İRTİCA BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

Sözlüklerde “irtica”, yapılan bir yeniliğe karşı çıkarak eskiye dönmeyi isteme, “gericilik” olarak tanımlanıyor. Yakın tarihimize bakınca gericilik hareketlerinden geçilmediğini görüyoruz. Osmanlı Devleti’nin gerileme döneminde, bozulan düzeni düzeltmek amacıyla yapılmak istenen yeniliklere, yeni düzen arayışlarına karşı gerici kesim hep başkaldırdı.
          1622 de Genç Osman, Yeniçeri ve Sipahi Ocakları yerine yeni bir ordu kurmak ve yasaları çağın koşullarına göre düzenlemek istedi. Ama düzen değişikliğine direnen Yeniçeri ve Sipahiler isyan etti ve Genç Osman’ı da, sadrazamı da, yenilikçi devlet adamlarını da öldürüp bunu engellediler. Bozuk düzen, isyancıların tahta oturttukları Birinci Mustafa’yla devam etti. Hatta 1656 da, peygamberden sonra yapılan her şeyi haram sayan ve camilerin birden fazla minareleri başta olmak üzere her şeyi ortadan kaldırmak isteyen Kadızadeliler’in isyanı güçlükle bastırılabildi.
          1730 da, Genç Osman’dan yüz yıl sonra, Patrona Halil önderliğindeki gericiler başta matbaanın kurulması, her türlü yeniliğe karşı isyan ettiler. İsyancılar yeni yapılan köşkleri bile yıkıp yağmaladılar ve padişah Üçüncü Ahmet’i tahttan indirip Birinci Mahmut’la yola devam ettiler.
          1807 de, padişah Üçüncü Selim yenileşme hareketini yeniden başlattı. Nizam–ı Cedit adıyla bir ordu kurup askere “kafir elbisesi” de giydirince Kabakçı Mustafa önderliğindeki gericiler isyan etti. Yine kan dökülüp padişah tahttan indirildi ve Dördüncü Mustafa tahta çıkarıldı. Bir yıl sonra Alemdar Mustafa Paşa’nın Sekban-ı Cedit ordusunu kurmaya kalkması da kanlı bir şekilde engellendi.
          Arada ufak tefek iyileştirmeler yapılmış olsa da çağın çok gerisine düşen Osmanlı Devleti’nin çöküşü devam etti. 1909 yılına gelindiğinde, İkinci Meşrutiyet’ten sonra 31 Martta, Taşkışla’daki Avcı Taburları isyan etti. Mektepli subaylarla hükümet ileri gelenlerinin “kafir” olduklarına, dini kaldıracaklarına inandırılmışlardı ve devleti şeriat düzenine sokmak istiyorlardı. Padişah Abdülhamit, hem şeriat hem de meşrutiyete uyulacağını açıklasa da isyan devam etti. Selanik’teki redif tümeni ve ordu kumandanı Mahmut Şevket Paşa olaya el koydu. Kurmay başkanlığına Mustafa Kemal’in getirildiği, Hüseyin Hüsnü Paşa komutasındaki “Hareket Ordusu” asileri bertaraf etti.
          Bundan sonraki süreçte olanlar: Osmanlı Devleti’nin çöküşü, Mustafa Kemal önderliğinde kazanılan “Bağımsızlık Savaşımız” ve gerçekleştirilen Türk Devrimi’yle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşudur.
          Mustafa Kemal: “Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimin amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve biçimiyle uygar bir toplum haline ulaştırmaktır. Devrimimizin temel ilkesi budur. Bu gerçeği kabul etmek istemeyen düşünüşleri yok etmek zorunludur. Şimdiye kadar ulusun beynini paslandıran, uyuşturan bu düşünüşte bulunan insanlar olmuştur. Herhalde düşüncelerde yer alan boş inançlar tamamen atılacaktır. Onlar çıkarılmadıkça beyne gerçeğin ışıklarını yerleştirmek olanaksızdır.
          Beyler ve ey ulus, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar(tarikata bağlılar) ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat, uygarlık tarikatıdır.
          Biz uygarlıktan, bilim ve fenden güç alıyoruz ve ona göre yürüyoruz. Başka bir şey tanımıyoruz.“ diyerek akıl ve bilime dayanan çağdaşlaşma yolunu açmıştır.
          Laik Cumhuriyetin “kuruluş” aşamasında, Mustafa Kemal’in siyasete karıştırmadığı ordu devrimin destekçisi olmuştur. Hızla ve peş peşe yapılan devrimlerle getirilen laik, çağdaş devlet ve toplum düzenine karşı olanlar ise “gerici hareketlere” kalkışmaktan geri durmamışlardır. Cumhuriyetin ilk yıllarında başlatılan isyanların amacı laik devleti yıkmak, yerine Kuran esaslarına göre bir din devleti getirmek olmuştur. Genç Cumhuriyet bunları gericiliğe ödün vermeden ve devrimin kararlı gücüyle bastırmıştır.
          Ama hep kullanılmasına alışık olduğumuz sözcükle “irtica”, yani gericilik, dini kullanarak çıkar sağlamak isteyenlerin başını çektiği bu toplumu aydınlıktan karanlığa götürme ihaneti yine de bitmemiştir.
          Türkiye’de bu gün de yaşanan budur.
GÜNGÖR BERK
 ADD / BDK ÜYESİ