ADD SANAL MAĞAZA

Juniors converted eating

Rushed marriages markets owner latin hen

Altogether charming submarine prefer nick miriam logical. Shame repair testament crowd overcome documents. Extending commodities waste emergency mobile plain. Sink recommendations

Mattis quis senectus lobortis adipiscing felis vel commodo integer elit vel. Ut quis at nibh quisque urna urna habitant nam morbi turpis. Vivamus tempor massa sit scelerisque parturient nibh id wisi semper elit. Justo velit malesuada ut Mauris lorem pretium tincidunt enim odio elit. Elit mauris justo magna vel consequat sit vestibulum vel nunc velit. Libero gravida.

Schedule

Start Event Sed nam cursus velit pede ut sit vitae In proin porttitor. 8:00 AM - 9:00 AM
Volutpat ac sem Tempor natoque pulvinar lacinia semper in auctor quam fringilla tortor id. 10:00 AM - 10:30 AM
Start Event Sed nam cursus velit pede ut sit vitae In proin porttitor. 10:30 AM - 11:00 AM
Start Event Consequat curabitur vitae nibh et ut orci senectus quis accumsan sem. 11:00 AM - 11:30 AM
Ornare nulla Leo sed hendrerit libero nunc mattis vestibulum morbi morbi phasellus morbi. 11:30 AM - 18:00 PM
Vestibulum vel gravida

Vestibulum vel gravida nunc wisi ligula porttitor pellentesque donec suspendisse lorem. Lacinia turpis semper lobortis mollis tempus nulla at tincidunt justo id.

Nam id urna magna laoreet eget

Nibh ipsum lacus aenean curabitur ornare lobortis nunc tristique tempor in. Nam id urna magna laoreet eget maecenas orci interdum proin interdum.

Cursus et auctor sem

Magna vestibulum elit dictum sagittis nam congue vivamus sagittis neque amet. Cursus et auctor sem mattis lacus egestas nibh enim elit congue.

Laoreet tempus vestibulum in tortor tortor aenean fames id wisi enim. Quis id consequat nulla tempus maecenas est lorem parturient ante pretium. Lacinia faucibus consectetuer vestibulum elit quisque at et ultrices sed libero. Ut nam eu nunc enim curabitur non metus eu turpis eget. Aenean laoreet vitae morbi vestibulum vestibulum sociis tellus interdum cras.

Sed nam cursus velit pede ut sit vitae In proin porttitor. Volutpat ac sem adipiscing phasellus nibh pellentesque nibh enim arcu lorem. Tempor natoque pulvinar lacinia semper in auctor quam fringilla tortor id. Ut ut lacus arcu justo quis vitae congue dui lorem nam. Convallis turpis convallis nec lorem magna orci euismod velit pellentesque orci. Ornare nulla proin adipiscing.

Get Ticket

Mudanya Ateşkes Antlaşmasının (Mudanya Mütarekesi) 95. yılını kutluyoruz. Ulusal Kurtuluş Savaşımızla elde edilen büyük zaferi küçümsemek, yok saymak isteyenler, Mudanya Ateşkes Antlaşmasını ve önemini de görmezden geliyorlar.

Muzaffer Türk Ordularının İzmir’e girmesi üzerine, İtilaf devletleri Büyük Millet Meclisi Orduları Başkomutanı Mustafa Kemal Paşa’ya ateşkes çağrısı yaptılar. Ateşkes çağrısı İzmir’in kurtuluşundan sadece 10 gün sonra, 19 Eylül günü yapılmış ve Türk kuvvetleri Trakya bölgesini kurtarmak üzere İstanbul ve Çanakkale istikametinde yürüyüşe geçmişti.

Ateşkes görüşmeleri için yoğun temasta bulunanlar, Fransız Başbakanı Poincare, İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon ve İtalya’nın Paris Büyükelçisi Kont Sforza idi. Savaşta perişan olan Yunan ordularıydı. Ancak ateşkes için harekete geçen üç emperyalist devlet temsilcisiydi.

Ulusal Kurtuluş Savaşımızı küçümsemek isteyenler, Türk Ordusunun bu kutsal savaşta zayıf durumdaki Yunan ordusu ile çarpıştığını, ya da emperyalist devletlerin bir savaş tiyatrosu oynadığını iddia ediyorlar. Oysa 1914 yılında başlayan Birinci Paylaşım Savaşının başından itibaren Türkiye, Düveli Muazzama adı verilen emperyalist ülkelerle tam bir ölüm kalım savaşı vermiş, Osmanlı Devletinin 30 Ekim 1918 tarihinde imzaladığı Mondros Ateşkes Antlaşması ile, 10 Ağustos 1920 tarihinde imzaladığı Sevr Antlaşmasını Kuvayı Milliyeciler yırtıp atmış, 9 Eylül 1922 günü muzaffer Türk Ordusu İzmir’e girmiştir.

İzmir’in, ardından da Bursa’nın kurtulması ile Trakya’nın da kurtulacağını gören işgalciler acele ateşkes çağrısı yapmışlardır. 

Savaşların değişmez kuralıdır. Kiminle savaşırsanız, ateşkesi de, barış antlaşmasını da onlarla yaparsınız.

Bu gerçeği görmek için Bursa’nın Mudanya ilçesindeki Mütareke Müzesindeki tabloyu görmek yeterlidir. Mütareke Müzesinde ateşkes görüşmelerinin yapıldığı tarihi mermer masanın etrafında, görüşmeleri yürüten tarafları temsil eden mankenlerin kimler olduğuna baktığımızda, aslında muzaffer Türk Ordusunun kimlerle savaştığını görürüz. Masanın bir tarafında İsmet Paşa, diğer tarafında ise, İngiliz temsilcisi General Harrington, Fransız temsilcisi General Charpy, İtalyan temsilcisi, General Monbelli’yi temsil eden mankenleri görürüz. 3 Ekim günü başlayıp 11 Ekim günü sona eren görüşmeler sürerken, Yunan temsilcileri Mudanya açıklarında demirli İngiliz zırhlısında kendine verilen görevi başaramamış insanların suçluluğu içinde beklemektedir.

Görüşmeler başlarken, İsmet Paşa bu durumu görüşmesi itilaf devletleri heyetine sorar. Bu olayı İsmet Paşa anılarında şöyle anlatmaktadır. “…Ben mütareke heyetine Yunan heyeti nerede diye sordum. Yoktur. Gelmediler dediler. O halde bir neticeye varalım. Yunanlılar bunu ( konferansın sonuçlarını) kabul etmeye mecbur olacaklardır dedim. İtiraz etmediler…”

Çok çetin geçen Lozan barış görüşmelerinde de aynı tablo tekrarlanmış tartışmalar esas olarak İtilaf Devletleri temsilcileri ile yapılmıştır.

Hem Mudanya’da, hem de Lozan’da masada olmayan bir taraf daha vardır. Onlar da savaşın dolaylı mağlubu Osmanlı Hükümetidir. Osmanlı Hükümeti Mudanya’ya hiç çağrılmamış, Lozan’a ise İtilaf Devletlerinin manevrası ile Mudanya Ateşkes Antlaşmasından hemen sonra davet edişmiş, ancak, Büyük Millet Meclisinin ve Mustafa Kemal Paşa’nın  bu girişime yanıtı çok ağır olmuştur. Büyük Millet Meclisi ilk büyük devrimini 1 Kasım 1922 günü yaparak saltanatı kaldırmış ardından son Padişah Vahdettin İngiliz gemisi ile kaçarak ülkeyi terk etmiştir. Böylece Lozan’da yapay bir taraf kalmamıştır. Ulusal Kurtuluş Savaşımıza saldıranlar bu nedenle de Mudanya Ateşkes Antlaşmasına düşmandır.

Mudanya Ateşkes Antlaşmasının bir diğer önemli sonucu da tek mermi atmadan tüm Trakya ve boğazların kurtarılması olmuştur.

Kuvayı Milliyeciler, Ulusal Kurtuluş Savaşımızda emperyalizm ile çarpışmış, sonunda da onlarla ateşkes ve barış antlaşması yapmışlardır. Kim ne derse desin, gerçek bundan ibarettir.

Kahramanlarımızı bir kez daha saygı ve minnetle anıyoruz.

Lütfü Kırayoğlu

09.10.2017  

 

Aşağıdaki yazı Atatürkçü Düşünce Derneği Aydın Şubesi’nin kurucu başkanı Erol Ertuğrul’a aittir. Ertuğrul, dokuz yıl Aydın ADD başkanlığını yapmıştır.

Erol ERTUĞRUL

Ankara'da İlahiyat Fakültesi, Hukuk Fakültesi'nin bitişiğinde bir binadaydı. Bahriye Üçok, İlahiyat Fakültesi'nin hem ilk kadın akademisyeni, hem ilk kadın doçenti ve hem de ilk Atatürkçü öğretim üyesiydi. Prof. Dr. Bahriye Üçok o yıllarda Cumhuriyet gazetesinin ikinci sayfasına bir yazı gönderir. Sayfayı yöneten Sami Karaören, bu yazıyı beğenir ve ertesi günkü gazetede yayımlar. Üçok, yazısının yayımlanması üzerine Sami Karaören’i telefonla arayarak teşekkür eder. İleriki günlerde bir kaç yazı daha gönderir. İlahiyat Fakültesi'nden bir öğretim üyesinin, Cumhuriyet gazetesinde böyle aydınlık yazılar yazması ilgi ile izlenir. Bahriye Üçok, İstanbul’a geldiğinde Cumhuriyet gazetesine uğramayı ihmal etmez. Gazeteci Karaören ile tanışır. Yazılar vasıtasıyla güzel bir dostluk başlar... Bu görüşmeler Ankara'ya geliş gidişlerde de devam eder...

PANELDEN HATIRALAR            

Bir gün Trabzon Belediye Başkanı, Sami Karaören'e telefon eder, onu Lozan Konferansı'na davet eder. Karaören önce bu isteği kabul etmez. Belediye Başkanı "Uğur Mumcu’yu da çağırdım, o Sami Beyi mutlaka ikna et o gelsin, dedi" diye de ekler. Karaören, bu ısrar karşısında öneriyi kabul eder. Panelistleri Karaören belirler. Panel’e konuşmacı olarak Erdal İnönü, Hasan Esat Işık da çağrılır.  Karaören yönetici konuşmacıdır. Çok güzel bir panel olur. Karaören’in eşi Mehcure Hanım da onlarla birliktedir. Salondaki izleyiciler kadar da dışarıda dinleyenler vardır. Panel sürerken Karaören'in önüne bir not konulur ve panel bitiminde dışarıda onları bir aracın beklediği ve onları bir bahçeye götüreceği belirtilmektedir.

TRABZON'DA KONUKLARI OLDULAR

Panelden sonra Erdal İnönü'yü partililer gelip alır. Hasan Esat Işık ile Karaören bahsedilen araçla bahçeye götürülür. Orada onları bir gurup hanım karşılar. Derken masaya oturulur ve yemek faslı başlar. 'Çay mı, içki mi istersiniz' sorusu üzerine masmavi denize bakan yemyeşil bu bahçede bir kaç kadeh içilir. Sohbetler koyulaşır... Hasan Esat Işık, 1971 yılında Paris Büyükelçisi iken, Fransa’nın Marsilya şehrinde Ermeni anıtı açılması üzerine, Ankara'ya bile danışmadan durumu protesto ederek gelen bir diplomatımızdır. Bu çıkıştan dolayı gözler üzerindedir. Yemek yenilir. Artık kalkma vaktidir. Arabaya binilir ve Karadeniz'in o doyulmaz maviliği ve yeşilliği içinde ilerleyen araç, bir tepeye tırmanır. Tırmandıkça karşıda büyük bir konak belirir. Araç da bu konağın bahçesine girer ve kapılar açılır. Bahriye Üçok ve eşi Coşkun Üçok kapıda onları karşılar. Bahriye Hanım önce gelenleri tanıyamaz. Sonra yaklaşır ve tanır...  Sarılırlar... İki dost birbirine tekrar kavuşmuştur. Güzel bir sürpriz olur.

Malum Bahriye Hanım Trabzonlu'dur. Konak da onların... Bahriye Hanım "Sizi bırakmam" der ve konuklarını bir süre ağırlar. Karaören, bu vesileyle Bahriye Hanımın eşi tarihçi Prof. Dr. Coşkun Üçok ile de tanışmış olur. Sohbetin bir yerinde Karaören, Coşkun Bey'e Ordu ilinde yaşayanların neden Karadeniz şivesi ile konuşmadıklarını sorar. Prof. Coşkun Üçok, Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u aldıktan sonra ordusunu burada konaklattığı ve Anadolu’dan buraya insanların yerleştirildiğini; Ordu'nun adının da Osmanlı Ordusunun burada konaklamasından dolayı verildiğini belirtir.

EŞİ HOCAMDI                

1988 yılında kaybettiğimiz rahmetli Coşkun Üçok, Ankara Hukuk Fakültesi'nden benim ve eşimin de hocasıydı... Coşkun Bey, Kur’an'ın ve ezanın Türkçeleştirilmesinden yanaydı. Bir derste "Fransızlar, İngilizler Türkçe konuştukları zaman şiveleri bize nasıl hoş geliyorsa, Ezanı ve Kur'an'ı Arapça okuduğumuzda da Arap'a hoş geliyor. Çünkü şiveyi veremiyoruz" demiş hepimizi düşündürüp güldürmüştü. Yıllar sonra ben Manavgat Kaymakamı iken 1980 yılı yazında Coşkun Üçok ve Bahriye Üçok kızları Kumru ile Manavgat’a gelmiş ve bir öğlen yemeğinde bize konuk olmuşlardı. Fakülte yıllarından konuşmuştuk. Gösterdiğimiz sevgi ve saygı kızlarını şaşırtmıştı. Oysa geçmişimiz vardı... Üçoklar aydınlanmacı, özgür düşünceli ve Atatürkçü öğretim üyeleriydiler. Erken kaybettik.

1990 YILINDA KATLEDİLDİ              

Bahriye Üçok derslerinde ve yazılarında İslâm dininin hurafelerden, yalanlardan, tarikatlardan kurtulmasını savunur; bunun için uğraşır, bu yolda kitaplar yazardı. Doğal olarak bu yazdıkları, söyledikleri din tüccarlarının işine gelmezdi ve kendisi bu nedenle dinci ve bölücü örgütlerin hedefi olmuştu. Tehditler alıyordu. 1971 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından kontenjan senatörü olarak Meclis'e girmişti. 1984 yılında da Milletvekili olmuştu.

Muammer Aksoy, Turan Dursun, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı... Hepsi de Atatürk Cumhuriyetinin yılmaz savunucuları ve yükselmekte olan dinci gericiliğe karşı laiklik barikatını kuvvetlendirmeye çalışan isimlerdi. FETÖ gibi Amerikancı yobazlığın önünü açmak için engel olarak görüldüler ve Gladyo suikastlarıyla katledildiler. Bu kapsamda, ADD kurucularından ve SHP Parti Meclisi Üyesi Doç. Dr. Bahriye Üçok'u, 6 Ekim 1990 günü evine gönderilen bombalı paketin elinde patlaması sonucu kaybettik. Üçok, o günlerde başlayan türban tartışmasında derin bilgi ve cesaretiyle gericilerin saldırılarını göğüslüyordu.

Ben Ankara 2. numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesinde görülen Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy Umut Davası'na Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkezinin avukatı olarak katıldım. Bu dava da anılan saygın Atatürkçülerin avukatlığını yapmış olmaktan ötürü de onur duyuyorum.

Cumhuriyet gazetesi yazarı ve üniversiteden arkadaşım Uğur Mumcu, onun ardından şunları yazmıştı: "Bahriye Üçok niçin öldürüldü? Bu sorunun yanıtı bellidir. Atatürk ilkelerini savunduğu için... Terör her geçen gün biraz daha artıyor. Devlet, bu kanlı gösterileri gözünün ucuyla izliyor. İslâmi Hareket adlı örgüt Aksoy'u da Üçok'u da öldürdüklerini açıklıyor. Bu örgütü kimler yönetiyor? Bu örgüt, bir komşu ülkeden mi yönetiliyor? Bu örgütün Almanya'da adamları ve silahlı militanları mı var? Aksoy cinayeti susturucu takılmış bir silah ile işlendi. Emeç cinayetinde de susturucu kullanıldı. Kimler uçlarına susturucu takılmış silah kullanır? Kimler bu tür bombaları yapabilir? Ve daha da önemlisi; kimler cinayetlerden sonra polisin giremeyeceği yerlere gizlenir? İslâmcı terör örgütleri kimler? Bunları kimler kurmuş?" (Cumhuriyet, 9 Ekim 1990.) 

TBMM Başkanı İsmail Kahraman, TBMM'nin 26’ncı Yasama Dönemi’nin 2. Yasama Yılı’nın birinci birleşimini açış konuşmasında,  “141 yıllık Meclis geleneğimiz var.” diyerek, Türk milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı ve Türk halkının egemenliğini ilân ettiği 23 Nisan 1920 tarihinin önemini kavrayamadığını açıkça göstermiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu ve ilk başkanı olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 97 yıllık bir geleneği vardır; 141 yıllık değil!..

Mondros Ateşkes Anlaşması'yla 1. Dünya Savaşı'ndan yenik ayrılan, ve Meclisi İtilaf Devletleri tarafından dağıtılmış olan Osmanlı Devleti’nin  Mebusan Meclisi ile  Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin aynı geleneğe bağlı kabul etmek, Cumhuriyetin ilanını kabul etmemektir.   

Meclis Başkan Kahraman üstelik, açış konuşmasında, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün adını anmamakla, bulunduğu makamın Türk milleti için ne derece önemli, saygıdeğer tarihi bir makam olduğunun bilincine varamadığını da ortaya koymuştur. TBMM Başkanı olarak, Türk milletinin değerlerini hiç yokmuş saymak, tarihi gerçekleri çarpıtarak ya da değiştirerek anlatmak, kasıtlı ve bilinçli olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusunun adını anmamak, Cumhuriyetimize ve milletimize yapılmış en büyük bir saygısızlıktır.

T.C Anayasası, "kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;” nı belirtir. Ama, Kahraman, açış konuşmasında "vekillerimiz tam bir cihat ruhuyla çalıştılar" diyerek, Müslüman âlemi için dini bir görev olan bir unsuru TBMM’nin değerlerine ve işlerine karıştırarak Anayasal bir suç da işlemiştir.

Biz, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerine ve ülkemizin bölünmez bütünlüğüne inanan Atatürkçüler,  Çanakkale ve Kurtuluş Savaşları kahramanı, Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük Devlet Adamı Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk'ü anmayan, Atatürk ilke ve devrimlerini, evrensel gerçekleri inkar eden, Anayasa’ya aykırı davranan bir TBMM Başkanı’nın bu yüce koltukta oturmasını istemiyoruz!

 

Atatürkçü Düşünce Dünya Platformu 

Yönetim Kurulu

 

          Nutuk, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Milleti’ne yaptığı tarihsel konuşmadır. Atatürk bu söylevini 15 – 20 Ekim 1927 tarihleri arasında, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Ankara’daki ikinci kurultayında gerçekleştirmiştir. Atatürk söylevini altı günde, otuz altı buçuk saatte tamamlamıştır.

          Atatürk Nutuk’ta kendi deyişiyle: “Ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun bağımsızlığını nasıl kazandığını; bilim ve tekniğin en son ilkelerine, kısıntısız koşulsuz ulus egemenliğine dayanan, tam bağımsız ve çağdaş Türk Devleti’ni nasıl kurduğunu” anlatmaya çalışır.

          1925 yılında, Devrim karşıtı Şeyh Sait ayaklanması’ndan sonra, Takriri Sükun Yasası çıkarılmış, gerici Terakkiperver Fırka kapatılmış ve İstiklal Mahkemeleri kurulmuştur. Bu ortamda, Devrim’in ödünsüz ve kararlı gücüyle, “Kuruluş”un temel Devrim yasaları arka arkaya çıkarılmıştır. 1927 yılına gelindiğinde, Şapka Devrimi ve Giysi Devrimi yapılmış, Tekke – Türbe – Tarikatlar kaldırılmış, Takvim ve Saatler değiştirilmiş, Yurttaşlık Yasası başta olmak üzere temel devrim yasaları yürürlüğe girmiş ve İstiklal Mahkemeleri’nin görevi de bitmiş bulunuyordu.

          Nutuk’ta, Osmanlı Devleti’nin emperyalist devletlerce paylaşıldığı ve vatanın işgal edildiği günlerden başlayarak Bağımsızlık Savaşımız, Cumhuriyetimizin kuruluşu ve devrimlerin yapılışı anlatılır.

          Bir milletin maddi ve manevi bütün güçlerini harekete geçiren “Kuvayı Milliye” ruhunun uyanışı; işbirlikçi Saray’a karşı verilen mücadele; Atatürk önderliğindeki milletin “Ya İstiklal Ya Ölüm” ilkesiyle, korkusuzca ve inançla başardığı Bağımsızlık Savaşının evreleri; ulusal egemenliğe dayalı tam bağımsız Türk Devleti’nin kurulması; çağdaş uygarlık yolunda gerçekleştirilmiş devrimler anlatılır. Bu bir tarih, bizim “Kurtuluş” ve “Kuruluş” tarihimizin eseridir. Bu tarihin, tarihi yapan tarafından yazıldığı benzersiz bir eserdir.

          Nutuk, sadece geçmişte yaşanmış bir dönemin öyküsü değildir. Ömrünü tamamlayıp çökmüş Osmanlı Devleti’nin yıkıntısı arasından nasıl çağdaş bir ulus devlet yaratıldığının destanıdır. Varlığını Türk varlığına adamış üstün bir komutan, devrimci bir önder, ufku geniş bir devlet adamı olan Atatürk’ün sadece askeri ve siyasal eylemlerini anlatmaz. Bunun yanı sıra, Türkiye Cumhuriyeti’ne şekil veren düşünce ve görüşlerini de yansıtır.

          Atatürk, geleceğe yürüyen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yol haritasını da çizer: “ Ulusumuzun güçlü, mutlu ve sağlam bir düzen içinde yaşayabilmesi için, devletin bütünüyle ulusal bir siyasa gütmesi ve bu siyasanın iç örgütlerimize tam uyumlu ve dayalı olması gereklidir. Ulusal Siyasa demekle anlatmak istediğim şudur: Ulusal sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi gücümüze dayanarak varlığımızı koruyup ulusun ve yurdun gerçek mutluluğuna ve bayındırlığına çalışmak; gelişigüzel, ulaşılamayacak istekler peşinde ulusu uğraştırmamak ve zarara sokmamak; uygarlık dünyasının uygarca ve insanca davranışını ve karşılıklı dostluğunu beklemektir.”     

          Nutuk, bu yüzden bu güne de yarına da ışık tutar. Atatürk Nutuk’ta: “ Ulusum için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtebilmiş isem kendimi mutlu sayacağım” der.

          Atatürk Nutuk’un sonunda: “Bu gün ulaştığımız sonuç, yüz yıllardan beri çekilen ulusal yıkımların yarattığı uyanıklığın ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır. Bu sonucu, Türk Gençliğine kutsal bir armağan olarak bırakıyorum” der.  Sonra, tüm Nutuk’u özetlediği son sözleriyle, Türk geleceğinin gençlerine seslenir: “ Ey Türk Gençliği! Birinci ödevin; Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyeti’ni, sonsuzluğa değin korumak ve savunmaktır. Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur…”

          Siyasal İslam görüşündeki iktidarlarca, ülkedeki bütün okulların İmam Hatipleştirilmesine ve müfredattan/öğretim konularından Atatürk’ün çıkarılmasına çalışılan günümüzde; eğitim – öğretimin ulusallığı, bilimselliği ve birliği ortadan kaldırılmıştır. Bu duruma gelinmesinde, Nutuk’un okullarda ders olarak okutulmamasının payı büyüktür.  Okullarımızda ulusal tarihimizi Atatürk’ten öğrenerek yetişecek ve yürekleri vatan, millet, Atatürk sevgisiyle dolacak gençlerimizin “birinci ödev”lerini hiçbir zaman unutmayacağı bilinememiştir.

          Vatan, Türk Milleti, Atatürk varsa biz varız. Yaşadığımız şu günlerde olan bitene ve olması istenilenlere bakınca kendimize sormadan edemiyoruz: Atatürk’ü unutturma, laik ulus devleti bölme ve yıkma heveslilerinin acaba Nutuk’tan ve Türk Gençliği’nden hiç mi haberleri olmadı?

GÜNGÖR BERK

ADD BDK ÜYESİ