağımsızlığını isteyen İngiltere, Fransa ve Rusya, 20 Ekim 1927’de Navarin’de Osmanlı donanmasını yaktı. Ruslar, 1829 Ağustos’unda Edirne, Kırklareli ve Lüleburgaz’ı işgal etti. Savaş sonunda Rus gemileri İstanbul Boğazı’na saldırırken, Ege’deki bir filo da Çanakkale Boğazı’nı abluka etti. 16 maddelik Edirne Antlaşması’na göre Yunanistan bağımsız oldu. Osmanlı Rusya’ya 137 milyon Frank savaş tazminatı ödemeyi kabul etti. Tuna’nın kolları arasındaki Yılan (Serpents) adaları Ruslar’a bırakıldı. Ayrıca Tuna’nın sol sahiline yakın adalarla Müslümanların oturdukları yerler Eflak-Boğdan’a bırakıldı. Daha sonraki 1832 düzenlemesiyle Attik ve Mora Yarımadaları ve bu yarımadaların çevresindeki tüm adalar ile kuzey Sporadlar, Ege’nin ikinci büyük adası Eğribos dâhil yüzlerce ada Yunanistan’a bırakıldı.

  1. Uşi Antlaşması (18 Ekim 1912): 1911 Eylül sonunda İtalya Trablusgarp’a saldırdı. Osmanlı hazırlıksız yakalandı. II. Abdülhamit döneminde donanmanın Haliç’te çürütülmesinden dolayı Osmanlı şimdi çok zor durumda kalmıştı. Osmanlı donanmasının zayıflığından yararlanan İtalya, 12 Ada’ya saldırıp işgal etti. İtalyan donanması Çanakkale’yi geçmeyi bile denedi, ancak başarısız oldu. İtalya’nın bu saldırılarından cesaret alan Balkan ülkeleri de Osmanlı’ya savaş ilen ettiler. Osmanlı donanmasının zayıflığı, Yunanistan’ın da iştahını kabarttı. Yunanistan, Averof zırhlısıyla Ege adalarını, özellikle Midilli’yi işgal etti. İki cepheden kuşatılan Osmanlı, İtalya ile Uşi Antlaşması’nı imzaladı. Bu antlaşma ile Osmanlı, 12 Ada’yı Balkan Savaşı sonuna kadar İtalya’ya bıraktı. Ancak kısa süre sonra başlayan I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı ile İtalya’nın karşı karşıya gelmesiyle adalar İtalya’da kaldı. Böylece 12 Ada, fiilen 1912 ve 1914 yıllarında elden çıktı. Lozan Antlaşması’nın 15. Maddesi bu filli durumun kabulünden başka bir anlamı yoktu. İtalya 12 Ada’yı II. Dünya Savaşı’ndan sonra Şubat 1947’deki Paris Barışı’yla Yunanistan’a bıraktı.
  2. Londra Antlaşması: (30 Mayıs 1913), Atina Antlaşması (14 Kasım 1913): Osmanlı Devleti, I. Balkan Savaşı sonunda çok ağır bir yenilgiye uğradı. Bulgar orduları Çatalca’ya kadar geldi. Edirne kaybedildi. İşte o günlerde Ege adaları Yunanistan tarafından işgal edildi. Osmanlı, 12 Ada’nın ve Trablusgarp’ın işgaline karşı koyamadığı gibi, Ege Adalarının işgaline karşı da koyamadı, çünkü donanması yoktu. Balkan Savaşı’ndan sonraki Londra Antlaşması’na göre Ege Adalarının geleceğinin “büyük devletlerce” belirlenmesine karar verildi. Ayrıca Girit Adası Yunanistan’a bırakıldı. II. Balkan Savaşı sonundaki Atina Antlaşması’yla da Ege Adalarının geleceğinin yine “büyük devletlerce belirlenmesine” karar verildi.
  3. Büyükelçiler Konferansı (Şubat 1914): Ege Adaları Yunanistan’ın elindeydi ama, Osmanlı Devleti, 22-23 Aralık 1913’te büyük devletlere, Anadolu kıyılarına yakın Midilli ve Sakız gibi adaları Yunanistan’a bırakmak istemediğini bildirdi. Ancak büyük devletler, buna karşı çıkınca Osmanlı geri adım attı. Sonuçta Londra’da Büyükelçiler Konferansı toplandı Burada alınan kararlar 14 Şubat 1914’te Osmanlı’ya iletildi. Buna göre Meis adası hariç 12 Ada İtalya’ya, İmroz (Gökçeada) ve Bozcaada dışındaki bütün Ege adaları Yunanistan’a verildi. Osmanlı Devleti bu durumu kabul etmeyerek 15 Şubat 1914’te büyük devletlere bir nota gönderdi. Ancak bir sonuç alamadı. Bu sırada I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Ege Adaları fiilen Yunanistan’da ve İtalya’da kaldı. Türkiye’nin elinde ise fiilen Gökçeada, Bozcaada ve Meis vardı.
  4. Sevr Antlaşması (10 Ağustos 1920): I. Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’yi parçalayıp paylaşmak için Osmanlı’ya imzalatılan Sevr Antlaşması’nın 84. Maddesinde göre Türkiye, Gökçeada (İmroz), Bozcaada, Limni, Semadirek, Midilli, Sakız, Sisam, Nikarya gibi tüm adaları Londra, Atina ve Büyükelçiler Konferansı kararları doğrultusunda Yunanistan’a verecekti. Sevr Antlaşması’nın 122. Maddesine göre Türkiye, İtalyan işgali altında bulunan Stampalia, Rodos, Herkit, Kerpe, Kaşot, Piskopis, İncirli, Kalimnos, Loryos, Patnos, Limpos, Sümbeki, İstanköy, adalar ile bunlara bağlı adacıklar ve Kastellorizo adası üzerindeki bütün haklarından sıfatlarından vazgeçecekti.
  5. Lozan Antlaşması (24 Temmuz 1923): Türkiye emperyalizme karşı savaş meydanlarında kazandığı askeri zaferi, siyasi bir zaferle taçlandırmak istiyordu. Türkiye’nin öncelikli amacı Misak-ı Milli’yi kabul ettirmekti. Misak-ı Milli’de adalar yoktu. Ancak, Misak-ı Milli’nin, “Mondros Ateşkes Antlaşması’na kadar düşman işgali altında olmayan topraklar bölünmez bir bütündür” hükmü gereği adalarda hak iddia edilebilirdi. Misak-ı Milli’ye göre Mondros’tan önce işgal edilmiş adalar için hak iddia etmek mümkün değildi. Lozan’a giden İsmet Paşa heyetine TBMM’nin verdiği 14 talimattan 4. talimat “Ege Adaları”yla ilgiliydi. Orada, “Müzakereler sırasında politika belirlenecek Çanakkale’ye yakın adalar istenecek, güçlük çıkarsa Ankara’dan talimat beklenecek” deniliyordu.

Lozan Görüşmelerinde “adalar” konusu 25 Kasım’da “Toprak ve Asker Komisyonu”nun 6. oturumunda gündeme geldi. İsmet Paşa, kendisine verilen talimat gereği öncelikle Çanakkale Boğazı girişinde Türkiye’ye yakın adaları istedi, diğer adaların ise askerden arındırılmasını talep etti. İsmet Paşa, ilk olarak Gök­çe­ada, Boz­ca­ada, Se­ma­di­rek, Lim­ni, Mi­dil­li, Sa­kız, Si­sam ve Ni­ker­ya (Ahi­ker­ya) ada­la­rı­nı is­temişti.

Yunan Venizolos, bu adalarda yoğun bir Rum nüfüs yaşadığını belirtip bu isteğe karşı çıktı. Onu Lord Curzon destekleyince İsmet Paşa, Müttefiklerin çifte standartlarını gözler önüne sererek: “Bu kadar önemli bir konuda etnik özellikler, en yüksek öneme sahip coğrafi ve siyasal düşüncelerin önüne geçemez” dedi.

İsmet Paşa, daha sonra Gök­çe­ada, Boz­ca­ada, Meis, Tavşan Adaları ve Se­ma­di­re­k‘­in Tür­kiye’ye bı­ra­kıl­ma­sı­nı, Yu­na­nis­ta­n’­a ve­ril­me­si tek­lif edi­len tüm ada­la­rın ise Türkiye’ye bağlı ve özerk olmasını istedi.

Souçta Türkiye Lozan’da, Gök­çe­ada, Boz­ca­ada, Tav­şan Ada­la­rı ve Ana­do­lu sa­hil­le­ri­ne üç mil­den az uzak­lık­ta bu­lu­nan ada­la­rın, adacıkların ve kayalıkların hep­si­ni al­dı. Ayrıca Yunanistan’a bırakılan adaların askerden, silahtan arındırılmasını sağladı. Türkiye Lozan’da fiilen kendisinde olan adalardan Meis’i, kaybetti. (Lozan, Madde: 12, 13, 15, ek XV).

Lozan’daki Türk heyeti, daha önceki antlaşmalarla İtalya’ya veya Yunanistan’a bırakılmamış olan Meis adasını bırakmamak için çok mücadele etti. Meis için alt komisyonda Montagna ile Rıza Nur arasında şiddetli tartışmalar oldu. Ancak Müttefikler bir blok halinde İtalya’ya destek oldu. Bunun üzerine İsmet Paşa, 4 Haziran 1923 tarihli toplantıda Meis’in aslında Türkiye’nin olması gerektiğini anlattıktan sonra “Sırf dünya barışı için çok ağır fedakarlığa razı olarak” Meis konusundaki isteğinden vazgeçti.

8 yıllık savaş maratonundan yeni çıkmış, doğru dürüsüt bir donanmaya sahip olmayan, İzmir’de ve İstanbul’da henüz İngiliz, Fransız donanmalarının olduğu, milletin barışa susadığı bir ortamda adalar konusunda fazla diretmek mümkün olmadı.

Ancak yine de Türkiye Lozan’da adalar konusunda yüzde elli civarında başarılıdır.

Türkiye, Gökçeada (İmroz), Bozcaada, Tavşan Adaları, Meis ve Semadirek adalarında diretmişti. Sonuçta bu 5 adadan 3 ‘ü Türkiye’de kaldı. Ayrıca Müttefiklerin Türkiye’ye vermemek için direndikleri İmroz (Gökçeada)’un büyüklüğü, bu maddedeki adaların toplam büyüklüğünün yarısı kadardı. Yani İmroz’un büyüklüğü, Semadirek, Meis ve Bozcaada’nın toplamının yarısı kadardır. Dolyısıyla Türkiye Lozan’da büyüklük açısımndan istediği ada topraklarının yarısını almayı başardı.

Demem o ki; Ege Adaları ve 12 Ada 1912, 1913, 1914 yıllarında fillen olarak zaten kaybedilmişti. Sevr Antlaşması’na göre tüm Ege adaları Yunanistan’a, 12 Ada ise İtalya’ya bırakılıyordu. Lozan Antlaşması’nda ise Türkiye, daha önce elinde kalan Meis adası dışında önemli bir ada kaybetmedi..

Adaların kaybedilmesinde bir suçlu aranıyorsa o suçlunun, kendisine darbe yapılacak korkusuyla donanmayı 30 yıl Haliç’te çürüten II. Abdülhamit olduğuna hiç şüphe yoktur.

Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bizim olan adaları Lozan’da kaybettik” ifadesi ve bu konuda İsmet Paşa’yı suçlaması gerçeği yansıtmamaktadır

 

Tarihçi Sinan MEYDAN