Prof. Dr. Özer Ozankaya: 3 Mart 1924 Laiklik Yasalarının İslam Dini, İslam Dünyası ve Tüm İnsanlık  İçin Kurtarıcı Niteliği

 

Atatürk, “Türk Kurtuluş Savaşının yalnız Türk ulusu adına ve hesabına değil, tüm ezilen uluslar (ki, en büyük bölümü Müslüman kitlelerdir) için” kurtuluş yolunu gösterdiğini, daha savaş sırasında vurguladığı gibi, savaştan sonraki siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel devrimlerin de, “bütün uygar insanlığın dikkatle üzerinde durmasına değer” olduğunu belirtmiştir.

Türk  Devriminin bu kurtarıcı niteliği, aynı zamanda    İslam Elçisi Hz. Muhammed’in  yüzlerce yıldanberi uzaklaşılıp    unutturulan   asıl muradını da,  yani İslamın asıl özünü de,  3 Mart 1924 Laiklik Yasaları ile gerçekleştirecek nitelikte  olmasında da yatmaktadır.

Bu yasalarla temelleri atılan çağdaş  Türk siyasal ve toplumsal kurumlarına İslam dini adına yapılan saldırı ve eleştirileri etkisiz kılmada  Atatürk’ün özenle kamuoyuna mal ettiği  bu özün, Atatürk’ten sonra  unutturulmasına engel olunamaması, şaşılacak bir başarısızlık ya da savsaklama olmuştur, kanısındayım.

Hz. Muhammed’in muradı, yani elçilik ettiği dinin özü, yüzlerce yıldır   geniş kitlelere gerektiği gibi açıklanıp mal edilmeyen şu temellerinde saklıdır:

  1. a) Peygamberliğe son vermesi,
  2. b) Kendisine insan-üstü   nitelik verilmesini önleyecek tüm önlemleri alması
  3. c) Din adamlığına son vermesi
  4. d) Gidilmesi zorunlu bir ibadethaneye yer vermemesi.

 

Bu ilkeler, İslamın temel kaynağı Kur’an’da, özellikle “insanın aklını kullanmakla yükümlü kılınması”yla yaptırıma bağlandığı gibi, Hz. Muhammed’in gerçekliği kanıtlanmış (uydurulmuş olmayan) uyarılarında (hadislerde)  da, zaman ve yerin koşullarına göre yeni yorumlar yapılması gereğini  vurgulamasıyla   desteklenmiştir.  Bunlara, Türk Devriminin de vurguladığı  yalnızca birkaç örneği anacak olursak:

 

“Beşikten mezara değin, bilim ardında koşunuz.”; “Bilim Çin’de de olsa gidip alınız.” (Demek ki tüm bilim Kur’an’dan  ibaret değildir.); “Bilim iki türlüdür:  bedenlerin (yani    maddi varlıkların) bilimi; ondan sonra da dinlerin (tek dinin de değil!) bilimi.”

Hz. Ömer’in kadı (yargıç) atamak üzere yaptığı sınavda, “Kur’an’da, Hadislerde, İcma-ı Ümmet’te öngörülmüş olmayan (= yeni!) bir durum için nasıl karar vereceklerini” sorup, “Ben içtihat ederim.” (yani, “Yeni kural koyarım”) diyen adayı, “İşte kadı budur!” diyerek atamış olması.

Bu araştırma ve yeni  yorumlar yapma özgürlüğü, Türkiyemizde de, Cumhuriyetle birlikte basın-yayın ve eğitim kurumları aracılığıyla kitlelere ulaştırılmaya başlanan öğretilerinde, hem de şiir ve müziğe dökülüp okur-yazar bile olmayan kitlelere aktarılıyordu:

 

Hacı Bektaş

 

“Hararet nârdadır (ateştedir), sacda değildir,

Keramet baştadır (akıldadır), tâcda değildir,

Her ne arar isen kendinde ara,

Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir!”

diyordu.

 

Yunus Emre de şunu söylüyordu:

 

“Şeriat (din) bir gemidir, hakikat (yaşamın gerçekleri) denizidir;

Ne denli sağlam olsa geminin tahtaları,

Ona dalga vurdukça, aşınıp gidesidir.”

 

Çok acıdır ki,  bu kitle aydınlatma atılımı 1950’den sonra durdurulup tersine çevrilmeğe başlanmış, eğitim kurumlarında ve örneğin Diyanet İşleri Başkanlığının 10.000 sayfalık İslam Ansiklopedisinde hiç sözü edilmez olmuştur.

 

Oysa 3 Mart 1924 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yaptığı

 

–          Halifeliğin kaldırılması

–          Din İşleri Bakanlığının (Şer’iye vekâleti) kaldırılması

–          Eğitim ve öğretimin birleştirilmesi

 

yasaları, Hz. Muhammed’in getirdiği dinin özünü yüzlerce yıldan sonra yeniden uygulamaya koyuyor ve İslam dini ile bu demokrasi ilkeleri arasında bir çelişki olmak şöyle dursun, İslamın özünün gerekleri olduğunu gözler önüne koyuyordu.

Başta Türk Medeni Kanunu olmak üzere, çağdaş eğitim ve bilim kurumlarının kurulması, kadınların bütün toplumsal ve siyasal haklarına kavuşması, yazı ve dil devrimleri, .. hep İslam dininin yukarıda vurgulanan   özü ile anlaşılması sağlanarak gerçekleştirildi.

Bu gün de, 3 Mart Laiklik Yasaları’nın bu özelliğinin vurgulanması, özellikle başta İmam Hatip okulları olmak üzere eğitim kurumlarında ve  Diyanet İşleri Başkanlığının hutbe ve vaızlarında   İslam’ın yukarda belirttiğimiz bu  değerlerinin ön planda tutulması, İslam dünyasını ayakları altında çiğneyen sömürgeci devletlerin  bir kez daha yenilgiye uğramalarını, Türkiye’yi yıkma projesi olan Tek Adam Anayasasının  Türk ulusunca reddedilmesini sağlayacak; sömürgeci BOP’un Cumhuriyet  kurum ve değerlerimize  yaptığı ve özellikle AKP yönetiminde yıkım ölçeğine varan baltalamalardan kurtulmamızı,   İslam dünyasının ve onun önemli parçası Orta Asya Türklüğünün de   bu dinin yukarda belirttiğimiz ve yüzlerce yıldır habersiz  bırakıldığı   asıl özünü öğrenerek,      bağımsızlık, özgürlük, barış, bilim ve gönence ulaşma yoluna girmesine örneklik edecektir kanısındayım.

Atatürk, Türk Devriminin   dünya ölçeğindeki  bu verimlerini vereceğine inandığı kurtarıcı sonuçlarını “tasarlarken kendimden geçiyorum” demişti!

BOP ve AKP karanlığı ölçeğine varan sömürgeci saldırılarını yeneceğine inandığım 3 Mart Laiklik (=demokrasi) Yasalarının 93. Yıldönümünü kutlarken, Hz. Muhammed Mustafa’nın  özgürleştirici muradını  gerçekleştirmenin çağımızdaki temellerini atan Mustafa Kemal Atatürk’ü  saygı ve gönülborcu ile anıyoruz.

 

Bknz.:

Özer  Ozankaya, Türkiye’de Laiklik (CEM Yay.)

Cumhuriyet Çınarı (CEM Yay.)

Toplumbilim (CEM Yay.)